OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Bediüzzaman Said Nursi


20. yüzyılın en önemli manevi önderlerinden biri ve geçtiğimiz yüzyılın da müceddidi olan Bediüzzaman Said Nursi'nin 87 yıllık mücadelesi, 1873 yılında Bitlis'in Hizan kasabasının Nurs köyünde başlar.

Eğitimine küçük yaşlardan itibaren ağırlık veren Said Nursi, 21 yaşına geldiğinde bilgisi ve zekası nedeniyle Bediüzzaman (Çağın Güzelliği) ismi ile anılmaya başlanmıştır. 1896'da Van'da kurmayı düşündüğü Medresetü-z Zehra adını verdiği üniversite projesi, Sultan 2. Abdülhamid tarafından kabul görmeyince, Bediüzzaman İstanbul'da Fatih Camii'nin hemen arkasındaki Şekerci Han'a yerleşir. Ancak kısa bir süre sonra hiçbir sebep gösterilmeden tutuklanır.

Serbest kaldıktan sonra tüm yurt çapında tebliğ faaliyetlerine devam eden Said Nursi, Sultan Reşad'a üniversite projesini kabul ettirir, ancak 1. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine bu proje ertelenir.

1. Dünya Savaşı'nda aktif bir şekilde yer alan Said Nursi, Milis Komutanı olarak bulunduğu Pasinler'de Rus askerlerine esir düşer. 1917 devrimindeki kargaşa ortamından yararlanarak kaçmayı başarır ve Petersburg, Varşova, Viyana ve Sofya üzerinden yaklaşık 8 ay sonra İstanbul'a döner. 1920 yılında TBMM'ye davet edilir; gider, ancak milletvekilliğini kabul etmez. 1923 yılında kitap çalışmalarında bulunmak üzere Van'a geri döner.

Said Nursi'nin hayatı, 1925 yılındaki Şeyh Sait İsyanı ile bir anda değişir. Güneydoğu illerinde planlanan bu isyana katıldığı yönünde kendisine iftira atılmasına rağmen, Said Nursi bu iftirayı şu sözlerle yalanlamıştır:

"Türk Milleti, asırlardır İslamın bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler ve şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz Müslümanız. Onlarla kardaşız, kardaşı kardaşlarla çarpıştırmayınız. Bu şer'an caiz değildir. Kılıç harici düşmana çekilir. Dahilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegane kurtuluş reçetemiz, Kuran ve iman hakikatleriyle tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehli izale etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akim kalır."

Şeyh Sait İsyanı ile hiçbir ilgisi olmayan ve buna karışmaktan şiddetle kaçınan Said Nursi, herşeye rağmen suçlu görülerek Isparta'nın Barla kasabasına sürgüne gönderilir. Bediüzzaman, Risale-i Nur adını verdiği külliyatını burada yazmaya başlar.

"Üstad"ın, Barla'da kaldığı dört buçuk sene zarfında etrafına birçok seçkin insan toplanır. Çevresindeki insanlar arttıkça Risale-i Nur çalışmasına yönelik baskılar da artar. 1934 yılında Barla'dan Isparta'ya nakledilir. Burada haklarında dava açılan Said Nursi ve 120 arkadaşı yargılanmak üzere Isparta'dan Eskişehir'e gönderilir. Eskişehir'de 11 aylık mahkumiyet kararı alınır. Bediüzzaman 11 ay hapiste kaldıktan sonra Kütahya'ya sürgüne yollanır. 1943'te de Ankara'da yargılanan Üstad, Isparta ve Denizli cezaevlerinde tutuklu kalır. Dokuz aylık mahkumiyetin ardından, bu kez Emirdağ sürgünü başlar. Emirdağ sürgününün ardından ise 20 ay Afyon cezaevinde tutulur. Bu sürenin sonunda mahkumiyet kararı bozularak serbest bırakılır.

1950 yılında Demokrat Parti iktidarı ile birlikte, Üstad'ın üzerinde oluşturulan baskılar kısmen ortadan kalkar. İstanbul'da hakkında dava açılır ve Bediüzzaman 27 yıl sonra İstanbul'a döner. İstanbul'daki mahkemenin sonucunda beraat eder. 25 Mayıs 1956'da Afyon Ağır Ceza Mahkemesi, Risale-i Nur'larda hiçbir suç unsuru bulunmadığını açıklar. Bu kararın üzerine Risaleler dört ilde kitap halinde basılır.

Bediüzzaman 21 Mart 1960'da, uzun bir araba yolculuğundan sonra Urfa'da vefat eder. Cenazesi görkemli bir kalabalığın kıldığı cenaze namazının ardından, Halilürrahman Camii'ne defnedilir. 12 Temmuz 1960 gecesi, mezarı yerinden alınarak uçakla Isparta'da bilinmeyen bir yere götürülür. Mezarın nerede olduğu halen bilinmemektedir.(www.gercekler.net)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.