Balkanlardaki İslam'ın Kahraman Lideri: ALİYA İZZETBEGOVİÇ


Balkan Müslümanları İstanbul'daydı
Batı Trakya Müslümanları
Sahte Dünyanın Acılarından Tutku Ve Hırs
Çin'in Batıl İnancı: ŞAMANİZM

Mübarek Ramazan
Işığın Bilinmeyen Özellikleri
Vücudumuzdaki Sayaç : Tansiyon
"Dindar Evrim" Yanılgısına KURAN'DAN CEVAPLAR

www.darwinizmin
sonu.com

Araştırma'dan



0

"DİNDAR EVRİM" YANILGISINA KURAN'DAN CEVAPLAR


İmam-ı Gazali'den Yaratılış Dersleri
Büyük İslam düşünürü İmam Gazali (r.a.), "Felsefecilerin Tehafütü" adlı büyük eserinde, Aristo felsefesinden etkilerek materyalist görüşlere kapılan bazı Müslüman felsefecileri eleştirmişti. Onların "tehafütü"nü, yani tutarsızlıklarını gözler önüne sermişti. Söz konusu felsefeciler, o devirde adeta entellektüel bir moda haline gelmiş olan Aristocu dogmaları kabul etmişler, örneğin evrenin ve dünyanın bir başlangıcı olmadığı gibi bir yanılgıya inanmışlar, sonra da bunu bir şekilde İslam'la bağdaştırmaya çalışmışlardı. Gazali, imanının ona verdiği ferasetle, söz konusu "tehafüt"ü gayet isabetli bir şekilde şöyle anlatıyordu: "İki türde insan vardır. Allah'a inananlar vardır ki, bunların dünyanın yoktan var edildiğini kabul ederler ve dolayısıyla dünyanın kendi kendini meydana getirmediğini, ancak bir Yaratıcı'yla var olduğunu anlarlar. Onların Yaratıcı hakkındaki düşüncesi tamamen akla uygundur. Ve bir de ateistler vardır ki, dünyanın her zaman bu şekilde olduğuna inanır ve dolayısıyla bir Yaratıcı'sı olduğunu kabul etmezler. Felsefeciler ise dünyanın sonsuzdan beri var olduğuna inanmakta, bununla birlikte Yaratıcı'ya inandıklarını söylemektedirler. Bu durum kendi içinde çelişkilidir ve çürütülmesine de ihtiyaç yoktur." (Tehafüt-ül Felasife, Bouyges tercümesi, 2. baskı, s. 110)
Gazali'den bu yana 900 yıl geçti. Ve onun salt mantık örgüsüyle gösterdiği "evrenin sonsuzdan beri var olmadığı, bir başlangıcı olduğu" gerçeği, çağdaş bilimin bulgularıyla da ispatlandı. Astrofizikçilerin 20. yüzyıldaki bulgular sonucunda kabul ettiği "Big Bang" kuramı, evrenin bundan yaklaşık 15 milyar yıl önce muazzam bir patlama ile yoktan var olduğu, yani yaratıldığını gösterdi. Böylece, hem maddenin hem de zamanın "yokluktan" başladığını ortaya koyan bilimsel bulgular, Gazali'nin ve daha nice iman sahibi düşünürün savunduğu yaratılış gerçeğini bir kez daha doğruladı.
NASA Astronomu Robert Jastrow "Allah ve Astronomlar" (God and the Astronomers) adlı kitabında bu konuda şu ilginç şu yorumu yapar: "İnancını aklın gücüne bağlayarak yaşayan bilim adamı için, hikaye kötü bir kabus gibi bitmektedir. Bilgisizlik dağlarını aşmıştır; en yüksekteki zirveyi keşfetme noktasına gelir ve kendini en tepedeki kayanın üstüne çektiği anda, orada zaten yüzyıllardır oturmakta olan bir grup teolog tarafından karşılanır." (God and the Astronomers , s. 116)
Dolayısıyla eğer Gazali'nin eleştirdiği İslam felsefecileri bugün yaşasalardı, savundukları "yarı Aristocu yarı Müslüman" modelin yanlışlığının bilim tarafından da ortaya konduğunu göreceklerdi. Gazali'nin Kuran'a dayanarak savunduğu "yaratılış"ın, yani "katıksız Müslümanca" modelin doğruluğuna tanık olacaklardı. Ama o devrin "entellektüel modası" olan Aristoculuğa kapıldıkları için, yanlışı savundular. "Entellektüel moda" ile uzlaşma uğruna verdikleri taviz, onları hem Kuran'a hem de bilime aykırı bir dogmayı savunma durumuna düşürdü.
Ve İslam tarihinde önemli bir yer tutan bu "felsefeciler", günümüze kadar uzayan bir örnek oldu.

Yaratılış Karşıtı Görüşler Neden Vardır?
Günümüzün başta gelen "entellektüel moda"larından biri, Darwin'in evrim teorisidir. Sadece bilim dünyasında değil, yaşamın hemen her alanında bu teoriyi mutlak bir gerçek gibi gösteren mesajlara, sloganlara, telkinlere sıkça rastlanır. Bu aldatıcı propaganda, bazı Müslümanları da yanlış yönde etkilemekte ve söz konusu "entellektüel moda" ile uzlaşma arayışına girişmektedirler. Bu modanın tam olarak ne olduğunu dahi yeterince araştırmadan...
İşte bu da Gazali zamanındaki Aristocu felfesecilerinki gibi bir "tehafüt", yani tutarsızlıktır. Ve yine onlarınki gibi, hem Kuran'a hem de bilime aykırı bir görüştür.
Bu yazıda, söz konusu meseleyi ele alacak, özellikle de evrim teorisine destek veren görüşleriyle son günlerde medyada gündeme gelen bazı sayın ilahiyatçıların "tehafüt"lerine işaret edeceğiz. Kendilerinin şahsına büyük saygı duymakla birlikte, yanlış bulduğumuz görüşlerini eleştirmeyi de bir görev sayıyoruz.
Gerek söz konusu sayın ilahiyatçıların, gerekse diğer bazı "Müslüman evrimci"lerin yanıldığı bir nokta, Darwinizm'i "canlı türleri arasında bir transformasyon var mı, yok mu" sorusu üzerine odaklanmış bir teori olduğunu sanmalarıdır. Dahası böyle bir transformasyonun gerçekten var olduğunu sanmakta ve "bu transformasyon Allah'ın iradesiyle olmuştur" dediklerinde, meseleyi kolayca çözeceklerini sanmaktadırlar.
Örneğin evrim teorisini savunan ilahiyatçılarımızdan biri olan Ankara İlahiyat Fakültesi'nden Sayın Prof. Bayrakdar, son günlerde bir çok medya organında aktarılan bir cümlesinde şöyle demektedir:
"Bazı Darwinciler, evrimin, Tanrı'nın iradesi dışında gerçekleştiğini söylüyorlar. İslam'a ters düşecek tek nokta budur."
Burada çok önemli iki sorun vardır: Birincisi, evrimin Allah'ın iradesinin dışında, yani tümüyle rastlantılar ve doğa kanunlarıyla geliştiğini öne sürenler "bazı Darwinciler" değil, "Darwincilerin %99'u"dur.
İkincisi, Darwinizm'in ana meselesi "türler arasında transformasyon var mı, yok mu" sorusu değildir. Ana mesele, "doğadaki tüm canlıların, doğal seleksiyon adı verilen bilinçsiz doğa mekanizmasının ürünü olduğunu gösterebilmek"tir. Darwin'in Türlerin Kökeni kitabını ve diğer kitaplarını okuyanlar, onun canlılarda bilinçli bir tasarım (yani yaratılış) bulunmadığı konusunda büyük bir ısrar gösterdiğini ve tüm teorisini bu iddianın üzerine kurduğunu kolaylıkla görebilirler.
Denebilir ki, Darwinizm, Yaratılışı ve Yaratıcı'yı redderek doğayı açıklamaya çalışmanın yoludur. Ve bu nedenledir ki, son 150 yıldır bilim dünyasına büyük ölçüde egemen olan materyalist felsefenin mihenk taşıdır. Bunu en net ekilde ifade edenlerden biri, 20. yüzyılın ünlü Darwinist biyologlarından Douglas Futuyma'dır. Futuyma "Evrimsel Biyoloji" adlı kitabının önsözünde şöyle yazar:
"Darwin, görünüşte sahip oldukları tüm tasarım ve amaçlılığa rağmen, biyolojik olguların da açıklanmasında maddesel etkilerin yeterli olduğunu gösterdi.... Darwin yönlendirilmemiş, amaçsız değişiklikleri, kör ve umursamayan doğal seleksiyon süreci ile birleştirerek, yaşama getirilen teolojik ve ruhsal açıklamaları gereksiz hale getirdi. Marx'ın materyalist tarih teorisi ve Freud'un insan davranışlarını bizim kontrolümüzde olmayan etkilere bağlayan kuramı ile birlikte, Darwin'in teorisi mekanizm ve mekanizm zemininde çok hayati bir dayanaktı ve o zamandan bu yana Batı düşüncesinin çoğunun temelini oluşturdu." (Futuyma, D. J. Evolutionary Biology,, 1986, s. 2)
Darwin, Futuyma'nın sandığının aksine materyalizmi kanıtlayamamıştır, çünkü teorisi çürüktür. Ama yine de, materyalistlerin Darwizm'e verdikleri bu büyük önem, söz konusu teorinin anlamını göstermesi açısından dikkat çekicidir.
Futuyma'nınkine benzer yorumlara evrimci kaynaklarda sıkça rastlamak mümkündür. Örneğin günümüzün en önde gelen Darwinist biyologlarından biri ve militan bir ateist olan Richard Dawkins, "bize entellektüel yönden tatmin bulmuş ateistler olma fırsatını verdiği için Darwin'e şükran borçluyuz" sözüyle ünlüdür.
"Müslüman evrimciler" veya "Hıristiyan evrimciler", bu gerçeği anlamamakta veya anlamaya yanaşmamaktadırlar. ABD'deki Franciscan University'de Bilim ve Teoloji konusunda öğretim görevlisi ve Darwinizm konusunda önemli bir uzman olan Benjamin Wiker, ABD'deki önde gelen "Hıristiyan evrimcilerden" biri olan Kenneth Miller'dan söz ederek şöyle der:
"Bilinçli tasarım teorisinin önde gelen karşıtlarından biri olan Kenneth Miller "ben ortodoks bir Katoliğim ve ortodoks bir Darwinistim" demektedir. Bu "benim her yönüm iyi, bakın bana" yaklaşımının mesajı, Hıristiyanların Darwinizm'i kabul etmeleri gerektiği ve bundan inanca bir zarar geleceğini düşünmenin yanlış olduğu yönündedir. Ancak bunu yaparken (Miller), Darwinizm'i kabul etmenin sonucunun şimdiye kadar hep ateizm olduğunu belirtmekten kaçınmaktadır. Doğal seleksiyon mekanizması Darwin tarafından bir Tasarımcı'yı reddettirmek için geliştirildiğine göre, bunu kabul ettikten sonra hala bir Yaratıcı'yı kabul etmek, mümkün görünmemektedir... Bu mantık örgüsü Darwinizm'in özünde vardır ve ateizmin neden bu teorinin daimi sonucu olduğunu açıklar." (Benjamin D. Wiker, "Does Science Point to God? Crisis Magazine, 2001)
Dolayısıyla Darwinizm'i Allah inancı ile uzlaştırma çabası boşunadır. Böyle bir çabaya girişenler, ancak içi boşaltılmış bir iman elde edebilirler. Kendisi de bir evrimci olan Kanadalı düşünür William Provine şöyle der: "Yaratılışçıların iddia ettigi gibi, modern evrime inanış, insanları ateist yapar. İnsanlar evrime uyumlu bir dini görüşe sahip de olabilirler, ama ancak ve ancak söz konusu dini görüş ateizmden ayırdedilemeyecek kadar farksız ise." (William Provine, "No Free Will," Chicago, 1999, s. 123)
Darwinizm sadece ateizmi değil, ahlaki dejenerasyonu da getirir. Çünkü Darwinizm insanı sadece kendi çıkarları için yaşayan bir hayvan olarak tarif eder ve "bencil çatışma"nın doğal bir yasa olduğunu savunur. Darwinizm'in sonuçlarının bu olduğunu ? bazı ilahiyat uzmanlarımız kabul etmeseler de ? önde gelen Darwinistler açıkça belirtmektedirler. Örneğin Tufts Üniversitesi'nden, dünyaca ünlü ateist ve evrimci profesör Daniel Dennett, "Darwin's Dangerous Idea" (Darwin'in Tehlikeli Düşüncesi) adlı kitabında şöyle der: "Darwinizm, eğer doğru anlaşılırsa, tüm ahlaki, metafizik ve dini inançları yok eden bir 'evrensel asit'tir." (Daniel Dennett, Darwin's Dangerous Idea: Evolution and the Meaning of Life, 1995, P. 520)
Anlamı ve etkisi bu olan Darwinizm'e karşı takınılması gereken tavır, onu doğru kabul etmek ve sonra da bir şekilde dinle uyumlu hale getirmeye çalışmak değil, Darwinizm'in gerçekte ne olduğu ortaya koymaktır: Bu teori doğru değildir. 19. yüzyılın ilkel bilim düzeyi içinde geliştirilmiş yanlış argümanlara, çarpıtılmış gözlemlere, dayanaksız varsayımlara dayanmaktadır. Çağdaş bilimsel bulgular Darwinizm'i değil "bilinçli tasarım"ı onaylamaktadır.


Darwin'in Allah'a İnandığı Şeklindeki Yanlış Kanaat
Evrimci ilahiyatçılarımızın bir diğer yanılgısı, Darwin'in inancı hakkındadır: Darwin'in Allah'a inandığını sanmaktadırlar.
Oysaki Darwin'in hayatının ilk dönemlerinde Hıristiyan inancına bağlı olmasına rağmen, evrim teorisini geliştirmesine paralel bir biçimde, inancını yitirdiği, giderek ateizme kaydığı, bilinen bir gerçektir. Ateizmini açıkça ifade etmeyişinin tek nedeninin, dindar bir Hıristiyan olan eşi Emma Darwin'i üzmemek olduğu, Darwin biyografilerinde sıkça anlatılır. Darwin'in kitaplarında çok açıkça ifade etmediği ateizmi, mektuplarında çok belirgindir. Bir mektubunda şöyle demiştir: " ... Böylece inançsızlık yavaş yavaş beni sardı ve sonunda tamamlandı." (Gertrude Himmerfarb, Darwin and the Darwinian Revolution, s. 381)
Darwin 1876'da yazdığı bir mektubunda da inançsızlığını açıkça itiraf etmektedir: "Ben, 'Allahsız' diye adlandırılmayı hak ediyorum. Bu sonuç, anımsayabildiğim kadarıyla, Türlerin Kökeni'ni yazdığım zaman kafamda güçlü olarak yer ediyordu." (Francis Darwin, Charles Darwin'in Yaşamı ve Mektupları, s. 80-81)
Kısacası ne Darwin'in kendisi ne de teorisi, Allah inancıyla bağdaştırılamaz. Karl Marx'ı "inanç sahibi" gibi gösterip "İslam'a uygun bir Marksizm" inşa etmeye çalışmak nasıl bir tutarsızlıksa, Müslüman evrimcilik de aynı derece tutarsızlıktır.

İslam İnancına Sokulmaya Çalışılan Büyük Fitne
Tüm bu gerçekler karşısında, inançlı evrimcilerin cevabı, "ama evrim fikri, Darwin'den önce de zaten İslam düşüncesinde vardı" şeklinde olabilir.
Doğrudur. Çünkü zaten evrimcilik Eski Yunan'dan beri vardır. Eski Yunan'ın ateist düşünürleri tarafından geliştirilen evrim teorisi, Darwin ve onun Batılı öncülleri tarafından keşfedilmeden önce, bir ara İslam dünyasına da "sızmış"tır. Aynen Gazali'nin eleştirdiği Aristocu felsefeciler gibi, bazı Müslüman düşünürler Yunan kaynaklarından evrimciliği öğrenmişler, sonra da bunu zorlama bir biçimde Kuran ayetleriyle bağdaştırmaya çalışmışlardır. Bu da İslam tarihindeki bir başka "tehafüt"tür.
Bu şekilde özetlediğimiz meseleyi baştan ve biraz detaylı olarak açıklayalım. Evrim fikrinin mimarı, sanıldığı gibi Lamarck, Darwin gibi modern Batılı teorisyenler değil, Eski Yunan'ın ateist düşünürü Epikür'dür.
Evrim fikri Epikür ve onu izleyen Lucretus gibi düşünürlerden çağdaş Darwinizm'e uzanırken, bir "ara durak" olarak İslam dünyasına da uğramıştı. Bu fikri İslam dünyasına taşımaya çalışanların başında ise Basra çevresinde faaliyet gösteren İhvan-ı Safa adlı grup geliyordu. İsmailiye mezhebine bağlı olan bu grup, bazı yönlerden masonluğa benziyordu. Nitekim ilginçtir ki, günümüzdeki masonlar bu dernekten övgüyle söz ederler. Örneğin Türkiye'deki ünlü mason üstadlarından biri olan, koyu din karşıtı Selami Işındağ şöyle yazmaktadır:
"İslam dünyasında adeta masonluğun karşılığı olan İhvanussafa derneği vardı. Abbasiler zamanında Basra'da kurulan bu gizli dernek, 52 büyük fasikülden oluşan bir ansiklopedi yayınlamıştı. Bunların 17'si Doğa Bilimlerini içerir. Bu fasiküllerde Darwinizm'e çok benzeyen bilimsel açıklamalar vardır. Bunlar İspanya'ya kadar yayılmış ve Batı'da düşünür çevresini etkilemiştir." (Dr. Selami Işındağ, Masonluktan Esinlenmeler, İstanbul 1977, s. 274-275)
Ancak İhvan-ı Safa'nın veya yine Yunan felsefesinden etkilenen diğer bazı Müslümanların savunduğu evrim fikri, Kuran'a aykırıydı. Nitekim Gazali, bu sapkın akımı da ele aldı ve çürüttü. Gazali, el-Münkız mine'd-dalal adlı eserinde, evrimci İhvanussafa'yı da doğrudan eleştirdi, Eski Yunan düşüncesinden etkilenen sapkın bir felsefe savunduğunu açıkladı. Fedaih-ul-Batıniyye adlı eserinde ise, İhvanussafa'nın da dahil olduğu İsmailiye mezhebinin öğretilerinin çarpıklığını ortaya koydu.
Gazali, eski Yunan dogmalarını çürütürken, bir yandan da günümüzde "Bilinçli Tasarım" (Intelligent Design) olarak bilinen ve özellikle son 10 yıldır dünyaca ünlü biyologlar, biyokimyacılar ve anatomistler tarafından savunulan açıklamanın detaylı örneklerini verdi. El-Hikmet fi Mahlukat-ül Allah (Allah'ın Yarattıklarındaki Hikmet) adlı eserinde; gözyüzünü, dünyayı, Güneş'i, Ay'ı, okyanusları, suyun ve ateşin yapısını detaylı olarak inceledi ve bunların hep özel tasarımlara sahip olduğunu gösterdi. İnsan bedeni, kuşlar, balarıları, balıklar ve mineraller, Gazali'nin "bilinçli tasarım" kanıtı olarak gösterdiği diğer örnekler arasındaydı. Sivrisineklere, sineklere ve incilere de özel yer almıştı. Kitab-ül Cevahir el-Kur'an (Kuran'ın Mücevherleri) adlı eserinde, örümceklerin mucizevi yönlerini, ağ örmedeki ustalıklarını, ördükleri ağın yapısındaki harikalıkları detaylı olarak izah etmişti. Aynı kitapta balarılarının petekleri altıgen olarak yapmalarındaki hikmetleri de anlatmış ve şöyle yazmıştı: "Eğer petekler dairesel olsaydı, o zaman peteklerin dışında boş alanlar kalırdı, çünkü yanyana daireler tam olarak birleşmezler... Altıgen dışındaki hiç bir geometrik şekil verimli değildir ve bu geometrik kanıtlarla bilinmektedir. Öyleyse düşünün ki, Allah balarılarını bu şekle (altıgene) ne kadar hikmetlice yöneltmiştir." (Muhammad Abul Quasem, as The Jewels of the Qur'an, London, 1983, s. 68-69)

Allah İmam Gazali'den Razı Olsun...
Dinsizliğe ve din ahlakından sapmaya karşı imanı katıksızca savunmuş, hayatını bu mukaddes amaca vakfetmiştir.
Ve bugünün Müslüman evrimcilerinin kendilerine sormaları gerekir: Acaba bir Müslüman olarak görevleri, Gazali'nin yaptığı gibi, Allah'ın yaratmasındaki hikmetleri keşfetmeye ve insanlara anlatmaya çalışmak mıdır? Yoksa ateizmin temel dayanağı olduğu tüm dünyaca bilinen bir teoriyi sahiplenmek ve bunun "tehlikesiz" gibi görülerek Müslümanlarca benimsenmesine aracılık etmek mi?
Kendilerine bir de şu soruyu sormalıdırlar: Evrim teorisini "Allah'ın iradesiyle oldu" diyerek benimserken, evrim teorisini kullanarak ateizm propagandası yapanlara (yani aslında Darwinistlerin % 99'una) karşı fikri bir mücadele vermekte midirler?


Sonuç
Başta sözünü ettiğimiz Gazali-felsefeciler konusuna geri dönelim. Ve soralım: Acaba Gazali yoktan yaratılışı savunurken "felsefeciler" neden evrenin sonsuzdan beri var olduğu şeklindeki materyalist dogmayı savunuyorlardı? Gazali hakkındaki Batılı uzmanların başından gelen Michigan Üniversitesi tarihçisi George F. Hourani şöyle yazar:
"İslami felsefecilerin ve El-Gazali'nin yaklaşımlarının arka planında farklı kalbi bağlılıkları yatmaktadır: Felsefeciler Aristo'ya ve felsefi geleneğin diğer temsilcilerine, Gazali ise İslam'ın kutsal metinlerine ve İslami ilimlere bağlıdır." (George F. Hourani, "The Dialogue Between Al Ghazali and the Philosophers on the Origin of the World", The Muslim World, s. 314 )
Evet, mesele budur. Kalbi bağlılığımız, bize "çağın entellektüel modası" olarak dayatılan, ama gerçekçe içi boş, sahte ve aldatıcı olan dogmalara değil, Allah'ın vahyine olmalıdır. Vahye sıkı sıkıya sarıldığımız, dünyayı yorumlarken vahyin ışığıyla düşündüğümüz sürece, Aristoculuk, Darwinizm veya bir başka insan yapımı dogma bizi yanıltmayacaktır. (Harun Yahya, Evrim Yanılgısı)
Kaldı ki, Darwinizm o kadar büyük bir çarpıtmadır ki, bu teorinin çürük olduğunu sadece vahyin ışığıyla düşünenler değil, konuya sadece tarafsız ve önyargısız bakan pek çok insan da bugün anlamış durumdadır. Pek çok bilim adamı, düşünür, entellektüel, bu teoriye karşı seslerini yükseltmektedirler. Müslümanların en azından onlar kadar bilinçli olmaları gerekir.
Aksi halde davrananlar, tarihe bir başka "tehafüt" örneği olarak geçeceklerdir.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.