OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İçiçe Geçmiş Üç Sapkın Düşünce


Bugün Budizm'i dünya gündemine getiren en büyük nedenlerden biri, bu dinin geleneksel coğrafyası olan Uzakdoğu'daki varlığı değil, Batı dünyasında yapılan propagandasıdır. Bu propagandanın başlangıç tarihi 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında ise Budizm gidererk ilgi çekmek ve "orjinal" olmak isteyen insanlar için bir moda haline gelmeye başlamıştır. Budizm modasının başlangıcı özellikle 1960'lardaki pop kültürüne dayanır. O yıllarda Batı gençliğinin bir bölümü ve bazı Batılı entelektüeller, geleneksel Hıristiyan inancını terk ederek yeni arayışlara girmişler ve bazıları aradıkları yapıyı Uzakdoğu dinlerinde bulmuşlardı.

Bu arayışın en önemli nedenleri ise "aykırı olmak", "düzene karşı çıkmak" ve bu yolla “ilgi toplamak”tı. 60'lı yılların pop kültürünü belirleyen temel öğelerden biri olan ünlü müzik grubu Beatles'in üyesi George Harrison, (Budizm'e benzer bir Uzakdoğu putperest inanışı olan) Hinduizm'i benimsediğini açıkladığında, Beatles hayranları da bu öğretiye özenmeye başladı. Grubun bir diğer üyesi olan John Lennon, Across the Universe (Evren Boyunca) adlı şarkısında Budist "mantra"lar (sözde kutsal ritimler) kullandı. 60'lı ve 70'li yılların "hippi" gençliğinde, Budist ezgiler, giysiler ve söylemler çok revaçtaydı.

Budizm hakkında dikkat çekici olan nokta, Budizm’in çeşitli popüler kültür araçları ile Batı dünyasına sistemli bir biçimde empoze edilmesidir. Popüler kültürün en önemli araçlarından biri olan Hollywood, bu konuda başı çekmektedir. Hollywood kaynaklı birçok filmin Amerika'nın "liberal" kanadının fikirlerini yansıttığı, yani çoğunlukla Hıristiyan inancına ve ahlakına aykırı değerler savunduğu bilinen bir gerçektir. Din karşıtı teorilerin savunulmasında da Hollywood’un önde gelen bazı şirketleri yer almaktadır. Örneğin; evrim teorisi, bilimsel içerikli filmlerin çoğunda izleyicilere güçlü biçimde empoze edilir. Evrim tartışmasında Hollywood filmleri hemen her zaman Darwinistlerin yanındadır.



Hollywood Destekli Budizm Modası


Hıristiyanlık ve İslam gibi İlahi dinlere karşı genellikle pek olumlu bakmayan Hollywood, Budizm, Hinduizm vs gibi sapkın inanışlar için tam aksi bir çizgidedir: Budizm sözde insancıl, barış dolu ve cazip bir din olarak resmedilir. Örneğin Brad Pitt'in başrolünü oynadığı “Seven Years In Tibet” (Tibet'te Yedi Yıl) veya Martin Scorcese'in yönettiği ve Budist başrahip Dalai Lama'nın yaşamını konu olan “Kundun” gibi filmler, geniş kitlelere Budizm propagandası yapma rolünü üstlenmiştir. (Harun Yahya, İslam ve Karma Felsefesi)

Materyalist Batı kültürü, kendi maneviyatından uzaklaşırken, batıl inanışlara sapmaktadır. İnançsız kesimin Budizm gibi sapkın inanışları neden bu kadar ön plana çıkardığının cevabı ise materyalist felsefenin temel özelliklerine bakıldığında kolayca anlaşılacaktır:

18. yüzyılda temeli atılan Materyalizm 19. yüzyılda gelişmiş ve 20 yüzyılda düşüşe geçmiştir. Bu her sapkın inancı bekleyen sondur. Allah’ın varlığını inkar edip (haşa) kendini ilahlaştıran her felsefede olduğu gibi Materyalizmde yok olmaya doğru gitmektedir. Birtakım uydurma teoriler ile ayakta kalmaya çalışan materyalizm, Darwinizm’in çökmesi, bilim çevrelerinin evrenin oluşumunun ancak bir üstün Yaratıcı tarafından yapılabileceğini açıklamasından sonra ise iyice dağıldı. İnsanlar artık hayatlarını uydurma inançlara göre değil, Allah’ın uyulmasını emrettiği Kuran ahlakına göre yaşamaktadırlar.



Budizm'in Huxley Tarafından Keşfedilişi


Budizm ateist bir dindir; İnsanın hayvanlardan farklı bir ruhu olmadığını varsayar ve dahası karma inancı çerçevesinde doğada sürekli bir dönüşüm olduğuna inanır. Budizm'e göre bir balık "sonraki yaşamında" bir memeli olarak dünyaya gelebilir, bir insan "sonraki yaşamında" bir solucan olabilir. Türler arasında "geçişlilik" öngören ve insanı da hayvanlar arasında gören bu sapkın anlayış, Darwin'in evrim teorisiyle önemli bir paralellik taşımaktadır. Budizm'e yönelik Darwinist hayranlığı ifade eden ilk kişi de, evrimci Thomas H. Huxley’dir.

Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi İlahi dinlerin temsilcileri ile mücadele eden Huxley, Budizm'i, oluşturmak istediği materyalist Batı medeniyetine uygun bir inanç olarak görüyordu. Huxley Evrim ve Ahlak adlı kitabında Budizm hakkında şu tanımı yapmaktadır: “(Budizm) Batılı anlamda ateist bir sistemdir; insanın bir ruhu olduğunu kabul etmez; ölümsüzlüğe inanmamayı savunur...” (Huxley, Evolution and Ethics, s. 74)

Huxley Budizm'e hayrandır ve bunun tek nedeni Budizm'in Allah inancına sahip olmamasıdır. Victoria dönemi İngilteresi'nde (yani 19. yüzyılda) daha pek çok düşünür Budizm'e ilgi duymuştur ve bunun nedeni de, Budizm'i, o devrin moda felsefeleri olan ateizm ve Darwinizm'e uygun bulmalarıdır.
Aynı nedenle Budizm'e sıcak bakan bir diğer ateist ise, Alman felsefeci Friedrich Nietzsche'dir.



Nietzsche'nin Budizm Sempatisi


19. yüzyılın koyu ateistlerinden biri de Nietzsche idi. Hıristiyanlığa karşı koyu bir nefret besleyen, buna karşın putperest kültürünü ve putperest ahlakını savunan Nietzsche, savunduğu görüşlerle 20. yüzyıl faşizminin ve özellikle de Nazizm'in fikri öncüsü oldu. Nietzsche, Hıristiyanlığa; şefkat, merhamet, tevazu, tevekkül gibi erdemleri savunduğu için savaş açıyor ve dolayısıyla aslında tüm İlahi dinlerin temel ahlaki prensiplerine de karşı çıkıyordu. Nietzsche’nin İlahi dinlere karşı tutumu, onun militan ateizminden kaynaklanıyordu. Amerikalı edebiyatçı Jason DeBoer, Nietzsche hakkındaki makalesinde "ateizm, Nietzsche'nin fikirlerinin çok önemli bir parçasıdır" der ve şunları ekler: "O tarafsız bir eleştirmen değildi; Hıristiyanlığa karşı nefretle yanıp tutuşuyordu." (Jason DeBoer, "Sublime Hatred: Nietzsche’s Anti-Christianity", http://www.absinthe-literary-review.com/archives/fierce6.htm)

Ancak, tahmin edilebileceği gibi, Nietzsche'nin bu nefreti sadece İlahi dinlere karşıydı, putperest dinlere değil. Aksine, putperestliği övüyor ve yüceltiyordu. Özellikle de Budizm'i... Jason DeBoer'in ifadesiyle "ilginçtir ki, tarihteki en militan ateistlerden biri olmasına karşın, Nietzs-che tamamen din karşıtı değildi... Diğer bazı dinlerin pek çok özelliğine saygı ve hayranlık duymuştu; bunlar paganizm ve hatta Budizm'di." (Jason DeBoer, "Sublime Hatred: Nietzsche’s Anti-Christianity")

Nietzsche'nin Budizm ile paylaştığı sapkın fikirler kuşkusuz büyük birer yanılgıdır. Bu yanılgıların çıkış nedeni ise, insanın kibri ve cehaletinden kaynaklanmaktır. Evreni ve doğayı akıl ve vicdan gözüyle inceleyen insan, Allah'ın varlığının apaçık delillerini görecektir. Aynı gerçek, çağımızdaki bilimsel bulgular tarafından da ortaya konmaktadır. Nietzsche gibi ateistlerin ortaya attığı cehalete dayalı iddialar, başta Big Bang ve İnsani İlke (Anthropic Principle) olmak üzere pek çok bilimsel bulgu ile yıkılmış, bilim Allah'ın evreni yarattığına ve üstün bir dengeyle düzenlediğine dair açık kanıtlar ortaya koymuştur.

Ayrıca Darwin'in evrim teorisinin geçersizliğini ve "bilinçli tasarım"ın varlığını gösteren deliller, yaratılışın doğruluğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Freud, Marx, Durkheim gibi 19. yüzyıl ateist düşünürlerinin fikirleri de yine bilimsel bulgular veya sosyal sonuçlarla birer birer yıkılmıştır.
Sonuç:
İslam ahlakının yayılmasıyla, materyalizmin sahte maneviyat örtüsü budizm ortadan kalkacaktır.

Ateizmin söz konusu bilimsel çöküşü, bugün Batı dünyasında Budizm'in neden körüklendiği sorusuyla da yakından ilgilidir. Ateist ve materyalist Batı kültürünün mimarları, teorilerinin çöküşte olduğunu görmekte, buna karşılık İlahi dinlere yönelişin artan ivmesini engellemek için, çözümü Budizm gibi putperest inançların körüklenmesinde bulmaktadırlar. Bir başka deyişle, Budizm –ve ona benzer diğer putperest Uzakdoğu inançları– materyalizme sahte bir "maneviyat" takviyesidir.
Ancak, aslı gerçeğe dayanmayan tüm batıl öğretilerde gibi, materyalist anlayışın üzerini örten Budizm ve benzeri sahte manevi örtüler, İslam ahlakının yayılmasıyla birlikte ortadan kalkacaktır. Bu yüzden inananların üzerine düşen görev; hakkı, Rabbimizin verdiği tüm imkanları kullanarak etkin bir şekilde ortaya koymak ve bu yolda ihlasla, şevkle ve heyecanla çalışmaktır. İnsanları doğru yoldan uzaklaştırıp karanlığa sürükleyemeye çalışan Budizm ve diğer tüm batıl düşünce ve inançların fikri planda ortadan kaldırılması da -Allah’ın dilemesiyle- buna bağlıdır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.