OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Avrupa'daki İslama Yönelişin İki Önemli Örneği;Tony Blair ve Prens Charles


"Kuran'ı dilimize tercüme edilmiş hali ile okudum. İslam hakkında eserler de okuyorum ve bundan çok zevk alıyorum. Kuran hakkında daha önce bilmediğim ve Hıristiyanları da çok ilgilendirdiğini düşündüğüm pek çok şeyi öğrendim." (Tony Blair)

İslam ile Hıristiyanlık arasında herhangi bir çatışmanın söz konusu olamayacağı ve İslam ile terörizmin hiçbir şekilde bağdaşmayacağı Avrupalı liderlerin de önemle üzerinde durdukları bir konudur. Tıpkı ABD'de olduğu gibi, Avrupa ülkelerinin pek çoğunda da devlet adamları ve siyasetin önde gelen isimleri, İslam'ı öven mesajlar vermekte ve Kuran ahlakına duydukları ilgiyi dile getirmektedirler. Bu isimlerin başında İngiltere Başbakanı Tony Blair gelmektedir.
Bugüne kadar üç defa Kuran'ı okuduğunu söyleyen Tony Blair'in İslam'a duyduğu ilgi, Türk basınında ilk defa zekat ile ilgili sözleriyle yer buldu. Ramazan Bayramı nedeni ile Müslümanlara verdiği davette, "Bizim toplumumuz da Müslümanlığın, bölüşümü ve paylaşımı emreden zekat anlayışından örnek almalı. Unutulmamalı ki günümüz dünyasının zor koşulları ancak bu güçlüklerin paylaşılmasıyla yenilebilir" diyen Blair, daha sonraki açıklamaları ile de Kuran ahlakına duyduğu hayranlığı sık sık dile getirdi.
29 Mart 2000 tarihinde ünlü televizyon kanalı BBC ise Blair'in Kuran'a olan hayranlığını "Blair: Koran Inspired Me" (Blair: Kuran Bana İlham Verdi) başlıklı haberi ile bildirmekteydi. İslam'ın çok barışçıl ve güzel bir din olduğunu, kendisine ait iki Kuran'ı olduğunu ve Kuran'ı okudukça ondan ilham aldığını söyleyen Blair sözlerine şöyle devam etmekteydi:
"Kuran'ı okudum, çok açık bir kitap... insanlığa rehberlik eden sevgi ve beraberlik kavramlarını çok iyi açıklıyor." (BBC News, 29 Mart 2000)

11 Eylül saldırıları gerçekleşmeden bir-iki gün önce İngiliz, The Mail on Sunday gazetesinde yer alan bir haberde ise eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın kızının kendisine Kuran hediye etmesi ile Kuran okumaya başladığını söyleyen Blair, Kuran'ın kendisine cesaret verdiğini aktarmaktaydı. Saldırılardan sonra El-Cezire televizyonunda yayınlanan bir röportajında Blair bir kez daha Kuran okuduğunu açıklıyor ve şunları söylüyordu:
"Kuran'ı dilimize tercüme edilmiş hali ile okudum. İslam hakkında eserler de okuyorum ve bundan çok zevk alıyorum. Kuran hakkında daha önce bilmediğim ve Hıristiyanları da çok ilgilendirdiğini düşündüğüm pek çok şeyi öğrendim."
(Prime Minister Tony Blair's Interview with Al-Jazeera, 9 Ekim 2001)
Time dergisi ise Tony Blair ile ilgili bir makalede Blair'i, "uzun zamandır Kuran öğrencisi olan Tony Blair" olarak tanımlıyordu. Kuran'ı gayet iyi bilen Tony Blair, 11 Eylül saldırılarının olduğu ilk günden itibaren de, bu saldırıların İslam'la ve Müslümanlarla bir alakasının olmadığını çeşitli demeçlerinde vurguladı. Bu demeçlerinden birinde Tony Blair şöyle diyordu:
"Nasıl ki 12. yüzyılda Haçlı Seferlerini düzenleyip katliamlar yapanların İncil'in öğretisi ile hiçbir alakası yoksa, Bin Ladin de Kuran'ın öğretilerine bağlı bir insan değildir. Batı İslam'ı görmezlikten gelmekten vazgeçmelidir. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar İbrahim'in çocuklarıdır ve bugün ortak noktalarımızı ve değerlerimizi anlamak için bu inançları biraraya getirme zamanıdır." (Tony Blair's Finest Hour, Australian Broadcasting Corporation, 7 Ekim 2001)

Tony Blair gibi İslam'a ve Müslümanlara yakınlığı ile tanınan bir başka önemli isim de Prens Charles'tır. Prens Charles İslam'a duyduğu sempatiyi ilk olarak 1993 yılında Oxford'ta yaptığı bir konuşmada dile getirmiştir. Bu tarihten itibaren İngiltere'de yaşayan Müslümanlarla birebir ilişki içerisinde bulunan, Müslümanlar tarafından organize edilen pek çok toplantıya ve açılışa katılan Prens Charles, her fırsatta İslamiyet'e duyduğu hayranlığı dile getirmektedir. Prens Charles'ın 1996 yılında Wilton Park'da yaptığı konuşması, İslamiyet'e duyduğu sempatiyi ve bunun gerekçelerini en açık şekilde ifade ettiği konuşması olarak bilinir. Prens bu konuşmasında şu noktalar üzerinde durmuştur:
Bizler Batı'da kendi kökenimizi yeniden keşfedebilmek için İslami geleneğin doğanın yaratılışına karşı duyduğu derin saygıdan faydalanmalıyız. Modern materyalizm, dengesiz ve uzun vadeli sonuçları çok zarar verici bir ideolojidir... Ne var ki geçtiğimiz üç yüzyıl içinde, en azından Batı dünyasında dışımızdaki dünyayı algılayışımızı derinden etkileyen bir ayırım oluştu. Bilim üzerimizde katı bir hükümdarlık kurdu. Din ve bilim birbirinden iki ayrı şeymiş gibi gösterildi. Artık bunun tehlikeli sonuçlarını daha iyi görebiliyoruz... Bilim bize dünyanın bildiğimizden çok daha karmaşık olduğunu gösterdi. Ama bu modern, materyalist ve tek boyutlu yapısı ile pek çok şeyi açıklamaktan aciz kaldı... Bu bakış açısı (materyalist görüş) Müslümanlara tamamen ters bir bakış açısıydı. Müslüman bir sanatçı veya bilimadamı bir eser ortaya çıkardığında bunu kendi zekasının bir ürünü olarak görmez, bunu ancak Allah'a sunmak için yaptığını bilir. Kuran'dan okuyup çok etkilendiğim bir ayette 'Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü orasıdır' diye bildirilmesi sanırım bir anlamda buna işaret etmektedir... Birbirimizden öğreneceğimiz çok fazla şey var, bunun için ilk adım olarak İngiliz okullarında daha çok Müslüman öğretmeni görevlendirebiliriz. Dünyanın her yerinde insanlar İngilizce öğrenmek istiyorlar, ama burada bizim zihinlerimize olduğu kadar gönüllerimize de hitap edecek bir şeyler öğrenmeye ihtiyacımız var ve bunu Müslüman öğretmenler yapabilirler. (http://www.sunnah.org /nl/v0104/prince.htm)

Prens Charles, The Prince Foundation adlı vakfı aracılığı ile Müslümanların faydalanabilecekleri pek çok imkan hazırlamaktadır. 1993 yılında faaliyete geçen Oxford İslami Araştırmalar Merkezi, Prens'in sponsorluğunda kurulmuştur. Prens'in vakfına bağlı olarak faaliyet gösteren Geleneksel ve Görsel İslami Sanatlar bölümü ise İngiliz Müslümanların geleneklerini ve kültürlerini ayakta tutabilmeleri, Müslüman çocukların eğitim masraflarının karşılanması, ilahi dinler arasında diyalog kurulabilmesi için gerekli sosyolojik ve ekonomik imkanların sağlanması gibi çalışmalarda bulunmaktadır. Prens son olarak Londra'da kurulacak olan Müslüman Merkezi Projesi için bu bölüm aracılığı ile 10 milyon pound yardımda bulunmuştur.
Prens, Müslüman gençlerin eğitimine de özel önem vermektedir. 2001 yılında ilk defa sarayda Müslümanları Ramazan Bayramı için kabul eden Prens Charles, davette özellikle bulunmalarını istediği Müslüman gençlere şöyle seslenmiştir.
"Müslüman gençlerin hassasiyeti ve hayal gücü çok önemli. Sizler olmasaydınız bizler çok sıradan ve tekdüze olurduk. Sizin varlığınızı bizim ülkemizin kültürüne ve çoğulculuğuna büyük bir farklılık getiren çok önemli bir unsur olarak görüyorum.Her zaman anlaşılması için uğraştığım bir şey var; bu derece sekülerleşen, materyalistleşen bir dünyada sizin gibi hala inancını koruyan, kendisinden üstün bir varlığa iman eden kişilerin olması, üzerinde durulması ve takdir edilmesi gereken bir durumdur." (Prince Joins Ramadan Ceremony, BBC News, 23 Kasım 2001)
Bu davet sırasında bir saatten uzun bir süre gençlerle sohbet eden Prens, onlara, eğitimleri, meslekleri ve dinlerini yaşamakta herhangi bir zorlukla karşılaşıp karşılaşmadıkları gibi konularda sorular sormuş, Müslüman gençlerin ihtiyaçları ile tek tek ilgilenmiştir. Prens'in özellikle merak ettiği konular arasında, 'gençlerin Kuran'ın ruhunu iyi kavrayıp kavramadıkları', 'Kuran'ı baştan sona kadar okuyup okumadıkları', 'Ramazan ayı boyunca okullarında herhangi bir zorlukla karşılaşıp karşılaşmadıkları', 'iftar için okullarında verilen yemeklerden memnun olup olmadıkları' gibi konular bulunmaktadır.
Şüphesiz gerek Prens Charles'ın gerekse Tony Blair'in İslam'a olan bu yaklaşımları son derece önemlidir. Uzun yıllardır bazı Batılı çevreler tarafından İslam hakkında oluşturulmaya çalışılan yanlış kanaatin ortadan kaldırılması için önde gelen devlet adamlarının bu konudaki düşüncelerinin değişmesi önemli bir adımdır. (Harun Yahya, İslam'ın Yükselişi)
Bu nedenle bu açıklamaları okurken bu gelişmelerdeki olağanüstülüğün farkına varmak gerekir. Bugün Batı dünyasında bu yüzyıla kadar örneği görülmemiş bir şekilde İslam'a yakınlaşma söz konusudur. Kuşkusuz bu durum Allah'ın varlığını ve birliğini delilleri ile anlatmaya, yeryüzünde hakim olan materyalist ideolojileri fikren mağlup etmeye, hak dini insanlara ulaştırmaya çaba gösteren Müslümanlar için büyük bir müjdedir. Bu müjdenin tüm Müslümanlara ulaşması da iman edenlerin üzerindeki bir başka sorumluluktur.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.