OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İnsanlığın Son Günü



" Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir. Yıldızlar ' örtülüp ( ışıkları ) silindiği' zaman. Gök yarıldığı zaman. Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman." ( Mürselat Suresi, 7- 10)

Kuran'da bizlere, evrendeki tüm yaratılmışların yanında, evrenin kendisinin de bir ölümü olduğu haber verilir. Ölümlü olan yalnızca insan değildir. Tüm hayvanlar ölür, bitkiler de ölür. Hatta gezegenler ve yıldızlar da ölür. Ölüm evrendeki tüm yaratılmışların ortak kaderidir. Allah katında ezelde belirlenmiş olan bir günde tüm insanlar, canlılar, Dünya, Güneş, Ay, yıldızlar, kısacası tüm varlıklar yok olacaktır. Kuran'da bu güne "kıyamet" (kalkış günü) adı verilir; bu gün, "insanların, alemlerin Rabbi için kalkacağı gün"dür. (Mutaffifin Suresi, 6)

Evrenin Apansız Ölümü


İnsanın ölümü gibi, evrenin ölümü olan kıyamet de dehşet vericidir. O gün, önceden inanmamış olanlar, Allah'ın azametini, kudretini ilk kez, hem de çok büyük bir şiddetle hissedeceklerdir. İşte bu nedenle kıyamet, inkarcılar için başlı başına büyük bir azap, bir dehşet, derin bir pişmanlık, yürekleri sızlatan bir acı ve şaşkınlık günüdür. Kıyameti gören insan, hiçbir şekilde tarif edilemeyecek, dünyadaki hiçbir korkuyla kıyaslanamayacak kadar şiddetli bir korkuya kapılacaktır. Kuran'da, kıyametin aşamaları ayrıntılı olarak anlatılır. Bu büyük olayın nasıl gerçekleşeceği ve bunu gören insanların ne hale geleceği çarpıcı bir biçimde tarif edilir.

İnkar Edenler İçin Zorlu Bir Gün



Kıyametin başlangıcı Sur'a üfürülmesi ile olur. Bu, dünyanın ve bütün evrenin toplu yıkımının ve sonun başlangıcının işaretidir. Artık geriye dönüş yoktur. Dünya hayatının tamamen bitip herkes için gerçek hayatın, yani ahiretin başladığının sesidir bu. Bu ses, inkar edenlerin kalplerinde kesintisiz ve sonsuza dek taşıyacakları korku, dehşet, yılgınlık ve şaşkınlığı başlatan ilk sestir. İnkarcıların bundan böyle, sonsuza dek geçirecekleri zorlu günlerin başladığının habercisidir. Müddesir Suresi'nde, kıyamet gününün bu kişiler için nasıl bir an olduğu şöyle belirtilmiştir:
"Çünkü o boruya (Sur'a) üfürüldüğü zaman. İşte o gün, zorlu bir gündür. Kafirler içinse hiç kolay değildir." (Müddessir Suresi, 8-10)
Sur'a üfürülmesi, elbette ki inkarcılarda büyük bir dehşet ve huzursuzluk yaratacaktır. Kaynağı görülemeyen, algılanamayan, tanımlanamayan ürperti veren bir ses, tüm dünyayı kaplayacak, insanlar "bir şeylerin" başladığını hissedeceklerdir. Sur'un sesini duymanın verdiği huzursuzluk, giderek panik ve dehşete dönüşecektir. Sur'a üfürülmesinden sonra birbiri ardına gelecek olan olaylar ise, bu dehşeti hayal edilemeyecek bir seviyeye çıkaracaktır.

İkinci Haberci: Kulakları Patlatan Gürleme


Sur'a üfürülmesini büyük bir sarsıntı ve kulakları patlatırcasına gelen bir gürleme takip eder. O anda insanlar artık korkunç bir felaketle karşı karşıya olduklarını anlamışlardır. Dünyanın ve yaşamın yok olmakta olduğu iyice ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de dünya üzerindeki herşeyin değeri bir kaç saniye içinde sıfırlanır. Kıyametin yalnızca gürültüsü bile insanlar arasındaki bütün dünyevi bağları kopartıp parçalamaya yeterli olur. İnsanlar, artık yalnızca kaçıp kurtulma duygusuyla dolmuşlardır. Korku her yeri kaplamış, herkes kendi derdine düşmüştür. Ayetlerde o an şöyle tarif edilir:
"Fakat "kulakları patlatırcasına olan o gürleme" geldiği zaman, kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar. Annesinden ve babasından, eşinden ve çocuklarından. O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır." (Abese Suresi, 33-37)
Korkunç bir gürültü, ardından yerin şiddetle sarsılması ve bir de yer altındaki maddelerin volkanik patlamalarla her yandan dışarı boşalması, dünya üzerindeki herşeyin değerini bir anda yok etmiştir. Herşey anlamını yitirmiştir; Allah'ın rızası için yapılmış ibadetler dışında. Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
"O, 'herşeyi batırıp gömen büyük-felaket' (Kıyamet) geldiği zaman. O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir." (Naziat Suresi, 34-36)

Dağların Önlenemez Parçalanışı


O gün yaşanan felaketler hayal gücünün alamayacağı niteliktedir. Yeryüzündeki en sağlam yapılar olan o heybetli, sarsılmaz dağlar yerlerinden oynatılıp yürütülür; köklerinden savrulur, yakılır, paramparça edilirler. İnsanlar için, gözlerinin önünde dağların yerinden oynatıldığı türden bir felaket elbette dayanılabilecek gibi olmayacaktır. Kuran'da dağların kıyamet günündeki durumları şöyle tasvir edilir:
"Artık Sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği. Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman. İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vuku bulmuş (gerçekleşmiş)tur." (Hakka Suresi, 13-15)
O gün, taş, toprak ve kayalardan meydana gelen kapkara dağları bile birbirine çarpıp, parça parça etrafa savuran sınırsız, kahredici bir güç vardır. İnkarcı kişi, bu gücün, "doğanın gücü" olmadığının artık çok iyi farkındadır. Yaşamı boyunca sahibini akledemediği, hakkında düşünmediği bu güç, onu her tarafından sarıp kuşatmıştır. Akıl ve vicdanıyla anlayamadığı gerçeği, şimdi dehşetle anlayacaktır. Bu kesin gerçek, herşeyin tek sahibinin ve hakiminin Allah olduğudur.

Göklerin Yok Edilişi


Kıyamet gününün yıkımı ve dehşeti yalnızca Dünya'yı değil, uzayın ve evrenin de tümünü kaplar. Yeryüzü, yerin altı, dağlar, denizler için olduğu gibi gökyüzü, Ay, Güneş, yıldızlar ve gezegenler için de belirlenmiş ölüm vakti gelmiştir. Kuran'da, o büyük günden söz edilirken şöyle denir:
"Şüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir. Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman. Gök yarıldığı zaman. Dağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman." (Mürselat Suresi, 7-10)
Kıyametle beraber, insanın bildiği, alıştığı ve sonsuza dek süreceğini sandığı bütün varlıklar ve düzenler temelinden bozulmaya uğrar, darmadağın olur ve en sonunda yokluğa karışırlar. O gün gökyüzünün uğradığı akıbet de böyledir. İnsanın doğumundan itibaren varlığından ve devamından emin olduğu, kendisini koruyan bir tavandır gökyüzü. Oysa kıyamet günü bu tavan büyük bir çatırtı ile çöker, parçalanır. Hayatı boyunca insanı saran, ona her nefesinde hayat veren hava, atmosfer, o gün aynen erimiş maden gibi akkor haline gelir, cayır cayır yanar. Hava artık hayat vermek için değil yakıp parçalamak için insanın ciğerlerine dolar. Kuran'da, o gün "gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün" (Mearic Suresi, 8) şeklinde tarif edilmektedir.
Bu, insanın bildiği tüm "fizik kuralları"nın, güvendiği her türlü kavramın bir anda yok olması demektir. Binlerce yıldır varlığına alışılmış yer ve gök, artık onları inşa eden Allah'ın, paramparça edip şekilden şekile soktuğu bir hale gelmiştir. İnsanların dünyada gözlerinde büyüttükleri herşey parça parça edilmiştir. Gökyüzü cisimleri de birer birer ölürler. Bu, "güneş köreltildiği zaman, yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman"dır. (Tekvir Suresi, 1-2) Yüz binlerce yıldır ışık saçan, Dünya'nın hayat ve enerji kaynağı Güneş, dürülüp söndürülünce onun gerçek bir sahibinin olduğu ve o ana kadar ancak O'nun emriyle hareket ettiği gözler önüne serilir. Artık verilen süre tamamlanmış ve insan, içine daldığı gafletten olabilecek en büyük sarsılma ile uyandırılmıştır. Bu gafletin sebebi insanın Allah'ın "kadrini" (gücünü, kuvvetini) henüz dünyada iken tam olarak anlayamamış olmasıdır. Oysa o gün evrenin ve yaşamın tek hakiminin sonsuz güç sahibi Allah olduğu çok iyi anlaşılacaktır. (Harun Yahya, Kıyamet Alametleri)

İnsanların İçinde Bulunduğu Durum


Kıyametin doğurduğu bütün bu korku, dehşet ve şaşkınlık inkarcı insanın dünya hayatındaki gafletinin karşılığıdır. İnsan dünyada kıyametten ne kadar gaflette ve ona karşı ne kadar hazırlıksızsa, o gün kapılacağı dehşet de o denli büyük olur. Bu korku ve dehşet hissi, kendisine ölüm anı gelmesinden itibaren sonsuza kadar inkarcının peşini bırakmaz. Her an, her olay onun için bir korku vesilesidir. Artık önündeki her saniye kendisini dehşet verici olaylar beklemektedir. Karşılaştığı her dehşet, ayrıca ileride karşılaşacağının korkusunu da doğurur. Bu korku, çocukların saçlarını bile bir anda ağartabilen bir korkudur. O gün Kuran'da şöyle bildirilir:
"Eğer inkar edecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız? Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık) O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir." (Müzzemmil Suresi, 17-18)
Allah'ın yapıp ettiklerinden habersiz olduğunu sananlar, o anda kendilerine aslında kıyamet gününe kadar zaman verilmiş olduğunu anlarlar. Çünkü Allah, o zamana dek "onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir." (İbrahim Suresi, 42) Başka ayetlerde, inkarcıların korku ve şaşkınlığı şöyle tarif edilir:
"Kaari'a... Nedir kaari'a? Sana o kaaria'yı bildiren nedir? İnsanların, 'her yana dağılmış' pervaneler gibi olacakları gün ve dağların 'etrafa saçılmış' renkli yünler gibi olacakları (gün)." (Kaaria Suresi, 1-5)
Dünyada en kuvvetli bağ olan annenin çocuğuna duyduğu koruma ve sevgi bağı bile kıyametin şiddetiyle parçalanıp kopar. Gebeler korkudan çocuklarını düşürürler. Dehşet herşeye hakimdir. O büyük şok insanlara şuurlarını kaybettirir. Şaşkınlık ve panikten afallamış, kendini bilmez sarhoşlar gibi etrafa yayılmışlardır. Ama onlar sarhoş değildirler; onların akıllarını alan güç Allah'ın azabının şiddetidir. Allah insanları o güne karşı şöyle uyarır:
"Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü Kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir."(Hac Suresi, 1-2)
İnsanların o gün, korku ve dehşetle birlikte tattıkları en kahredici duygulardan birisi de çaresizliktir. Dünyada başına gelebilecek muhtemel her türlü felaket için tedbirini alan, en ölümcül afet, en büyük deprem, en şiddetli kasırga, en dehşetli nükleer savaş için bile korunmasını ve sığınağını hazırlayan insanoğlu, öyle bir olayla karşı karşıya gelir ki kaçıp sığınabileceği, barınabileceği tek bir güvenli yer bile kalmamıştır. Allah'tan hiçbir yardım görmez. Yardım görebileceği başka herhangi bir merci, bir otorite de yoktur. Eskiden bir yol gösterici ve kurtarıcı sandığı bilim ve teknolojinin de artık hiçbir değeri kalmamıştır. En ileri teknolojiye sahip olsa, değil Ay'a, uzayın en uzak köşesine kaçıp saklansa azap kendisini orada da bulacaktır. Çünkü kıyamet bütün evreni kaplamıştır. Yalnızca üzerinde bir zamanlar güven içinde yürüdüğü yeryüzü değil, erişilmez sandığı uzak yıldızlar bile Allah'ın emrine boyun eğmişler, "bulanıklaşıp-dökülmüştürler". (Tekvir Suresi, 1-2) İnsanların o günkü çaresizliği Kuran'da şöyle anlatılır: "Ay karardığı, güneş ve ay birleştirildiği zaman. İnsan o gün:
"Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok. O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbi'nin katıdır." (Kıyamet Suresi, 8-12)

" Ey insanlar, Rabbinizden korkup- sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir." ( Hac Suresi, 1)

" İman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır..." ( Bakara Suresi, 25)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.