OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Osmanlı İmparatorluğu'nda Milllet Sistemi Tarihte Örnek Bir Birlikte Yaşama Sistemi



Bu,Osmanlı millet sisteminin yeniden hayata geçirilmesi demektir ve sorunun tek çözümüdür.
Dünyanın en sorunlu bölgesi olan Ortadoğu'nun mevcut yapısı incelendiğinde bu uygulamayı gerçekleştirecek tek devletin Osmanlı'nın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti olduğu görülmektedir. Türk Milleti'nin önderliğinde kurulacak olan bu sistem geçmişte bölgeye nasıl bir refah getirdiyse, bugün de aynı refah ve barış ortamını oluşturacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu dünyanın 1/3'ünden büyük topraklarında hüküm sürmüş gerçek bir dünya devletidir. Bugün aynı topraklarda 70'in üzerinde devlet yaşamaktadır. Osmanlı dönemi; yönetimi altında yaşamış her dinden her soydan insan için bir mutluluk devridir. Yahudisi, Hıristiyanı ve Müslümanı altı yüzyılı aşkın bir süre barış ve huzur içinde yaşamışlar, hiçbiri inancından veya kimliğinden dolayı haksızlığa uğratılmamıştır. Osmanlı'nın 1900'lü yılların başından itibaren güç kaybetmesiyle özellikle farklı din ve milletlere mensup insanların yoğun olarak bulunduğu Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya'da karmaşa başlamıştır. Bu karmaşanın şiddeti giderek artmış, son 30 yıldır da çatışma ve savaşlar başlamıştır. Günümüzde de devam eden bu kaos tüm gayretlere rağmen sona erdirilememiştir. Özellikle Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet açısından kutsal sayılan Ortadoğu'da, bilhassa Filistin'de karışıklık her geçen gün artarak devam etmekte, gazete ve televizyonlarda her gün bu bölgede ölen insanlarla ilgili haberler yer almaktadır. Oysa 400 yılı aşkın bir süre Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimi altında bulunan Filistin'de hiçbir karmaşa ve karışıklık yaşanmamıştır.

Farklı İnanç ve Kültürlere Saygı Prensibi
1514 yılında Yavuz Sultan Selim'in Kudüs'ü ve civarını fethi ile birlikte, Filistin'de yaklaşık 400 yıl sürecek Osmanlı yönetimi başlamıştır. Osmanlı yönetimi; dünyanın 1/3'ünde olduğu gibi, Filistin'de de barışı, istikrarı ve "farklı inançların birarada yaşaması"nı sağlamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu, "millet sistemi" adı verilen bir düzenle yönetiliyordu ve bu sistemin en temel özelliği, farklı inançlara sahip insanlara, kendi inançlarının ve hatta hukuklarının gerektirdiği şekilde yaşama imkanı tanımasıydı. Müslümanların yanı sıra Kuran'da "Kitap Ehli" olarak tanımlanan Hıristiyanlar ve Yahudiler, Osmanlı topraklarında hoşgörü, güvenlik ve özgürlük buldular.
Bunun en büyük nedeni, Osmanlı'nın Müslümanlar tarafından yönetilen bir İslam devleti olmasına karşın, tebasını zorla İslamlaştırmak gibi bir amaca sahip olmamasıydı. Aksine, Osmanlı devleti, gayrimüslimlere de güvenlik ve huzur sağlamayı, onları adaletle ve İslam idaresinden razı olacakları şekilde yönetmeyi hedefliyordu.
Osmanlı yönetimindeki Filistin'de yaşayan Hıristiyan ve Yahudiler hiçbir zaman dinen bir zorlamaya maruz kalmamışlar, bağlı oldukları dinin gereklerini rahatça yerine getirme imkanları hiçbir zaman ellerinden alınmamıştır. Aksine Osmanlı Devleti, gayrimüslimlere de güvenlik ve huzur sağlamayı, onları adaletle ve İslam idaresinden razı olacakları şekilde yönetmeyi hedefliyordu. Oysa aynı dönemlerde dünya üzerindeki diğer büyük devletler çok daha katı, baskıcı ve müsamahasız bir yönetim anlayışına sahipti. İspanya Krallığı, İber Yarımadası'nda Müslümanların ve Yahudilerin varlığına tahammül edememiş ve her iki topluma karşı büyük bir vahşet uygulamıştı. Diğer pek çok Avrupa ülkesinde Yahudilere sadece "Yahudi" oldukları için baskılar uygulanıyor, hatta zaman zaman toplu katliamlara hedef oluyorlardı.

Yahudiler Osmanlı'ya Neden Sığındı?
Hıristiyanlar o dönemde, birbirlerine karşı bile tahammülsüzlerdi; Katolik ve Protestanlar arasındaki çatışmalar, 16. ve 17. yüzyıl boyunca Avrupa'yı kan gölüne çevirdi. 1618-1648 yılları arasında yaşanan "30 Yıl Savaşları", temelde Katolik-Protestan çatışmasının bir sonucuydu. Bu savaş sonucunda Orta Avrupa adeta bir harabeye dönmüş, milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. O dönemlerde hayatından endişe eden Yahudiler, can ve mallarını koruyacaklarından emin oldukları Osmanlı İmparatorluğu'na sığınmışlardır. Yine o dönem düşmanlarının baskısından ve zulmünden çekinen Hıristiyan padişah ve krallar; çareyi Osmanlı İmparatorluğu'nun koruması altına girmekte bulmuşlardır. (Harun Yahya, Türk'ün Dünya Nizamı)
Osmanlı dönemi, Ortadoğu topraklarına huzur, bolluk ve refah getirmiş, her üç dinin merkezi konumundaki Kudüs, tarih boyunca en uzun istikrar dönemini Osmanlılar zamanında yaşamıştır. Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar tüm mezhepleri ile birlikte, kendi inançları doğrultusunda, diledikleri gibi ibadetlerini yerine getirmişler, kendi örf ve adetlerini yaşamışlardır. Bunun nedeni de Osmanlı'nın ele geçirdiği bölgelere nizam, adalet, barış, refah ve hoşgörü götürmeyi İlahi bir görev sayan bir anlayışla yönetilmesidir.

Ortadoğu'da Çözüm Osmanlı'nın Dönüşü
Kendi kimliğinde olmayanlara baskı uygulamak barışı getirmemekte aksine huzursuzluğun her geçen gün artmasına neden olmaktadır. Yapılacak tek şey; Allah'ın emrettiği ve Osmanlı'nın yaptığı gibi "adaleti ayakta tutmak, farklı din ve milletlere mensup toplumların kimliklerini değiştirmeye çalışmadan onlara ve inançlarına saygı göstermektir.
Bu, "Osmanlı millet sisteminin yeniden hayata geçirilmesi" demektir ve sorunun tek çözümüdür. Ancak bu sistem tesis edilirse bölge halkları huzur ve barış içinde bir hayat yaşayabilirler. Bölgenin mevcut yapısı incelendiğinde bu uygulamayı gerçekleştirecek tek devletin Osmanlı'nın mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti olduğu görülmektedir. Türk Milleti'nin önderliğinde kurulacak olan bu sistem geçmişte bölgeye nasıl bir refah getirdiyse, bugün de aynı refah ve barış ortamını oluşturacaktır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.