OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Yeni Yüzyılda Bilim ve Teknolojinin Öncüleri Müslümanlar Olacak


Kaynakları daha zengin olmasına karşın, İslam aleminin bugün yetiştirebildiği dünyaca tanınmış bilim adamı sayısı geçmişe kıyasla daha azdır. Bu İslam ülkelerindeki, teknoloji üretimi ile de doğru orantılı bir durum göstermektedir. Çünkü Müslümanların elinde bulunan ve teknolojik olarak nitelendirilebilecek birçok şey; ya dış ülkelerden alınmakta veya patent kullanımı ile üretilmektedir.
Burada, karşımıza önemli bir soru çıkmaktadır: Müslümanlar, geçmişte son derece görkemli ve köklü bir medeniyete sahipken, geçmişe oranla bugün bilime neden ciddi anlam- da bir katkı sağlayamamaktadırlar? (Harun Yahya, Kuran Bilime Yol Gösterir)
Bu sorunun cevabı, günümüz Müslümanlarının gelir dağılımı ya da eğitim düzeyleri ele alınarak verilmeye çalışılabilir. Ancak, İslam dünyasının geçmişte gerçekleştirdiği büyük atılımın nedenlerini, kaynağını bulmak ve bunların bugün ne kadarının mevcut olduğuna bakmak, daha sağlıklı tespitler yapma imkanını verecektir.
Müslümanları, çölün iptidai şartlarından alıp zamanın en üstün bilim ve uygarlık seviyesine ulaştıran şey, yeni bir ahlak ve eğitim anlayışıdır. Bütün gücünü ve enerjisini nifak, kavga ve çekişmeye harcayan ve bütün medeni ve sosyal toplumlardan uzak yaşayan kabileler; Kuran ışığında aldıkları ahlaki eğitim ve terbiye sayesinde süratle değişime uğramış, hızla kenetlenip birlik içine girmişlerdir. Edindikleri gücü ve maddi imkanları doğru yolda kullanmış ve çok kısa bir sürede baş döndürücü bir hızla ilerleyen Müslümanlar, çok güçlü devletler kurarak insanları adalet ve istikrarla tanıştırmışlardır.
Şu bir gerçektir ki, bir milletin kalıcı olabilmesi ve kalkınmasını sürdürebilmesi için, güçlü ve esaslı temellere ve mükemmel bir ahlakî yapıya ihtiyacı vardır. İslam, kendi toplumuna kazandırdığı güç ve kalıcılığı, topla tüfekle sağlamış değildir; bilakis, İslam, fikir ve düşünceleri besleyerek işe başlamış, önce düşünceleri gerçeklerin doğru rayına oturtmuş, topluma adalet, kardeşlik, merhamet ve sevgi ruhu aşılamıştır. Böyle bir ortamda, insanlara bilim sevgisi de aşılanmış ve kısa zamanda da bu aşı tutmuştur.
Söz konusu tarihi gelişmeler göstermektedir ki; bilgileri ile övünç duyan, ancak yersiz bir gurura kapılmayan Müslüman bilim adamları kendilerini ve yaşadıkları dönemleri sürekli geliştirmişlerdir.
Bilgilerinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, bilime ve bilimsel gelişmelere işaret eden Kuran ayetlerinden kuvvet aldıklarını, Allah'ın mucizelerinin kendilerini hep yeni araştırmalara yönlendirdiğini, Allah'ın dilemesi dışında bir bilgiye sahip olamayacaklarını zikreden İslam alimleri; İslam biliminin her alanda, kendinden önceki sistemlerin önüne geçmesine vesile olmuşlardır.
İmanî sorumluluğun belirlediği çerçevede bilime hizmet eden, ilimin ancak Allah Katında olduğunu bilen alimler, yaşadıkları döneme ve sonrasına nasıl rehberlik edebilmişlerse; güçlü bir samimiyetle Kuran'ın hikmetine sığınan bugünkü bilim adamlarımız da, bundan sonraki yüzyılları aydınlatacak gelişmelere, Allah'ın izniyle imza atacaklardır. Allah Kuran?da müminlere vadettiği başarıyı şu şekilde bildirmiştir:
"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır." (Nur Suresi, 55)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.