OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Türk Masonlar Her Bölünmede Güçlendiler



Temmuz sayımızda masonluğun Türkiye'ye nasıl getirildiğini ve Cumhuriyet öncesi dönemlerde masonluğun darbelerdeki etkisini anlatmıştık. Bu yazımızda ise masonluğun Türkiye'deki 1970 öncesi gelişimini aktaracağız.
Türkiye masonları arasında ilk ihtilaf 1964 yılında ortaya çıkmıştı. Ünlü bir isme "mason değildir" diye belge verilmesi masonların büyük tepkisine yol açtı. Türk masonları kendilerinin bu tür siyasi tartışmalara katılmasına ve büyük üstad Necdet Egeran'ın bu konuda taraf olmasına sert tepki gösterdiler. Belgeyi hazırlayan Necdet Egeran'ın yapmış olduğu savunma da masonların tepkisini hafifletemedi. Haysiyet divanı Ekrem Tok'u bir yıl süreyle görevinden uzaklaştırırken; Egeran, masonluk teşkilatından ihraç edildi.
1966 yılına kadar süren tartışmaların sonucunda masonlar, "Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonları Büyük Locası" ile "Türkiye Büyük Mason Mahfili ve Süprem Konsey" adı altında iki ayrı çatıda biraraya geldiler.

Bölünme Ne Kadar Gerçekçi


Masonlar arasındaki bu bölünmenin kamuoyuna yansıtılan bir başka yönü ise, 33. derecedeki masonların oluşturduğu Süprem Konseydeki yönetim kadrosunun kendi aralarındaki iç çekişmeydi. İddiaya göre 33. derecenin kadrosu dolmuş ve bir üst dereceye çıkma durumundaki yüksek dereceli masonların önü tıkanmıştı. Bu yüzden de iki yıl süren bir iç çekişme yaşanmış sonuçta da masonlar ikiye bölünmüştü. Gerçekte bu bir göz boyama idi. Masonlar adına ortaya atılan göstermelik bir polemikle hem yeni bir örgütün kurulması sağlanarak, geniş bir kadro imkanı ortaya çıkarılmış, hem de masonların güçten düştükleri imajı oluşturularak, toplumun büyük bir kesiminde masonlara karşı oluşan tepkinin önü alınmaya çalışılmıştı.
Murat Özgen Ayfer, bu iddiaları "Masonluk Nedir ve Nasıldır"" adlı kitabında ortaya koymuştu. Bu gelişmeler yukarıda belirttiğimiz gibi o yıllarda özellikle muhafazakar kesimde masonluğa karşı oluşan tepkinin yumuşatılması ve "masonlar gücünü yitiriyor" imajının oluşturulabilmesi anlamına gelmektedir. Öte yandan Türkiye Büyük Mason mahfili vasıtasıyla masonların kendi içlerinde daha iyi örgütlenmelerini de sağlamıştı. Günümüzde bu iki büyük locanın büyük üstadları arasındaki yakın ilişkiler de bu iddialarımızı doğrulamaktadır. Localar arasındaki bu yakınlık masonların bu localara "Aşağı loca" ve "Yukarı loca" ismini vermesine neden olmuştur. (Murat Özgen Ayfer Masonluk Nedir ve Nasıldır", s.255) Şimdi yeniden biraz geriye giderek masonların ikiye bölünmelerinin ayrıntılarını incelemeye devam edebiliriz.
1964 yılındaki ayrılmanın gerçekçi olmadığının göstergelerinden birisi, ayrıldıkları iddia edilen iki kesimin yönetiminde aile ilişkilerinin görülmesiydi. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar büyük üstadı Tunç Timurkan'ın eşi Güven Timurkan, Türkiye Yüksek Şurası'na bağlı kadınlara ait bir mason locasının başkanlığına getirilmişti. Farklı görüşlerde oldukları için ayrılarak iki gruba ayrılan mason localarının üstadlığında aile içi bir paylaşıma gidilmesi, bu ayrılmanın sadece göstermelik olduğu iddialarını kuvvetlendirmişti.
Tüm dünyada kardeşlik ve barıştan sözeden masonluk teşkilatının kendi aralarında basit bir sahte belge olayının bahane ederek ayrılmaları, üstelik hiçbir gerekçe kalmadığı halde bu ayrılık ve kini sürdürmekte ısrarlı davranmaları, bu ayrılık olayının perde arkasında yine masonik çıkarların olduğunu ortaya koymaktadır.

70'lı Yıllarda Masonluk


Türkiye masonluğunun kağıt üzerinde de olsa bölünmesiyle birlikte kurulan Türkiye Büyük Mason Mahfili, Türkiye'de oluşan bölünme olayını yabancı obediyanslara da bildirdi ve 1967 yılında Fransa Büyük Locası'ndan patent aldı.
1973 yılına gelindiğinde, Dernekler Kanunu'nda yapılan değişiklikle derneklerin "Türk" ve "Türkiye" başlıklarını kullanmaları Bakanlar Kurulu'nun iznine bağlandı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Mason Mahfili'nin ismi Büyük Mason Mahfili, Türkiye Mason Dergisi'nin ismi Mason Dergisi olarak değiştirildi.
Türkiye Büyük Mason Mahfili, 70'li yıllarda uluslararası mason localarıyla ilişkiler kurmak istedi. Ancak, 12 Eylül askeri müdahalesi ile derneklerin yabancı kuruluşlarla olan ilişkilerinin önce yasaklanması, daha sonra da Bakanlar Kurulu'nun iznine bağlanması, Türkiye Büyük Mason Mahfili'nin önünü kesiyordu. Türkiye Büyük Mason Mahfili, kısaltılmış adıyla CLIPSAS isimli bir masonik kuruluşla birlikte çalışmak için Bakanlar Kurulu'na başvurdu. Ancak bu izin çıkmadı. (Masonlar bu örgütle ilişki kurabilmek için gerekli olan yasal izni 1991 yılında almışlardır. (Murat Özgen Ayfer, Masonluk Nedir ve Nasıldır", s. 258)
Türkiye Büyük Mason Locası kurulduğu günden bu yana kendi malı olan aynı binada faaliyetlerini sürdürmektedir. 1979 yılında İzmir'de bir bina satın alarak bu ilde de zaten var olan faaliyetlerini hızlandırmışlardır. 1989 yılında Adana'da bir şube açıldı. Şu anda Türkiye çapında Türkiye Mason Mahfili'ne bağlı 25 loca bulunmaktadır.
1976 yılında üçüncü kez verilen "mason localarının kapatılmasını içeren kanun teklifi" üçüncü kez Meclis tarafından reddedildi. Meclis desteğini arkasına alan masonlar, Tepebaşı'ndaki localarını restore ederek çalışmalarını daha da hızlandırdılar.
27 Nisan 1977'de kuruluşlarının yıldönümünü kutlayan masonlar, İstanbul Sheraton Oteli'nde büyük bir balo düzenlendiler. Baloya Fransa, İsviçre, Belçika, İtalya büyük üstadları katıldı. 1978 yılında İstanbul İntercontinental Oteli'nde ABD, Brezilya, Paraguay mason locaları ile kaynaşma balosu tertip edildi.
1989 yılında bazı mason eşlerinin girişimleri ile Çağdaş Kardeşlik ve Dayanışma Derneği adı altında bir masonik örgüt kuruldu. 1991 yılından itibaren kadın üyeler bu locada tekris edilmeye başlandı. Daha sonra kadın masonlar kendi aralarında örgütlenerek 4 kadın mason locası kurdular. Günümüzde aktif olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Kadınların büyük üstadı ise, üstad mason Tunç Timurkan'ın eşi Güven Timurkan'dır.

İlk Defa Deşifre Oldular


1997 yılında bir televizyon kanalında yayınlanan haber Türkiye masonlarında şok etkisi yaratmıştı. İlk defa mason mabetlerinde gizli çekimler gerçekleştirilmiş ve bu görüntüler Kanal 7 Televizyonu'nda günlerce yayınlanmıştı. İki ayrı locada çekilmiş olan gizli kamera görüntüleri hem Türk halkını, hem de yüksek derecelere ulaşmamış masonları şok etti. Bu gizli kamera görüntülerinin birisinde, yalnızca 33. dereceden masonların katılabildiği "şeytana tapma ayini" icra edilmekteydi. Ayini yöneten büyük üstad, locanın ortasında kesilen bir keçinin kanını içiyor ve İbranice bazı dualar okuyarak şeytana tapma ayinini sonuçlandırıyordu. Diğer görüntülerde ise, masonluğa kabul edilen iki yeni kişinin göğsüne, masonik ritüellere göre kılıçlar dayanıyor, ölüm iması yapılıyordu. Aynı locada kaydedilmiş diğer bir görüntüde ise, masonlar tarafından sürekli olarak inkar edilen masonik nikah töreni vardı.
Masonlarla ilgili gizli kamera görüntülerinin yayınlanması ile birlikte masonluk, gündemin en üst sıralarına yükseldi. Ancak masonların kontrolündeki bazı medya kuruluşları bu konuyu hasıraltı edebilmek için olağanüstü çaba harcadılar. Bu medya kuruluşları, yayınlarında bu haberlere en ufak bir yer dahi vermediler. Kanal 7 Televizyonu'nda masonların gizli ayinleri ile ilgili dehşet verici görüntüleri izleyenler, bu görüntülerin yankılarını gazetelerinde ve diğer televizyon kanallarında bulabileceklerini zannettiler. Ancak yüksek tirajlı "büyük" gazetelerin ve bunların yan kuruluşu durumundaki televizyon kanallarının hiçbiri bu önemli görüntülere yayınlarında yer vermediler.

Görüntülerin Yankıları


Gazete manşetlerine taşınan bu önemli görüntüleri Yazar Fehmi Koru şu şekilde yorumladı:
"Ellerine geçen, rahatlıkla "Dünyada ilk defa gerçekleşen bir gazetecilik olayı" diyebilecekleri gizli kamerayla çekilmiş bir filmi, Cuma gününden bu yana ekranlara taşıyan Kanal 7 yönetimi, başlarına geleni anlamakta zorlanıyor. Nasıl zorlanmasın; bir mason locasında gizlice çekilmiş, üç adayın örgüte girişiyle ilgili tören ve bir başka mason nikah töreni, medyada hiç ilgi görmedi. Ne bir başka kanal çekimden görüntüler yayınladı, ne de bir gazete ve dergi, konuyu sütunlarına taşıdı. Tam bir sessizlik. Halbuki dini nikahın tartışıldığı bir ortamda mason nikahı ilgi çekmeliydi. Aslında sessizliğin sebebi, Kanal 7'nin gizli çekimlerinde de anlaşılıyor. Mason örgütüne girerken adeta dini bir ritüel yaşıyorlar. Gizli kameranın giremediği bir düşünce odasında bir süre tutuluyor, sonra eğilmeye zorlanarak, bir çıtanın altından geçiyorlar. İçeride gözleri bağlıyken, elleriyle yoklamaları istenen bir kılıç göğsüne dayanıyor. "Burada öğrendiklerini dışarıda açıklarsan sonucuna katlanırsın" mesajı bir kez daha sözlü olarak aktarılıyor. Gözlerini açar açmaz gördükleri "biraderler" her hareket ve konuşmalarından önce ellerini boğazlarına götürerek kesme işareti yapan insanlar..." (Fehmi Koru, Zaman Gazetesi, 18 Ocak 1997)
"Kanal 7 önemli bir yayıncılık örneği sergiledi, mason ayinlerini ekrana getirerek... Bilgi çağı insanımızın "kara mizah mason törenlerini" algılaması ve değerlendirmesindeki ortak yön: Komiklik ve gizlilik. Bu bir tarafı... Diğer yandan ise; İskoç Riti"ne tabi mason localarının Londra'dan Fransa obediyansına tabi olanların da Paris'ten talimat almaları, masonluğun kökü dışarıda olduğunu yeniden düşündürdü. ... Çağdaş Atatürkçüler de bu tartışmadan bir şey öğrendiler: Mustafa Kemal'in emriyle kapatılan mason locaları, Atatürk'ün ölümünden sonra ancak, gizli de olsa örgütlenebildi, uluslararası bağlantılar kurabildi. Malum medya ve malum kesim böyle bir tartışmadan rahatsız oldu. Sahte şeyh Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz, Fadime Şahin ve Emire Kalkancı olayını örtbas etmek için masonluğun gündeme getirildiğini savundular. Bütün dünyada yükselen dini ve milli değerlerin yansıması karşısında bir ilkelik örneği, bu olaya mal bulmuş mağribi gibi sarılmaları... Biraz da acizlik örneği..." (Ayhan Katırcıkara, 29 Ocak 1997, Türkiye)
"Masonluk tartışmaları yine alevlendi. Televizyonlar, gizli çekilen görüntülere yer veriyorlar. Gazetelerde dizi yazılar yayınlanıyor. Kamuoyu bu yayınları merakla izliyor. Masonluk ketumiyet üzerine kurulu. Masonlar da bu yüzden fazla konuşmuyorlar." (Emin Pazarcı, 2 Şubat 1997, Akşam)
"Kanal 7, kaç gündür masonluk ile ilgili görüntüler yayınlıyor. Dünya tarihinde ilk defa gerçekleşen bir gazetecilik başarısı bu. Bir masonun locaya kabulü gizli kamera ile elde edilmiş görüntüler aracılığıyla kamuoyuna aktarılıyor. Fadime-Müslüm tefrikasına kapılıp giden medyamızda, ya da alenen çağrı yapılmasına rağmen masonlarda en ufak bir kıpırdama yok. Tarikat tartışmalarının yoğunlaştığı, bir uçkur düşkünü yüzünden bütün İslam tarikatlarının suçlandığı bir dönemde, yeryüzünün bilinen en eski ve en sürekli tarikatı ile ilgili görüntüler, Kanal 7 ekranlarında yer almasına rağmen, henüz bir televizyon kanalı, bu görüntülere, Ali Kalkancı'nın artık ezberlenen zikir görüntülerinin 20. tekrarı kadar bile ilgi göstermedi... Kanal 7'nin günlerdir açıklama beklemesine, masonluk ayininden inanılmaz görüntüleri ekrana getirmesine rağmen hiç ses çıkmamasında, tepki verilmemesinde, hele medyanın olayı tamamen görmezden gelmesinde, bu dünyanın içinde var olan etkili isimlerin, localarına karşı ettikleri sadakat yemininin payı var mı dersiniz" (Şükrü Kanber, 18 Ocak 1997, Milli Gazete)


"Bütün Oyunları Loca Tezgahlıyor"


Bu görüntülerin televizyonlarda gösterilmesinin ardından; masonluktan daha önceki yıllarda ayrılan, ancak kendilerine ayrıldıklarına dair hiçbir belge verilmeyen Mümin Kılıç ve Önder Aktaç, kameraların karşısına geçerek, masonluk hakkında birbirinden ilginç iddialar ortaya attılar. Ardından başka bir mason istifa ettiğini açıklayarak, yine aynı televizyon kanalından masonların gizli dünyaları konusunda farklı bazı açıklamalarda bulundu. Olayın ardından, Türkiye'de faaliyet gösteren mason localarının köklerinin dışarıda olduğu ve bu yapıları ile Dernekler Yasası'nı ihlal ettikleri, dolayısıyla kapatılmaları gerektiği söylenerek, savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.
Aynı günlerde benzer gelişmeler, TBMM çatısı altında da yaşanmaktaydı. RP Tokat Milletvekili Ahmet Fevzi İnceöz, mason locaları konusunda İçişleri Bakanlığı'na soru önergesi verdi. Fevziöz, sonuçsuz kalan soru önergesinde şu ifadelerde bulundu: "Son bir hafta içinde, Kanal 7 isimli televizyon kuruluşu tarafından ard arda yayınlanan bazı görüntüler, halen ülkemizde faaliyet gösteren masonluk teşkilatı ve bu teşkilata bağlı organize mason locaları ile bu localarda özel toplantılar düzenleyen masonlar hakkında birtakım iddialar gündeme getirdi."
Kanal 7'de yayınlanan çekimlerde masonların gizli ayinleri, tören ve ritüeller, özel toplantıları tesbit edilmiş ve masonluğa kabul seremonileri, masonik usullere göre yapılan nikah töreni, loca toplantılarına ait konuşmalar ve tekris törenleri görüntülenmişti. Çekimlerin henüz yayınlanmayan bölümlerinde ise, meşrik-i azamlar arasındaki diyalogların, kabalist öğretinin telkin edildiği konferansların, localarda büyü ayinleri yapıldığına dair görüntülerin yer aldığı iddia ediliyor.
Bilindiği gibi, mason teşkilatı son üç yüzyıldır dünyanın en güçlü ve etkili örgütlerinin başında gelmektedir. Millet kavramının var olmadığı, milletlerin belirli bir plan çerçevesinde dağıtılacağı ve enternasyonal bir dünya devleti kurulacağı idealine ulaşma amacındaki masonlar bugün dünyanın her ülkesinde aktif olarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Ancak bunun yanında, ülke siyasetlerine yön veren, milletlerarası ilişkilerde pay sahibi olan, devlet kademelerinde teşkilatlarına bağlı güvenilir masonları görevlendirerek devlet içinde organize olan (İtalya'daki P2 mason locası bunun en çarpıcı örneklerindendir) masonluk örgütü karanlık, gizli ve denetim dışı birçok hususu bugün bünyesinde barındırmaktadır. Ülkemizdeki tablo da bu şekildedir. (Harun Yahya, Yahudilik Masonluk)
İşte televizyon kanallarında yayınlanan gizli kamera çekimlerinin ışığında, masonluk teşkilatının kapalı, içine dönük, sır dolu yapısı, tamamen köhne Yahudi öğretilerini ve Kabala"yı temel alan felsefesi ve enternasyonal bir dünya devleti hedefi göz önünde bulundurulduğunda, bu karanlık örgüt hakkında bazı hususların özellikle açıklığa kavuşturulması gerekiyor."
Mason localarının 1948 yılından bu yana dernekler kanununa aykırı hareket ettiğinin altını çizen İnceöz soru önergesini şu ifadelerde tamamladı:
"Büyük Mason Mahfili Derneği adı altında faaliyet gösteren mason derneği, devletimizin güvenliğini ve milli menfaatlerimizi tehdit eden, insanların açıkça tehdit edildiği, emniyet birimlerinin kontrol ve denetiminden kaçan, içinde yasadışı nikahların kıyıldığı, usülsüz paraların toplanıp harcandığı, izinsiz silahların bulunduğu bir merkez durumundadır. Gerçek yönetim merkezi yurtdışında olan, enternasyonal yapısı olan, milli çıkarlarımız ve devlet güvenliğimiz açısından çok tehlikeli olan bu teşekkülün faaliyetlerinin durdurulması gerekmektedir.
Bu itibarla, Sayın Bakanlığımızca masonluk teşkilatı yöneticileri ve diğer sanıklar hakkında soruşturma açılarak, öncelikle adı geçen derneğin faaliyetten menedilmesini, kökü yurtdışında bulunan diğer tüm masonik teşkilatların faaliyetlerinin durdurulmasını, faaliyetleri resmen durdurulana kadar bu derneklerin içinde devlet aleyhinde faaliyet yürütülüp yürütülmediğinin tespiti amacıyla sürekli polis memuru bulundurulmasını ve bu gizli teşkilatın elebaşlarının ve diğer sanıkların yakanarak ilgili yasa maddelerince cezalandırılmalarını saygılarımla talep ve arz ederim."

Günümüzde Türk Masonluğu


1991 yılında kurulan Bodrum Locası"nın ardından 1992 yılında Tesviye Dergisi yayınlanmaya başlandı. 1994 yılında ise Beyoğlu Nuri Ziya Sokağı"ndaki sosyal bina faaliyete girdi. 1995 yılında ise İstanbul Yakacık"ta yeni bir loca açıldı.
Türkiye masonluğunda günümüzde hakim güç, Türkiye Büyük Locası ya da sadece Büyük loca olarak bilenen Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği"dir. Bu derneğin Türkiye çapında faaliyet gösteren 150 kadar locası vardır. Büyük Loca İstanbul Beyoğlu"nda Odakule"nin karışısında Nuriziya Sokağı"ndadır. Resmi kayıtlara göre 18000 üyesi vardır.
Diğer mason örgütü olan Türkiye Yüksek Şurası"nın merkezi Beyoğlu Arslanyatağı Sokağı"ndadır. İskoç Riti"ne göre faaliyet gösteren Türkiye Yüksek Şurası"nın İçişleri Bakanlığı"na verilen resmi kayıtlarına göre 2500 üyesi vardır.

Türkiyedeki Masonluk Örgütü


Türkiye"de masonların bağlı oldukları iki kuruluş vardır. Bunlar Türkiye Büyük Locası ve Türkiye Fikir ve Kültür Derneği yani Türkiye Yüksek Şurası"dır.

Türkiye Büyük Locasında örgütlenme şu şekildedir:


1) Eski Büyük Üstadlar
2) Bir önceki Büyük Sekreter ve Büyük Hazine Emini.
3) Türkiye"deki localardan her birinin serbest ve gizli oyla seçtikleri üçer delege.
Bunların üstad derecesinde bulunan eylemli üyeler olmaları gerekir.Türkiye Büyük Locası, kendi üyeleri arasından "Büyük Kurul'u seçer. İki yıl için göreve gelen Büyük Kurul, Türkiye Büyük Locası'nın yürütme organıdır. Masonluğun yöntemiyle ilgili işlemleri yapar.
Büyük Kurul'daki en üst düzey yetkili masonluk örgütünün de Genel Başkanı olan Büyük Üstad"dır. Türkiye Büyük Locası"na bağlı tüm kuruluşlarını denetler ve gerekli kararları alır.
Türkiye mason locaları Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Manisa ve Adana illerinde toplanmıştır. Merkez ise İstanbul Beyoğlu Nuruziya Sokağı"ndadır.
Türkiye Fikir ve Kültür Derneği"nin de merkezi İstanbul Beyoğlu Arslanyatağı Sokağı'ndadır. Dernek "Yüksek Şura" denilen "Merkez Yönetim Kurulu"nca yönetilir. Bu kurulun Başkanı ise Hakim Büyük Amir"dir.
Bir masonun Türkiye Fikir ve Kültür Derneği"ne kabul edilmesi için Türkiye Büyük Locası"na bağlı bir locanın üyesi olması gerekir. Derneğin bünyesinde üç grup vardır. 33. derecelilerden oluşan "Yüksek Danışma Divanı" ve 31. derecelilerden oluşan "Haysiyet Divanı" bu üç grubu oluşturur.
1980"li yılları rakamlarına göre Türkiye Büyük Locası"na Bağlı 77 loca bulunmaktadır. Bu 77 locanın 41"i İstanbul"da, 21"i Ankara'da, 12'si İzmir'de ve 2'si Bursa'da ve 1 tanesi Adana'da bulunmaktadır.
Peki masonluk konusunda nasıl düşünmek ve neyi davranmak gerekir
Masonluk, materyalist felsefe, Darwinizm gibi birtakım zararlı felsefeleri kendine rehber edinmiş bir örgüttür. Dahası bu zararlı felsefeleri topluma yaymaya çalışmakta, bu nedenle insanları milli ve manevi değerlerlerinden uzaklaştırarak yozlaştırmaktadır.
Ancak bu durum karşısında tüm masonlara cephe almak bir çözüm değildir. Bu kişiler, özellikle de henüz masonlukla yeni tanışmış olanlar, yanlış bir felsefeye kapıldıkları için yanlış yoldadırlar. Yapılması gereken masonlara yanlış yolda olduklarını göstermek, onlara Allah'ın varlığı, birliği, din ahlakının gerçekleri ve güzellikleri konusunda doğruları anlatmaktır. Umulur ki böylece masonlar da gerçekleri görebilir ve anlayabilirler.

LOCA ADI K.TARİHİ İL
Gün 1975 İstanbul
Özlem 1975 İstanbul
Başak 1975 İstanbul
İrem 1975 İstanbul
Ankara 1976 Ankara
Evren 1977 İstanbul
Piramit 1977 İstanbul
Yunus Emre 1977 Ankara
Nilüfer 1978 Bursa
Manisa 1978 İzmir
Burç 1980 İstanbul
İlke 1980 Ankara
Atanur 1981 Ankara
Ege 1982 İzmir
Çukurova 1982 Adana
Sembol 1983 İstanbul
Güven 1984 İstanbul
Erdem 1984 Ankara
Denge 1984 Ankara
Işın 1983 İzmir
Başarı 1985 İzmir
Doğan Güneş 1985 Ankara
Meşale 1986 İstanbul
Anadolu 1986 İstanbul
Tolerans 1986 Ankara
Sezgi 1988 İstanbul
Üçsütun 1988 İzmir
Kutupyıldızı 1988 Ankara
Akıl ve Hikmet 1988 İstanbul
Boğaziçi 1988 İstanbul
Karşıyaka 1988 İzmir
Üç Nur 1988 Ankara
Yeditepe 1988 İstanbul
Gönye 1988 İstanbul
Güzel İstanbul 1988 İstanbul
Günışığı 1988 İstanbul
Başkent 1988 Ankara
Tanyeri 1989 İstanbul
Sadakat 1989 İstanbul
Gökkuşağı 1989 Ankara




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.