OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Hindu Topraklarındaki Acımasız Sosyal Düzen

Günümüzde insanların çoğunluğu, içinde bulundukları kargaşa, sıkıntı, adaletsizlik ortamından; samimimiyetsizlikten ve çekişmelerden şikayet etmekte ve aradıkları huzur ortamını sağlamak ve mutlu olmak için arayışlar içine girmektedirler. Bu arayışların sonucunda da sözde çözümler bulmakta ve bazı sapkın inanışları kendilerine din edinmektedirler.

Allah’ın indirdiği hak Kitaba dayanmayan bu sapkın inanışlar, kendisine tabi olan kişilerin dünya hayatında oyalanmalarına neden olmakta ve yüce Allah’ın yolundan saptırmaktadır. Bu sözde dinlerin, sözde kurallarına göre yaşayan toplumlarda ise beklenilenin aksine kaos ve adaletsizlik ortamı her an artmakta ve hak din olan İslam’ın ahlakı yaşanmadığı sürece bu ortamdan kurtulmak mümkün olmamaktadır.



Kast Düzeni



Bu yüzdendir ki bu sapkın inanışlardan biri olan Hinduizm’in din olarak kabul edildiği Hindistan topraklarına adım atıldığında da ilk fark edilen; sefalet, yokluk ve açlıktır. Bu topraklarda günlük hayat iç karartıcıdır. Sokaklarda pislik içerisinde yaşayan, dilenerek geçinen insanlar ve zor şartlar altında oldukları ilk bakışta anlaşılan yoksullar vardır. Bu sefaletin en önemli nedenlerinden biri ise, Hindistan topraklarında 3000 yıldan uzun süredir hüküm süren acımasız kast düzenidir (diğer bir deyişle jati).

Kast, MÖ 2500-1500 yıllarında Hindistan topraklarını işgal eden
Aryanlardan kalan bir sosyal ayrım sistemidir. Aryanlar, Hindu medeniyetini oluştururken Hindular arasında yerleşik olan kölelik sisteminin devamını sağlamak için bu sosyal hiyerarşi sistemini kurdular. Böylece beyaz tenli, uzun boylu ve kalkık burunlu olan kendi topluluklarını yerli siyah halktan (Munda, Dasyu ve Dravidler) ayırıp, Hindistan'da asırlardır devam eden ırkçı düzenin temelini attılar. Brahmanlar (rahipler ve alimler), Kşatriya (prensler ve askerler), Vaikya (tüccar, esnaf ve çiftçi), Sudra (İşçiler, sanatkarlar) olarak adlandırılan kastlar, kendi içlerinde de yüzlerce sınıfa ayrıldılar.

Hindu yazılı metinlerinde, bu kastların ortaya çıkışı son derece akıldan uzak bir efsaneye dayandırılmaktadır. Buna göre ilk insan Manu'dur. Manu'nun kafasından din adamları, kollarından krallar ve savaşçılar, kalçalarından çiftçiler ve zanaatçılar, ayaklarından da alt sınıflar meydana getirilmiştir.

Her batıl sistemin hakim olduğu yerde olduğu gibi, kast sistemi de Hindistan'da tarih boyunca yaşanan sosyal çarpıklıkların, adaletsizliklerin, çatışmaların, katliamların, temel nedeni olmuştur. Üstelik bu sistem, Aryanlarca kaleme alınan sözde kutsal metinlerle, insanlara bir dini zorunluluk olarak gösterilmiştir. Bu nedenle de bu sistem, Hindistan toplumunda çok köklü bir şekilde yerleşmiş ve şimdiye kadar hiçbir sosyal ya da hukuki girişim, yerel ya da uluslararası baskı kast sistemini ortadan kaldıramamıştır.

Kastların doğumla oluştuğu ve daha sonradan kast değiştirilemeyeceği kuralı da yine Brahmanlar tarafından ortaya atıldı. Kast dışı sayılan gruplara ise "dokunulmazlar" (dalit-temiz olmayan ve üst sınıfları kirlettiği kabul edilen insanlar) adı verildi. Dokunulmazlar kent ve köy dışında, yüksek kastlardaki insanlardan uzakta yaşamaya zorlandılar. Dokunulmazların, kast sisteminin üst sınıflarına ait olan tapınaklara, okullara veya halka açık alanlara girmeleri yasaklandı. Üst sınıfların içtikleri bir kuyudan su içmeye kalkmaları büyük bir suç sayıldı. Hindu kaynaklarında, dokunulmazlardan herhangi birine fiziki olarak temas etmenin üst sınıfları kirlettiği ve bunun ardından oldukça kapsamlı bir "temizlenme" ayini gerektiği yazılıydı. Bu nedenle Hindistan'ın çoğu bölgesinde dokunulmazlar, kast sisteminin üst sınıflarıyla karşılaşmalarını engelleyici alanlara kapatıldı, çoğu yerde gündüz sokakta dolaşmaları yasaklandı. Dokunulmazların değil fiziksel temasta bulunmaları, gölgelerinin üst sınıflar üzerine düşmesi bile "kirlenme" sayıldı ve yasaklandı.

Bugün Hindistan'da bu insanlık dışı kurallar resmen kaldırılmıştır, ancak gerçekte ülkenin pek çok bölgesinde hala fiilen uygulanmaktadır.



Kast Sistemi Yaşıyor


Bir toplumun adaletsizlikten kurtulması için, sadece kanuni düzenlemeler yeterli olmaz; asıl olarak adaletsizliğin kökenini oluşturan putperest ahlakın temizlenmesi gerekir. Hindistan, bunun bir örneğidir. Bu ülkede 1949 anayasası kast sisteminin ""dokunulmazlar" kategorisini yasa dışı kabul etmiş ve 1950'lerde uygulanmasını kanunen suç durumuna getirmiştir; ancak bu kanunlar pratik hayatta hiçbir değişiklik sağlayamamıştır. Bugün yaklaşık 250 milyon kişi, Hindu kast sistemi dolayısıyla hala çok büyük zulümlere ve adaletsizliklere uğramaktadır. Dokunulmazlar, Hindistan topraklarının çok büyük bir bölümünde hala insan yerine konmamakta, sosyal hayata dahil olamamaktadırlar. Hinduların dokunulmazlar sınıfına bakış açısını en iyi özetleyen kaynak, Manu adı verilen eski yazıtlardır. Manu'ya göre dokunulmazlar horozlar, kurbağalar, ördekler, köstebekler, köpekler ya da taşıma hayvanlarıyla aynı gruba aittirler. (www.geocities.com/~abdulwahid/hinduism/hinduism_unveiled.html #plightoflowcasehindus)



Kastlar, Hindistan'daki hayatın her aşamasını şekillendirir. Yenilecek yiyecekler, yemeği kimlerin pişireceği, nasıl yıkanılacağı, kıyafetlerin rengi, hangi boyda olacağı, bir erkeğin bıyık uzatıp uzatmayacağı, şemsiye kullanıp kullanmayacağı tamamen kast sistemi tarafından belirlenmiştir ve getirilecek kurallar konusunda hiçbir detay atlanmamıştır.
Cezalandırma sisteminde de kast sisteminin çok büyük bir etkisi vardır. Belirli bir suçu üst kastlardan biri işlediğinde çok az bir ceza alırken, aşağı kasttan bir kişi aynı suçu işlediğinde çok şiddetli cezalarla karşı karşıya kalabilmektedir. Meslekler kastlara ayrıldığı gibi evlenmeler de ancak aynı kast içinde gerçekleşebilir.



Dalitler


BBC News, dalitlere (yani dokunulmazlara) karşı halen uygulanmakta olan korkunç zulüm ve vahşetin bazı örneklerini şöyle anlatıyor:

50 yıldan beri süren reformlara, ayrımcılığı yasaklayan kanunlara, eğitime ve ekonomik gelişime rağmen, Hindistan'ın 160 milyon daliti (toplam nüfusun % 16'sı) her gün milyonlarca farklı yöntemle insanlık dışı sayılmaya devam ediyor.
Neden yüksek kastlara ait bir Hindu, gölgelerinin bile kirletici ve iğrenç sayıldığı bu insanları dinlemeye ihtiyaç duysun?
Dalitlerin çocukları eğitimden mahrum bırakılıyorlar. Bir sınıfta okumalarına izin verilse bile, ayrı oturtuluyorlar, hatta sınıf dışında tutuluyorlar. Kahvehanelerde "çift fincan" sistemi var ve böylece dalitlerin ayrı kaplardan içmeleri sağlanıyor.
Köylerde ise, dalitler kısıtlanmış alanlarda yaşıyorlar, tüm pis işler onlara yaptırılıyor, üst sınıflardan kişilerle aynı kuyudan su çekemiyor ve aynı tapınaklarda ibadet edemiyorlar.

Dalitlerin çoğu, toprak sahibi olmayan tarım işçileri. Toprak ağaları, dalitler onlara cevap vermeye kalkışırlarsa hatta kendilerini saldırılara karşı korumaya çalışırlarsa bile, onları linç etmekten, onlara tecavüz etmekten, kulübelerini yakmaktan geri durmuyorlar. Kast içinde en önemli yeri işgal eden ve sözde manevi üstünlüğü doğumlarıyla elde eden Brahmanlar ise kurban ayinlerini idare etmek, batıl ritüelleri icra etmekle görevlendirildiler. Aryan metinlerine göre Brahmanlar dünya üzerindeki herşeyin sahibiydiler ve hiçbir şey bilmeseler, öğrenmeseler bile çok üstün olarak kabul edildiler. (Swami Dharma Theerta, History of Hindu Imperialism, Madras, 1992, s. 37) Hindistan Anayasası'nın sahiplerinden biri olarak bilinen, Hindistan'ın ilk Adalet Bakanı Dr. B. R. Ambedkar bu durumu şu şekilde ifade etmektedir:
“Hinduizm, gerçek bir dehşet salonudur. Vedalar, Smritiler ve Şastra'nın kutsallığı ve şaşmazlığı, kastların demir kanunu, kalpsiz karma kanunu ve dokunulmazlara doğumla gelen anlamsız statü kanunu, Hinduizmin dokunulmazlara karşı oluşturdukları gerçek işkence araçlarıdır. Dokunulmazların hayatlarını berbat hale getiren ve tahrip eden bu enstrümanların ta kendileri, Gandiizmin sinesinde bozulmamış ve eksiksiz olarak bulunmaktadır.” (Dr. B.R. Ambedkar, What Congress and Gandhi have done to Untouchables? http://www.geocities.com/Athens/Agora/4229/in15.html)

Hinduizm'in ortaya koyduğu bu sistem, Allah'ın Kuran'da lanetlediği Firavun düzeninin bir benzeridir. Yüce Allah, ayetinde Firavun'dan söz ederken, onun insanları "fırkalara ayırdığına" dikkat çekmiştir:

“Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.”
(Kasas Suresi, 4)

Ayetlerden anlaşıldığı gibi insanları ırklarına, soylarına, dillerine, varlıklarına, veya herhangi bir başka kıstasa göre "fırkalara" ayırarak Allah'ın onlara verdiği hürriyeti ellerinden almak, putperestlere özgü bir tavırdır. Bir kişinin teninin beyaz diğerinin sarı, kahverengi veya siyah renkte olması bu kişiye herhangi bir üstünlük getirmediği gibi, bu bir eksiklik olarak da nitelendirilemez. Bunların her biri Allah'ın takdiriyle yaratılmıştır. Bu farklılıkların Allah katında hiçbir önemi yoktur. İnsanın üstünlüğü, Allah korkusu ve O’nun emir ve yasaklarını yerine getirmedeki duyarlılığına göredir. (Harun Yahya, İslam ve Karma Felsefisi)

“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır...
(Hucurat Suresi, 13)

Allah’ın Dini, İnsanlara Eşitlik, Adalet ve Özgürlük Getirir



Allah'ın dini, insanlara eşitlik, adalet ve özgürlük getirir. Kuran ahlakının eksiksiz yaşandığı bir toplumda farklı halklar, farklı ırklar, farklı renkler olsa da adaletsizlik olmaz, insanlar huzur ve barış içinde yaşarlar.

Nitekim, geçtiğimiz 1000 yıl içinde, İslam, Hindistan topraklarında kast sisteminin korkunç zulmünden kaçan insanlar için bir kurtuluş yolu olmuştur. Tarihte kast sisteminin etkisini kıran en önemli gelişme, Hint yarımadasında İslam'ın yayılmasıdır. Hintli akademisyen Jagjeet S. Sidhu, Hinduizm ve İslam'ı karşılaştıran bir makalede bu konuda şöyle yazar:

“Hindu-Müslüman anlayışları arasındaki bir diğer sınır, sosyal konulardaki farklılıklarındadır. Hindu toplumu her üyenin belirli bir sosyal kesime ait olduğu kast sistemine dayalıdır. Bu en üst sınıf olan Brahmanlardan en alta, yani dokunulmazlara kadar gider. Müslümanlara göre ise, İslam, böyle bir kast sisteminden tamamen uzaktır ve tüm inananların kardeşliğine dayanır. Kendilerini alt kastlarda bulan milyonlarca Hindu, yaşadıkları sefaletten kurtulabilmek için İslam'ı seçmiştir.”

Bu nedenledir ki, Hint Müslümanlarının kurduğu ve İslami değerleri esas alan Pakistan'da -ve Bangladeş'te- kast sisteminin bir etkisi yoktur. Buna karşılık Hinduizm'in egemen olduğu Hindistan'da kast sistemi, tüm zalimliği ile hala yaşamaktadır. İslam'ın yaşanmadığı toplumlarda yaşanan zulüm ve adaletsizliğin açık bir kanıtı olan Hindu topraklarındaki sosyal adaletsizlik ve yapılan işkenceler, ancak hak din olan İslam hükümleri kabul edilerek yaşanmaya başlandığında ortadan kalkacaktır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.