OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Aşırı Savunma Giderlerinin Düşündürdükleri


Dünya ülkelerinin bütçeleri incelendiğinde pek çok ülkede en büyük payın, savunma giderlerine ve askeri yatırımlara ayrıldığı görülecektir.
20. yüzyıl boyunca küçük ve büyük yaklaşık 250 savaş yaşanmış ve bu savaşlarda yaklaşık 110 milyon kişi hayatını kaybetmiştir.
20. yüzyılın hemen başında başlayan I. Dünya Savaşı'na 20 ülke katılmış, 10 milyona yakın insan ölmüş, savaş sadece cephede değil sivil yerleşim merkezlerinde de büyük tahribata neden olmuştur.
Tarihin en büyük savaşı olan II. Dünya Savaşı'na ise 110 milyon asker katılmış, bunların 27 milyonu cephede ölmüş, sivil nüfustan ise 25 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Savaş, Atlantik'ten Pasifik Okyanusu'na kadar geniş bir alanda onlarca ülkeyi tahrip etmiştir. Örneğin Almanya'da 1.5 milyon ev yıkılmış, 7.5 milyon insan evsiz kalmıştır; Rusya'da ise 6 milyon ev yıkılmış, 1700 kadar şehir ve kasaba ile 70 bin köy yakılıp yıkılmıştır. Yalnız 1990-2000 yılları arasında ise, dünyanın 44 farklı bölgesinde 56 silahlı çatışma ve savaş yaşanmıştır.

20. Yüzyılın Kanlı Bilançosu
Kısacası geride bıraktığımız yüzyıl çok kanlıydı. Ne yazık ki, bu kayıplar insanlığı barışa yönelten bir unsur olmaktan çok, askeri yatırımların daha da artırılmasına, savunma bütçelerinin çok büyük boyutlara varmasına neden oldu. 20. yüzyılın önemli savaşlarının maddi maliyetleri de oldukça yüklüydü:
I. Dünya Savaşı 2.850 milyar dolar,
II. Dünya Savaşı 4.000
milyar dolar,
Kore Savaşı 340 milyar dolar,
Süveyş Savaşı 13 milyar dolar,
Vietnam Savaşı 720 milyar dolar,
İsrail-Arap Savaşları 21 milyar dolar,
Afganistan Savaşı (1979-89)
116 milyar dolar,
İran-Irak Savaşı
150 milyar dolara mal oldu...
Bu yüzyıl boyunca silahlanmaya ayrılan bütçe de gün geçtikçe büyüdü. 2002 yılında yayınlanan raporlar, dünya ülkelerinin askeri bütçesinin yaklaşık 1 trilyon dolar olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, 1.2 milyar insan halen günlük 1 doların altında gelire sahiptir. 113 milyon çocuğun okula gitme, eğitim alma imkanı yoktur. Her yıl dünyada yaklaşık 11 milyon çocuk kötü koşullar ve fakirlik nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Aynı koşullar nedeniyle, 48 çocuktan biri ölü doğmaktadır. (Harun Yahya, İslam Birliği'ne Çağrı)


ABD'ninAskeri Bütçesi
Amerika Birleşik Devletleri, yaklaşık 400 milyar dolarlık askeri bütçesi ile silahlanma listesinin başında yer almaktadır. (Terörle mücadele kapsamında bu bütçenin 45 milyar dolar daha artırılması Kongre'den talep edilmiştir.) ABD'nin askeri bütçesi,
G7 ülkelerinin toplam askeri giderlerinden daha fazladır. ABD'yi 60 milyar dolar ile Rusya, Rusya'yı da 42 milyar dolar ile Çin takip etmektedir. Bunlara ek olarak, ABD'nin 40'tan fazla ülkede askeri üssü, BM'in 190 üyesinden 132'sinde ise az veya çok miktarda askeri varlığı bulunmaktadır. Tüm bunların yanı sıra yabancı ülkelere yapılan askeri yardımlar da Batılı ülkelerin, özellikle de ABD'nin bütçesinde önemli bir yer tutmaktadır.
Dünyanın tek süper gücü olan Amerika'nın ekonomisinin bu kadar büyük askeri bütçeyi kolaylıkla karşıladığı düşünülebilir, ancak rakamlar bunun tam tersini göstermekte, bu askeri giderlerin Amerikan ekonomisini oldukça olumsuz bir şekilde etkilediğini gözler önüne sermektedir. 400 milyar dolar gibi büyük bir tutarı savunma giderlerine ayıran Amerika'da, 12 milyonu çocuk olmak üzere, 31 milyon insan açlık sınırında yaşamaktadır. Amerikan nüfusunun %3'nün açlık çektiği tespit edilmiştir. Açlıkla yüzyüze olan bu insanların önemli bir kısmı, devletten yardım alamamaktadır. İhtiyaç içinde olan bu insanlara yapılan yardım oranında 1994'ten itibaren 1/3 oranında bir azalma olmuştur.

İsrail Lobisinin Etkisi
Tüm dünya için, gerçekleşmesini temenni ettiğimiz, bu barış ortamı, özellikle, İslam dünyası ile yakından ilgili olan üç sorunlu bölgede, yani Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu'da ivedilikle gereklidir. Günümüzde bu bölgelerin hepsinde askeri varlığı bulunan Amerika, Arap-İsrail sorunu nedeniyle de her yıl İsrail'e büyük bir fon aktarmaktadır. Güçlü İsrail lobisinin ABD'nin özellikle dış politikası üzerindeki tek taraflı etkisi, Kongre'den her yıl bu ülkeye yapılan yardımların miktarında da rol oynamaktadır. Ekonomist Thomas Stauffer, yaptığı araştırmayla, İsrail'in ABD bütçesinde 1973 yılından itibaren toplam 1.6 trilyon dolar gidere neden olduğunu ortaya koymuştur. Bugünün nüfus oranına bölündüğünde bu, kişi başına 5.700 dolar anlamına gelmektedir. Elbette, ABD müttefiklerine yardımda bulunabilir. İsrail'e olduğu gibi diğer ülkelere de çeşitli yardımlarda bulunulmaktadır,
ancak İsrail'e yapılan yardıma gösterilen temel gerekçelerin ortadan kaldırılması, Amerikan ekonomisi için olumlu bir gelişme olacağı gibi, İsrail vatandaşlarının geleceği açısından da önemlidir. Siyonist ideolojinin en önemli propagandalarından biri, İsrail devletinin komşuları tarafından sürekli tehdit edildiği ve bu nedenle korunmaya ihtiyaç duyduğudur. İsrail'in komşu Arap ülkeleri ile
savaşlar ve çatışmalar yaşadığı, halen bazı gerginliklerin devam ettiği doğrudur. Ancak bu durum, tek taraflı olarak oluşmamıştır. Siyonizmin etkisiyle, İsrail devleti saldırgan ve şiddeti körükleyen bir politika izlemiştir.
Sadece Ortadoğu ele alındığında bile faydasının açık olacağı bu değişim ile bölgede yaşayan her iki halkın güvenlik bulacağı bir barış ortamının tesis edilmesi hiç de zor olmayacaktır. Ancak daha önce İslam dünyasının birlikte hareket etmesini sağlayacak İslam Birliği'nin kurulması, bölgeye barışı getirecek önemli bir adımın başlangıcı olacaktır. Bu birliğin oluşturulmasıyla, hem Ortadoğu'da hem de tüm İslam coğrafyasında yaşayan Hıristiyanların ve Yahudilerin hakları en iyi şekilde korunacak, bu korumanın sağlanabilmesi için Batı dünyasının ayrı stratejiler geliştirmesine, özel bütçeler ayırmasına gerek kalmayacaktır.


Savunmaya Harcanan Paralarla Neler Yapılırdı?
Bu rakamlar, dünyada ülkeler ve medeniyetler arası barışın egemen kılınması ve böylece savunma giderlerinin azaltılmasının ne derece aciliyetli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Örneğin Müslüman ülkeler arasında kurulacak bir İslam Birliği, İslam dünyasıyla ilgili tüm çatışma ve gerilimleri ortadan

kaldırarak küresel bir barış ve huzur ortamı sağlayacak, sadece Müslüman ülkelerde değil dünyanın diğer pek çok ülkesinde de savunma giderlerinin azaltılmasını sağlayacaktır. Böylece silah teknolojisine yapılan yatırım, silahların geliştirilmesine harcanan para, rahatlıkla eğitim, tıp, bilim, kültür gibi alanlara kaydırılabilir. Askeri bütçeden yapılacak kısıtlamalar ile açlık, fakirlik, ekolojik bozulma, salgın hastalıklar gibi dünyanın geleceğini tehdit eden sorunlarla mücadeleye daha çok kaynak ayırma imkanı olacaktır. Güvenlik endişesinin büyük ölçüde ortadan kalkmasıyla, toplumların refah seviyesini yükseltecek, yaşam kalitesini artıracak uygulamalar hayata geçirilecektir. Kültür ve eğitim projelerine ayrılan bütçe daha da artırılabilecek, ruhen sağlıklı, fiziken güçlü, sevgi ve merhamet anlayışı gelişmiş, hoşgörülü nesiller yetişecektir.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.