OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Türkiye'de Masonluğun Gizli Tarihi


Türkiye'deki masonluğun kaynağı her ne kadar Ahiliğe, esnaf localarına ya da Bektaşiliğe bağlanmaya çalışılsa da, gerçekte masonluk kökü dışarıda olan bir örgüttür. Türkiye'de yapılan ciddi çalışmalar ve masonik kaynaklar, masonluk tarihini genellikle 3 döneme ayırmaktadır.

Türkiye Masonluğunda 3 Dönem


Türkiye'de masonluğun tarih sahnesine çıkışı Avrupa'dan 20 yıl sonra gerçekleşir. Bu çıkış ise tamamen dış kaynaklı olup:
  1. Meşrutiyet öncesi dönem
  2. 1909 yılından mason localarının Atatürk tarafından kapatıldığı 1935 yılına kadarki dönem
  3. 1948'de locaların uyku döneminden çıkarak yeniden faaliyete geçtiği dönemden günümüze kadar; olmak üzere 3 döneme ayrılmıştır.


Bu üç dönemin birincisi yani Meşrutiyet öncesi dönem hakkında yeterli belge ve bilgi mevcut değildir. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme ve çöküş dönemini kapsar. Bu tarihlerde kurulmuş olan locaların hemen hepsi doğrudan yabancı obediyanslara (yedi masonun biraraya gelerek kurduğu loca) bağlıdır.



Türkiye'de İlk Mason Locası


Clavel'in, ünlü "Historie Pittoresque de la Franc-Maçonerie" adlı eserine göre, Türkiye'de ilk mason locası, 1738'de İstanbul'un Karaköy semtinde, bugün Perşembe Pazarı olarak bilinen ticaret merkezinde kurulmuştur. 1789 yılındaki Fransız İhtilalinden sonra bu loca, bilinmeyen bir nedenle faaliyetlerine son vermiştir. Yine tarih kaynaklarında aynı dönem içerisinde İstanbul'un çeşitli semtlerinde, İzmir'de, Halep'te ve Selanik'te mason localarının açıldığı aktarılmaktadır. Ancak padişahın özel emri ile bu localara sadece yabancı uyruklu ya da gayrımüslim kişiler kabul edilmekteydi. Nitekim bu kuralın bir dönem sonra delindiği ve artık Müslümanların da localardaki toplantılara katılabildiği, o tarihlerde yaşayan ünlü mason isimlerinden anlaşılmaktadır. Osmanlı İmpatorluğu'nda bilinen ilk Müslüman mason, Çelebi Mehmet Efendi'nin oğlu Sait Çelebi'dir.

Osmanlı İmparatorluğu'nda İngiltere Büyük Locası'na bağlı kurulan ilk loca "Oriental Lodge"dur. Bu locanın 1856 yılına kadar faaliyette kaldığı anlaşılmaktadır. 1738'te başlayan Türkiye'deki masonik faaliyetler, yaklaşık 100 yıl çok sessiz ve yavaş faaliyet göstermiştir. Türkiye masonluğunun bu birinci döneminde masonlukla ilgili gelişmelerin belirgin bir hal almasının, Kırım Savaşı yıllarında olduğu kabul edilmektedir. 1853 yılında başlayan Kırım Savaşı'nda, Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerinde bulunan Fransızlar, İngilizler ve Sardunya Krallığı emrindeki İtalyanlar birçok loca açmışlardır.
Yasaklanmış olmasına rağmen birçok Müslüman asıllı Osmanlı vatandaşı, bu localarda toplantılara düzenli olarak katılmışlardır.




Sultan Abdulaziz Döneminde Masonluk



"Oriental Lodge" dışındaki ilk büyük loca, 1857 yılında İzmir'de kurulan "Grand Lodge de Turquie"dir. Bu büyük locaya bağlı olarak her biri ayrı dilde faaliyet gösteren altı loca bulunuyordu. Türkçe olarak çalışan locanın adı "Orhaniye Locası"ydı. Türkiye'deki masonik yayınlar bu locayı ilk "milli" mason locası olarak kabul ederler. Sultan Abdulaziz'in tahta çıkmasıyla başlayan Avrupa ülkeleri ile iyi ilişkiler, masonlar için de rahat faaliyet gösterebilme döneminin başlangıcı olmuştu.

Bu dönemde masonluğun, Türkiye'deki tarihi açısından en kayda değer gelişme "Ser Locası"nın açılması olmuştur. Ser Locası'nın üyeleri arasında Sultan 5. Murad, Şehzade Nurettin Efendi, Şehzade Selahattin Efendi, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa, Sadrazam Tunuslu Hayrettin Paşa, Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa, Berlin Büyükelçisi Sadullah Paşa,Şinasi Bey gibi bir çok yazar, devlet adamı, gazeteci ve zengin Osmanlı tüccarları bu locanın aktif üyesiydi. Bu dönemden sonra artık masonluk, Osmanlı topraklarında adını ciddi şekilde duyurmaktaydı. Dönemin en etkili mason devlet adamı ise Sadrazam Mustafa Reşit Paşa idi. Türkiye masonlarının yayın organı Mimar Sinan dergisine göre Türkiye tarihinin en büyük Başbakanı olan Mustafa Reşit Paşa, ilerleyen yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünün öncüsü olacaktı.




Sütunlar Yıkılıyor


Anadolu Ajansı 10 Ekim 1935 tarihinde gazetelerin merkezlerine şu önemli haberi geçiyordu: "Türkiye mason cemiyeti, memleketimizin sosyal tekamülü ve günden güne artan muazzam terakkilerini nazarı itibare alarak faaliyetlerine nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halkevlerine teberrüü muvaffak görülmüştür."


Bu habere kimse bir anlam verememişti. Çünkü Türkiye masonluğu, tarihinin en rahat dönemini yaşıyordu. TBMM Başkanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Ankara Valisi, İstanbul Valisi üst düzey aktif masondu. Devlet yönetiminin önemli mevkileri, masonlar tarafından ele geçirilmişti. Türkiye masonluğu ne olmuştu da 27 yıl aradan sonra kendini yok etme kararı almıştı. 4 gün sonra gerçek ortaya çıkmıştı. Masonlar kendilerini feshetmemiş, mason locaları, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından kapatılmıştı.

14 Ekim 1935 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nin "Türkiye'de Mason Locaları Bir Emirle Kapatıldı" başlıklı haberinde olayın perde arkası şu şekilde aktarılıyordu:
"İçişleri Bakanlığı'ndan verilen bir emir üzerine Türkiye mason Localarının faaliyetlerine nihayet verilmiştir. Yüksek makamın emri ile Türkiye masonluğunun İstanbul, Ankara, İzmir, Edirne, Muğla, Gaziantep ve Adana'da bulunan Müteaddid locaları kapanmış, bunların emlaki hükümete intikal etmiştir."

Cumhuriyet gazetesinin haberinde, sözü edilen yüksek makam dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'ten başkası değildi. İşin ilginç yanı ise Atatürk mason localarını kapatma emrini Müslümanlara yaptığı zulümlerle tanınan mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya vermiş olmasıydı. Mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Atatürk'ü bu tarihi kararından vazgeçirmeye çalışsa da başarılı olamadı. Atatürk kapatma öncesi, Doktor İsmail Hurşit, Türkiye Büyük Locası Büyük Üstadı Muhittin Osman Omay ve bir grup masonu İçişleri Bakanlığı'na çağırdı ve kesin kararını bildirdi: "Mason Locaları kapatılıp çalışmalarına son verecekler ve mal varlıklarını halk evlerine aktaracaklardır."




Atatürk: Bunların Kökü Dışarıda!


Atatürk, uzun süredir aklını meşgul eden mason localarının kapatılmasıyla ilgili düşüncelerini ilk olarak 1935 yılında gündeme getirdi. İttihat Terakki Cemiyeti içerisindeki masonların Türiye'ye verdikleri zarar, herkes tarafından bilinmekteydi. İttihat Terakki'yi yakından tanıyan Atatürk, Cumhuriyet'in kuruluşundan beri locaları kapatmak için fırsat kolluyordu. Dönemin Van Milletvekili İbrahim Arvas, hatıralarında Atatürk'ün masonlara yaklaşımını şu şekilde ifade ediyor:
"Mustafa Kemal'in sevmediği iki zümre vardı. Birincisi dönmeler ikinci ise masonlardı... Bir gün eski Adliye Vekili Mahmud Esat Bozkurt'u çağırdı. Kendisine masonların taksimat, teşkilat, ahvalini bildirir bir kitap verdi. "Bunu güzelce mutalaa et, bir takrirle Halk Partisi grup başkanlığına ver, grupta bunlara şiddetli hücum yap ve grupça kapanmasına dalalet et. Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır" dedi. Grup danışmanı Mahmut Esat Bozkurt, riyaset makamına bir takrir verdi ve takririnin okunmasını reisten rica etti. Hülasası şöyleydi: "Masonluk kökü dışarıda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir, memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da grup kararıyla kapatalım..."

Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi: "Arkadaşlar, yarından itibaren Türkiye'de masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır..." Salonda bir kıyamet koptu, alkışlar, bağırmalar tavanları çınlatıyordu." (İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, s.71-72)











Masonik semboller içeren bronz heykel

Yıl 1948; Localar Tekrar Açılıyor


Atatürk'ün emri ile kapatılan mason locaları, 5 Şubat 1948 yılında İnönü'nün emri ve Celal Bayar'ın desteği ile tekrar faaliyete girmiştir.

5 Şubat 1948 tarihinde "Türkiye Mason Derneği" ismi ile İstanbul Valiliği'ne yapılan başvuru kabul edildi ve masonlar, bu tarihten sonra resmen faaliyete başladılar. Açtıkları davalarla, halk evlerine devredilen tüm mal varlıklarını tekrar ele geçirdiler. Locaların 13 yıl aradan sonra açılması, uyku döneminde olan masonlar tarafından sevinçle karşılandı. Bu sevinçlerini gazetelere tam sayfa ilanlar vererek duyurdular. Atatürk tarafından kapatılan mason localarının tekrar açılışını İbrahim Arvas anılarında şöyle anlatıyor:

"İsmet Paşa'nın Reis-i Cumhurluğu sırasında Kanun-u Mahsus ile localar kapanmadı diye masonların müracaatı üzerine tekrar localar açılıp faaliyete başladılar. Ve 1952'de ise Atatürkçü geçinen ve onunla iftihar eden Celal Bayar da, Ahmet Gürkan'ın teklif ettiği mason localarının açılmasını kanunla pekiştirdi. Tabii bu ameliyeyi Meclis yaptı fakat bu müzakerelerin devam ettiği üç celse zarfında Celal Bayar Reis-i Cumhur locasına gelerek konunun müzakerelerini sonuna kadar takip etmiştir." (İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, s.73)





Demokrat Parti Döneminde Masonluk


1 Kasım 1949 tarihinde "Türkiye Masonları Derneği Yardım Sandığı" kuruldu. Bu kuruluş sayesinde masonlar arasında ekonomik yardımlaşma imkanı sağlandı. 1948-49 yılları arasında 10 mason locası daha faaliyete geçti. Bunların yedisi İstanbul'da, ikisi Ankara'da ve biri de İzmir'de açılmıştı. Demokrat Parti iktidarı da masonların hızlı yükselişini engelleyemedi. Sadece başkent Ankara'da altı yeni loca bu dönemde açıldı. 1951 yılında Türk Mason dergisi yayımlanmaya başlandı. Bunun ile masonlar arasındaki iletişim kopukluğu büyük ölçüde önlendi.

28 Ocak 1951 tarihinde Türkiye Büyük Mahfili kurularak, İstanbul, Ankara ve İzmir'deki tüm localar bir merkeze bağlandı. 12 Ağustos 1955 tarihinde, Ankara Mahfillerinin imzası ile Ankara'da "Türkiye Büyük Locası"nın kuruluşuna dair dilekçe Ankara Valiliği'ne verildi. Türkiye Büyük Locası'nın kuruluşunun hemen ardından Türkiye çapındaki tüm localar buna iltihak etmeye çağrıldı. Türkiye Büyük Locası'nın başına Üstad Mason Ahmet Salih Korur getirildi. Uzun süren tartışmalar sonunda Türkiye masonları aralarındaki ihtilafları gidererek, 1 Nisan 1957'de hazırlanan projeyi imzaladılar ve bu tarihten itibaren Türkiye masonları "Hür ve Kabul Edilmiş Türk Masonlarının Türkiye Büyük Locası" adı altında biraraya geldiler.
Menderes Masonların Faaliyetlerini Engelleyemiyor
1950'li yılların başlarında aydın kesim, masonlara cephe almaya başlamıştı. Kitap ve dergilerde sık sık masonların içyüzünü deşifre eden yazılar yayınlanıyordu. DP Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, 29 Ocak 1951'de TBMM'ye bir kanun teklifi sunarak, mason localarının kapatılmasını gündeme getirdi. Teklifte, masonik kuruluşların köklerinin dışarıda olduğu ve milli ve manevi değerleri ayaklar altına almak istedikleri söylenmekteydi:

"Masonluk beynelmilel bir teşkilattır ve kökü dışarıdadır. Cemiyete mensup bir mason birçok kere kendi milletinin, vatandaşının ve kendi dininin aleyhine karar ve hareketlere iştirak etmektedir. Masonlar cemiyetlerinin veya kendilerinin menfaati uğruna bütün mukaddes bilinen şeyleri ayaklar altına almaktan çekinmezler."

Kanun teklifi 157'ye karşı 58 oyla reddedildi. Red kararı masonlar tarafından büyük bir olay olarak karşılandı. 1956 yılında Türkiye Büyük Locası'nı yurt dışında tanıtma faaliyetlerine hız verildi. Bu faaliyetlere ilk olumlu cevap, Hollanda Büyük Locası'ndan geldi. Bunu ABD'de faaliyet gösteren Kansas Büyük Locası izledi. 1958 yılında Türkiye Büyük Locası Büyük Katipliğine getirilen ve hakkında çeşitli yolsuzluk söylentileri bulunan Enver Nejdet Egeran, dış dünya ile bağlantılarını kullanarak Türk masonluğunun dünyaya açılımına yönelik "başarılı" faaliyetler gösterdi. Yine bu dönemde, İngiltere Büyük Locası ile Türkiye masonları arasında yıllardır devam eden anlaşmazlıklar giderildi.




DP'de Büyük Rahatsızlık


Bu dönemde, DP bünyesindeki masonlar parti içinde büyük rahatsızlık uyandırmaktaydı. Özellikle halk tabanında kulaktan kulağa dolaşan söylentiler, DP içindeki muhafazakar milletvekillerini oldukça rahatsız ediyordu. DP Afyon milletvekili Gazi Yiğitbaşı, tabandan gelen bu baskılara dayanamayarak Genel Başkan Adnan Menderes'e sözlü bir soru önergesi sundu: "Demokrat Parti Hükümetinin İktisat Vekili yüksek dereceli mason olan Zühtü Hilmi Velibeşe, Demokrat Parti'ye mensup birçok milletvekilini, mason olmaları için telkin tazyik altında tutmaktadır. Bunların büyük kısmı mason derneklerine kaydolmak için müracaat etmişlerdir. Hatta bu konuda gazetelerde haberler intişar etmiştir. Masonluk, beynelmilelci, gizli, zararlı ve kökü dışarıda bir cemiyettir. Bu cemiyet, Allah, din ve vatan gibi mukaddes değerleri tanımaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin %98'i Müslümandır. Mebuslarımızın da kahir ekseriyeti Müslümandır. Bunların masonluğa intisaplarının halk arasında duyulması, partimiz ve hükümetimiz için memnuniyetsizlik doğmasına sebep olacaktır. Bu sözlü soruyu, mebuslarımızı bu şaibeden kurtarmak için verdim. Başvekilden mason cemiyetlerinin faaliyetinin devamına hükümetimizce müsaade edilip edilmeyeceğini de öğrenmek istiyorum. Yapılan neşriyat doğru değilse mebuslarımızı ve partiyi halk nazarında kötüleyen bu haberlerin sahipleri hakkında ne gibi bir muamele yapılacağının da açıklanmasını isterim..."

Yiğitbaşı'nın Menderes'e yapmış olduğu ve DP'lilerin hiç alışık olmadığı bu çıkış, aslında parti içerisinde masonluğun önü alınmaz bir duruma geldiğini de gösteriyordu. Dahiliye vekili Halil Özyörük'ün verdiği cevap, masonların parti içerisinde ne kadar güçlü olduklarını doğruluyordu: "Mason derneği, Cemiyetler Kanunu'na göre kurulmuştur, kökü dışarıda olduğuna dair herhangi bir malumat bulunmadığı için..."




27 Mayıs Darbesi ve Masonlar



27 Mayıs darbesinde masonların etkisi yıllardır tartışılmaktadır. Menderes hükümetleri döneminde çok fazla ön plana çıkamayan masonlar, 27 Mayıs Askeri Darbesi ile kendilerini göstermişlerdir. 27 Mayıs Askeri Darbesi'nden sonra kurulan Milli Birlik Komitesi'nin en etkili komutanı Orgeneral Fahri Özdilek, masondur. Yine MBK üyesi olan Kurmay Albay Ertuğrul Alatlı ve Bediüzzaman'ın mezarını gasp eden isim olarak tanınan ve darbeden sonra İstanbul valiliğine atanan Orgeneral Refik Tulga ve yine 27 Mayıs'la İstanbul Belediye Başkanlığı'na atanan Korgeneral Şefik Hüsnü'de masondur. Darbeden sonra oluşturulan kabinede 14 mason bulunmaktadır.
"Masonluğun Türkiye'deki Gizli Tarihi" devam edecek. Gelecek sayımızda Türkiye masonluğunun 1966 yılındaki bölünmesinin perde arkasının inceleyeceğiz.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.