OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Müslümanların Gücünü Kırmaya Çalışan Hastalık: Pasifizm



Pasif kelimesinin sözlük anlamı, "bir şeye karşı tepki göstermeyen, etkinliği olmayan, durgun, çekingen"dir. "Pasif bir insan" dediğimizde yapı olarak şevksiz, çevresindeki olaylarla ilgisiz, insanların sıkıntıları ve sorunları ile ilgilenmeyen, etrafındaki aksaklıklara çözüm arayışı içinde olmayan, kendi içine kapalı, küçük dünyasında yaşayan bir insan modeli akla gelmektedir. Yazı boyunca bu insan modelini yani "pasifizmi savunan" kişileri ele alacak ve bu çirkin modeli Müslümanlar arasında yaşatmaya çalışan insan karakterini anlatacağız.
Müslümanlar arasında bulunan bazı insanlar iman edenlerin imani şevk ve heyecanlarına uymayan bir hal içinde olabilirler. Kısaca bu kişiler, Müslümanların yaşadığı yüksek iman heyecanını içlerinde yaşamaz, onların mutluluk ve huzurundan uzak, soğuk ve donuk bir hayat sürerler. Kuran ahlakını yaşama isteğinde olmadıkları gibi, din ahlakının anlatılması konusunda da hep geride kalan, olanları uzaktan izlemekle yetinen bir görüntü sergilerler. Ne yaşantılarında ne de iman anlayışlarında canlı, akılcı ve sağlıklı bir yaklaşımları yoktur. (Harun Yahya, Adamlık Dini)
Sevgi, samimiyet, dostluk, kardeşlik, sadakat, vefa, bağlılık gibi Allah'ın razı olacağını bildirdiği Müslümanların üstün ahlak özelliklerinden yoksundurlar. Bu kişiler kasten uyguladıkları pasiflikleri, cansız, şevksiz ve donuk kişilikleriyle etraflarındaki insanlara negatif elektrik yayan, soğuk, duyarsız, son derece resmi ve yakınlık kurulması imkansız; hepsinden önemlisi de Allah korkuları olmayan, insanlardır. Allah Kuran'da, "Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: "Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der." (Nisa Suresi, 72) ayetiyle Müslümanlara bu karakterdeki insanların kişiliklerini haber verir.

Müslümanlar Arasındaki Pasifistler
Müslümanlar tüm hayatlarını Allah'ın rızasını kazanmaya adamış, cennete ulaşma umudu taşıyan, samimi imanı olan insanlardır. Bu amaçları onları her an canlı, şevkli ve uyanık tutmaktadır. İçinde bulundukları şartlar ve ortam değişse de onların bu durumları hiç değişmez; samimi, şevkli, Allah'a karşı teslimiyetli tavırlarını korurlar. Allah'ın emir ve yasaklarına karşı hassasiyetlerini her an muhafaza ederler. Allah'a samimi olarak iman eden bir insan, tüm olayların Allah'ın kontrolünde ve belirlediği kader doğrultusunda işlediğine kesin olarak iman eder, yüce Allah?ın her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık yaratacağına inanır. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle bildirmektedir: "Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir." (Talak Suresi, 7)
Müslümanlar, Allah'ın sözünün mutlaka gerçekleşecek bir vaat olduğuna kesin olarak inandıkları için, daha en başından bir olayın en hayırlı şekilde sonuçlanacağını bilirler. Bu, Allah'a kesin bir bilgiyle inanan ve Kuran'ın hak kitap olduğunu bilen insanların iman şeklidir. İmanlarındaki bu kesin kararlılık sayesinde Müslümanlar, dünya hayatında her an canlı, şevkli, imanın getirdiği güzel bir coşku içinde yaşarlar. Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi "hayırlarda yarışan", sürekli güzel ahlak için çaba harcayan bir karakter gösterirler. Rabbimiz Müslümanların bu şevkli yapısını bir ayetinde şöyle haber verir: "Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır." (Al-i İmran Suresi, 114)
Gerçek Müslümanlar Allah'ın rızasını kazanmakta ve güzel ahlakta gösterdikleri şevk ve heyecan ile diğer insanlardan ayrılırlar. Ancak "ben Müslümanım" diyen bazı insanların söyledikleri ile kalplerinde sakladıkları düşünceler çok farklı olabilir. Müslüman olduğunu iddia eden bir kişi iman ettiğini söylerken aslında son derece zayıf bir imana sahip olabilir; hatta günün birinde Allah'ın varlığından ve ahiretten yana ciddi şüpheleri olan bir kişi olarak ortaya çıkabilir. Allah böyle insanları Hac Suresi'nin 53. ayetinde "kalplerinde hastalık olan" ve "kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunan" insanlar olarak tanıtmıştır. Allah'ın ayetlerinin gerçekleşmesi karşısında dahi, söz konusu insanların kalplerinde samimi bir şevk ve güzel ahlaklı olma konusunda bir karar alma isteği oluşmaz. Buna rağmen samimi Müslümanların davranışlarını belli bir süre taklit ederek, tüm bu güzellikleri yaşıyormuş gibi bir görünüm vermeye çalışabilirler.
Kendilerini salih bir Müslüman gibi göstermeye çalışırken bir yandan gerçek Müslümanları da kendileri gibi ağır bir yapıya sürüklemeye gayret edebilirler. Kuran ahlakından uzak bir hayatı makbul göstermeyi amaçlar, çeşitli hilelerle inananları cahiliye hayatına çekmeye çalışabilirler. Ancak bu insanlar her ne yaparlarsa yapsınlar Allah'ın dinine ve samimi kullarına bir zarar veremez, onları doğru yoldan ayıramazlar. Rabbimiz zamanı geldiğinde onların kalplerindeki hastalığı ortaya çıkarır: "Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?"(Muhammed Suresi, 29)
Müslümanların içinde gizliden gizliye pasif, tembel ve gevşek bir yapı kurmak amacı taşıyarak kendilerini gizleyen bu insanlar hiçbir sonuca ulaşamazlar. Gerçek niyetlerini ortaya koyduklarında Müslümanlar için bu, şaşırtıcı olmaz. Çünkü yukarıda kısaca belirttiğimiz gibi onların samimiyetsizliklerini açığa vurmalarından çok daha önce feraset ve basiret sahibi olan Müslümanlar, bu kişilerin kalplerindeki hastalığı, imani zayıflıklarını -Allah'ın izniyle- teşhis ederler. Onların gevşekliklerinden hiçbir şekilde etkilenmez aksine Kuran ahlakını yaşamaları için onlara ayetlerle öğüt verir ve hatırlatmalar yaparlar. Kuran'ın "İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O halde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle." (Nisa Suresi, 63) hükmünce samimi olarak iman etmeyen bu kişilere etkili olacak sözler söylerler. Ancak Müslümanların iyi niyeti ve her türlü çabasına rağmen bu insanların birçoğu inkarlarını sürdürürler. Allah bu insanların durumunu şöyle haber vermiştir: "Kendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar." (Kehf Suresi, 57)
Salih Müslümanların yapması gereken, bu önemli tehlikeye karşı uyanık olmaktır. Allah bir ayetinde "... kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler." (Rum Suresi, 60) şeklinde buyurmuştur. Müslümanlar bu nedenle her türlü gevşeklik ve şevksizlikten ve bu görünümü verecek tavırlardan kaçınmalı, bu çirkin tavırları teşvik eden insanları da uyarmalıdırlar. Çünkü Allah, Kuran ayetlerinin yaşanmasını engelleme konusunda çaba harcayan insanların uğrayacağı sonu bize şöyle haber vermiştir: "Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir." (Sebe Suresi, 38)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.