OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ



Yerine getirilen sorumluluklar, alınan maaş ve diğer çalışanlara göre bulunulan konum bu karakterlerin şekillenmesinde etkili olur. Bu karakterlerden biri de "yönetici karakteri"dir. Bu karakteri sergileyen kişilerin, normal karşılanan ama gerçekte son derece çarpık bir zihniyetin ürünü olan bir özellikleri vardır; duruma göre değişebilen iki karakteri aynı anda yaşamak. Bu karakterlerden biri işyerinde genellikle kendilerinden makam ve mevki olarak üstte olan kişilere gösterilir. Diğeri ise alt kadrolarında çalışan kimselere gösterilen karakterdir. (Harun Yahya, Adamlık Dini)
Bu gibi kimseler patronlarının yanında son derece ezik bir karaktere bürünürler. Onlara karşı her zaman son derece saygılı, hatta çoğunlukla önlerinde "iki büklüm"dürler. İstenilen herşeyi anında yerine getirir ve en ufak bir kusur işlememeye son derece itina ederler. Patronlarının kendilerine her türlü sözü söylemeye, gerekirse azarlayıp terslemeye hak sahibi olduğunu düşünürler. Bazı müdürler böyle bir duruma düştüklerinde alınmaz ve bunun patronlarının hakkı olduğunu düşünürler. Tüm güçleriyle kendilerini beğendirmeye ve onların gözüne girmeye çalışırlar. Hatta onlara "yaranabilmek" için iş dışındaki işleri bile üstlenirler. Tüm bu tavırların sebebi ise çok açıktır; onlara maaşlarını ve sahip oldukları tüm hak ve yetkileri veren kişilerin patronları olduklarını düşünmektedirler. Onların desteğini ve sempatisini kazanmak, bu kişilerin kariyerleri, yani gelecekleri açısından son derece önemlidir. İşte bu nedenle şahsiyetlerinden taviz vermekte hiçbir sakınca görmemektedirler.
Tabi burada önemli bir ayrımı belirtmekte fayda vardır: İnsanların kendilerinden makamca veya yaşça üstün olan birine saygı göstermeleri elbette güzel ve doğru bir davranıştır. Ancak kişilerin bunu yaparken kendilerine sağlayabilecekleri maddi menfaatleri değil Allah'ın rızasını esas almaları gerekir.
Oysa cahiliye toplumlarında yaşayan bazı insanlar bu son derece önemli olan değerlendirmeyi yapmazlar. Zengin ve itibarlı gördükleri bir insan ahlaki yönden zayıf biri olsa bile ona saygı gösterirler. Buna karşılık kendilerine bağlı olarak çalışan kimseleri son derece saygılı ve güzel ahlaklı olsalar dahi genellikle hiç düşünmeden ezmeye çalışırlar. Çünkü burada da ölçüleri Allah'ın rızası değildir. Cahiliyenin çarpık değer yargılarına göre kendileri o insanlardan makamca ve maddi olarak üstündürler, o halde onlara her türlü kötü muameleyi yapma hakkına sahiptirler. Artık patronunun karşısındaki o ezik insan gitmiş yerine kibirli, kendinden gayet emin, "dediğim dedik" bir yönetici gelmiştir. Emrindeki kişilere karşı son derece katı, prensip sahibi ve tavizsizdir. Etrafa sürekli emirler yağdırır, beklenmeyen bir durum karşısında ise ilgili kişiyi herkesin ortasında azarlamaktan çekinmez. Bu kişiler patronlarının karşısında duydukları ezikliği ve aşağılanmışlık hissini kendi altlarında çalışan kimseleri ezip aşağılayarak telafi etmek isterler. Böylece şahsiyet bulduklarını ve patronlarının yanında büründükleri ezik kişilikten kurtulduklarını düşünürler.
Bu iki karakter arasındaki zıtlık iş yerinin çalışanları ve cahiliye toplumunun diğer bireyleri tarafından da gayet olağan karşılanır. Çünkü cahiliye ahlakının yaşandığı toplumlardaki sistem böyledir. Onlara göre, şirketin sahibi müdürlere, müdürler sekreterlere, sekreterler de temizlik görevlilerine ya da kendilerinden aşağıda gördükleri herkese diledikleri gibi davranmakta serbesttirler. Bu sıralama tersten ele alındığında ise herkes bir üstünün yüzüne karşı elinden gelen en iyi davranışları gösterir ve istenilenleri en titiz şekilde yerine getirdiği izlenimini vermeye çalışır. Ancak genellikle birbirlerinin gıyabında nefretlerini dile getirmekten çekinmezler ve doğal olarak birbirlerine gösterdikleri saygı da hiçbir zaman gerçek bir saygı olmaz.
Açıkça görüldüğü gibi bu, son derece çarpık bir sistemdir. Çünkü bu insanlar güzel davranmayı bildikleri halde sırf birbirlerinden menfaatleri olmadığı için bu tavırları birbirlerine göstermeye gerek duymaz ve ancak çıkarları söz konusu olduğunda karşı tarafa iyi davranırlar. Bu gibi yanlış tavırlar cahiliye sisteminin çarpıklığı içerisinde göze batmaz ve gündeme getirilmez. Oysa bu davranış şekline rıza göstermek Kuran ahlakına uygun değildir. Çünkü insan vicdanının ve aklının yettiği ölçüde en güzel tavırları göstermekle yükümlüdür. Allah Kuran'da insanlara hoşgörülü ve tevazulu olmalarını emretmiştir.
Konumu, mevkisi ya da sahip olduğu zenginlik ne olursa olsun hiçbir insanın büyüklük taslayabileceği kendine ait hiçbir özelliği yoktur. Makam da, mevki de ancak Yüce Rabbimiz'e aittir. Ayrıca Allah Kuran'da "...Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13) şeklinde bildirmektedir.
İşte mümin, bu gerçeğin bilincinde olarak güzel ahlakı yaşayan insandır. Karşısındaki insanın makamı, mevkisi ne olursa olsun saygılı ve nezaketli bir tavır gösterir. Kuran ahlakına uygun tavrın dışına çıkmaz. Bu nedenle de değişken ve samimiyetsiz bir karakteri de üzerinde hiçbir zaman barındırmaz. Allah'ın beğendiği ahlakı her an, her yerde, herkese karşı sergiler. Ayrıca sergilediği güzel tavırlarından dolayı karşısındaki kişiden hiçbir menfaat beklentisi içinde de olmaz, bunu sadece Allah'ın rızasını gözettiği için yapar.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.