OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Tevhid İnancında Birleşmek



İslam, barış, sevgi ve hoşgörü dinidir. Ancak günümüzde bazı çevreler, İslam'ı yanlış tanıtmaya çalışmaktadırlar. Yeryüzünü bir "barış ve esenlik yurdu" haline getirmeyi emreden İslam dinini, bunun tamamen zıddı bir şekilde göstermeye çalışan bu çevreler, aynı zamanda diğer dinlerle İslam dini bir uzlaşmazlık olduğu izlenimini vermek istemektedirler. Oysa İslam'ın, Kuran'da Ehl-i Kitap olarak isimlendirilen Yahudilere ve Hıristiyanlara karşı bakışı son derece adil ve merhametlidir.
İslam'ın Ehl-i Kitap ile işbirliği, henüz İslam'ın doğduğu yıllarda başlamıştır. Bilindiği gibi o dönemde Müslümanlar, Mekke'deki putperestlerin baskı ve işkenceleri altında inançlarını korumaya çalışan bir azınlık durumundaydılar. Bu baskıların şiddeti nedeniyle bazı Müslümanlar Mekke'yi terk etmeye ve adaletli bir yönetime sığınmaya karar verdiler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), onlara Etiyopya'daki Hıristiyan Kral Necaşi'ye sığınmalarını söyledi. Bu öğüde uyan Müslümanlar Etiyopya'ya gittiklerinde, kendilerini sevgi ve saygıyla karşılayan son derece adaletli bir yönetim buldular. Kral Necaşi, kendilerine Müslümanların teslim edilmesini isteyen putperest elçilerin isteklerini geri çevirdi ve Müslümanların, ülkesinde özgürce yaşayabileceklerini açıkladı.

Hıristiyanların şefkat, merhamet ve adalet içeren bu tavırları, Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği bir gerçektir:
“...Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.”
(Maide Suresi, 82)

Ehl-i Kitabın Müslümanlar İle Ortak İnançları ve Değerleri


Hıristiyanların ve Müslümanların inançları pek çok yönden ortaktır. Aynı şekilde Yahudilik de İslam'la pek çok ortak inancı paylaşmaktadır. Her üç dinin mensupları da;
  • Allah'ın tüm evreni yoktan yarattığına ve herşeye sonsuz kudretiyle hakim olduğuna inanmaktadırlar.
  • Allah'ın insanı ve diğer canlıları yarattığına ve insanın Allah'ın verdiği bir ruha sahip olduğuna iman etmektedirler.
  • Her üçü de tarih boyunca, Allah'ın insanlara Hz. Muhammed (sav), Hz. İsa ve Hz. Musa ile beraber Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Davud gibi pek çok peygamber gönderdiğine inanmakta ve tüm bu peygamberleri sevmektedirler.
  • Ölümden sonra dirilişe, cennet ve cehennemin varlığına, meleklerin varlığına iman etmektedirler.
  • Allah'ın hayatımızı bir kader üzere yarattığına inanmaktadırlar. Sadece inanç konularında değil, ahlaki konularda da Ehl-i Kitabın inançları Müslümanlarla uyum içindedir. Günümüzde; fuhuş, eşcinsellik, uyuşturucu bağımlılığı gibi ahlaksızlıkların, bencil, çıkarcı, acımasız insan modelinin hızla yaygınlaştığı bir dünyada, Ehl-i Kitap ve Müslümanlar aynı değerleri savunmaktadırlar: Namus, iffet, tevazu, fedakarlık, dürüstlük, şefkat, merhamet, karşılıksız sevgi...





Ehl-i Kitap ve Müslümanların Ortak Düşmanları


Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam'ın dayanışmasını gerektiren bir diğer önemli gerçek de, dünyada halen etkili olan dinsiz felsefeler ve bunların sebep olduğu felaketlerdir.

Materyalizmi temel alan, ateizm, komünizm, faşizm, anarşizm, nihilizm gibi felsefeler, evren, toplum ve insan hakkındaki yanlış teşhislerine, aldatıcı tanım ve tasvirlerine kanan pek çok insanın imanını kaybetmesine ya da kuşkuya düşmesine sebep olmuşlardır. Dahası bu ideolojiler insanları, toplumları ve milletleri büyük buhranlara, çatışmalara, savaşlara sürüklemiş ve dünyaya büyük felaketler getirmişlerdir. İnsanlığın halen yaşadığı acılar, sıkıntılar ve bunalımlarda bunların payı büyüktür.

Allah'ı ve yaratılışı (haşa) inkar eden bu materyalist ideolojiler ortak bir temele, sözde bilimsel bir düşünce olan Darwin'in evrim teorisine dayanırlar. Bu teori, "canlıların tesadüfler sonucunda ve yaşam mücadelesi sayesinde evrimleştikleri" iddiasındadır. Dolayısıyla Darwinizm'in insanlara sürekli olarak "kimseye karşı sorumlu olmadıkları, hayatlarını tesadüflere borçlu oldukları, yaşamak için mücadele etmeleri ve gerekirse diğerlerini ezmeleri gerektiği ve bu dünyanın çatışma ve menfaat dünyası olduğu telkinini verir. "Doğal seleksiyon", "yaşam mücadelesi", "güçlülerin hayatta kalması" gibi Darwinist kavramların hepsi bu telkinleri içerir. Bu anlayış, insanlara bencil, menfaatperest, acımasız ve zalim olmayı öğütlemekte; şefkat, merhamet, fedakarlık, tevazu gibi meziyetleri ise yok etmekte, bunu da "hayatın kuralları"nın bir gereği gibi göstermektedir. Bu Darwinist telkin, kuşkusuz Ehl-i Kitabın inançlarının ve Kuran'ın mesajının tamamen zıddıdır. Dolayısıyla Darwinist telkin, her üç dine de tamamen muhalif bir dünya görüşünün temelini oluşturmaktadır. Bu gerçek karşısında, Allah'a inanan ve O'nun öğrettiği güzel ahlakı kabul eden Ehl-i Kitabın ve Müslümanların işbirliği yapması gerekir. Her üç dinin mensupları, elele vererek, zaten hiçbir bilimsel temeli bulunmayan, sadece materyalist felsefe uğruna ayakta tutulmak istenen Darwinizm'in yanlışlığını tüm dünyaya anlatmalıdırlar. İnançsızlıktan kaynak bulan tüm diğer yıkıcı idelojilere, (komünizme, faşizme, ırkçılığa) ve ahlaki dejenerasyona karşı da elbirliğiyle fikri bir mücadele yürütmelidirler.



Sonuç: Ortak Bir Kelimede Birleşelim


Dinsiz, ateist, materyalist ideolojilerin dünyayı sardığı bir dönemde, dinler arasındaki ortak noktaların ön plana çıkarılması, aynı amaçlar için işbirliği yapılması gerekir.
Allah Kuran'da, Ehl-i Kitap hakkında bir emir verir; onları "ortak bir kelimede birleşmeye" çağırmak:

“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.”
(Al-i İmran Suresi, 64)

Hıristiyanlara ve Yahudilere olan çağrımız da budur: Allah'a iman eden ve O'nun vahyine itaat eden insanlar olarak, gelin ortak bir "iman" kelimesinde birleşelim. Hepimiz Yaratıcımız ve Rabbimiz olan Allah'ın emirlerine uyalım. Ve Allah'ın bizi daha da doğruya eriştirmesi için dua edelim. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler bu şekilde ortak bir kelimede birleştiklerinde, birbirlerinin düşmanı değil dostu olduklarını anladıklarında, asıl düşmanın ateizm ve dinsizlik olduğunu gördüklerinde, dünya çok daha farklı olacaktır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.