OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Gizli Dünya Egemenliği


İsrail, ABD üzerindeki güçlü lobisini kullanarak, Amerika'nın global siyasetini kendi stratejik çıkarlarına göre yönlendirmek istemektedir. İsrail'in Ortadoğu'da ihtiyaç duyduğu düzenleme ne ise, Washington'daki İsrail lobisi, bu düzenlemeyi Amerika'ya yaptırmaya çalışmaktadır. Geçtiğimiz on yıllar içinde ABD'nin Ortadoğu politikasının hep İsrail lehine gelişmesinin nedeni budur. Bu makalenin yazıldığı günlerde dünya gündeminin bir numaralı konusu olan ABD-Irak Savaşı'nın ardındaki en büyük etken de, yine İsrail'in ABD politikaları üzerindeki etksidir. Tek amaç ise Siyonizmin "Gizli Dünya Egemenliği”dir.

İsrail küçük bir ülkedir. Yahudi vatandaşlarının sayısı 4.5 milyonu geçmez. Yüzölçümü, Türkiye'deki ortalama büyüklükteki bir ilin büyüklüğü kadardır. Çevresinde yer alan üç küçük bölgeyi (Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri), 1967 yılından bu yana işgal altında tutmakta, ancak bu sınırlı işgali bile devam ettirmekte zorlanmaktadır. 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan beridir devam eden, 1987'de başlayan Intifada hareketi ile de iyice yükselen Arap direnişi, İsrail her ne kadar güçlü ve kendinden emin gibi gözükmeye çalışsa da, İsrail toplumunu yıpratmış, bir tür "ulusal sinir bozukluğu" meydana getirmiştir. Son yıllarda İsraillilere karşı intihar saldırıları, İsrail toplumundaki gerilimi, endişeyi ve huzursuzluğu doruk noktasına çıkarmıştır.




İsrail'e Tepkinin Kaynağı Siyonizmdir


İsrail'in bu korkuları yersiz değildir. Çünkü bu küçük devlet, tarihsel ve sosyolojik olarak oldukça zor bir durumdadır: Ezici çoğunluğu Müslüman Araplardan oluşan Ortadoğu'da, tek başına işgalci bir güç durumundadır. İsrail'in dört bir yanı, yıllar boyunca savaştığı, barışsa bile dostluk kuramadığı ve ileride yeniden savaşması son derece muhtemel olan halklarla doludur. Arapların toplam nüfusunun 200 milyonu aştığı düşünülürse, 4.5 milyon Yahudi'nin bu coğrafyada kendini güvensiz hissetmesinin nedeni daha iyi anlaşılır.

İsrail, kendisine karşı duyulan nefreti, kendi ideolojisi ve eylemleriyle, diğer bir deyişle Siyonizmle ortaya çıkarmış ve büyütmüştür. Ortadoğu'ya girdiği günden itibaren Arapların topraklarını gasp etmeyi, onları sürmeyi ve gerekirse öldürmeyi hedef olarak belirlemiş, bu hedefi ısrarla uygulamıştır.

Burada hemen belirtmek gerekir ki, temennimiz İsrail devletinin de Arapların da endişe duymadan bu topraklarda yaşamalarıdır. Allah'ın Kuran'da emrettiği; Ehli Kitaba karşı hoşgörü, sorunların barışçı yollarla çözülmesi, yeryüzünde bozgunculuğun ve kan dökülmesinin engellenmesi gibi İlahi hükümler gereğince, Ortadoğu'da görmeyi temenni ettiğimiz tablo, İsrail'in Yahudi halkının da Ortadoğu'da Müslümanlar -ve Hıristiyanlar- ile birlikte barış içinde yaşamasıdır. İsrail'in Yahudi halkının Filistin'in bir bölümünde, atalarının topraklarında yaşama hakkına sahip oldukları da bir gerçektir. Ancak bu hakkın, başka hakların (örneğin Filistinlilerin haklarının) çiğnenmeden yaşanmasının tek yolu, İsrail'in, işgalci, sömürgeci ve saldırgan Siyonist ideolojinin yerine, Filistinli Arapların da haklarını gözeten bir devlet felsefesi edinmesidir. Uzun vadede bölgenin kurtuluşu ise, bir zamanlar Ortadoğu'ya barış ve istikrar getirmiş olan "Osmanlı modeli"nin yeniden egemen olması, farklı toplumların birbirlerinin inaçlarına ve haklarına saygı göstererek, düşmanlıktan uzak biçimde aynı toprakları paylaşmalarıdır. Bu esas üzerine bir "Ortadoğu Birliği" kurulabilir.




Gizli Dünya Devletinin Temelleri


1897 Yılında Basel'de toplanan Dünya Birinci Siyonist Kongresi'nde Siyonist Lider Theodor Herzl en geç 50 yıl içerisinde Ortadoğu'da İsrail devletinin kurulacağını ilan etmişti. O yıllarda ciddiye alınmayan bu kongrede, ilk defa muharref Tevrat açıklamalarını temel alan dev bir haritanın varlığından bahsedilmişti. (HarunYahya, Siyonizm Felsefesi)

Bu haritanın boyutları nedir acaba? Radikal Yahudilere göre bu sorunun cevabı muharref Tevrat'ta açıklanmıştır. "Yahudilere vaat edilen topraklar", Eski Ahit'e göre "Nil'den Fırat'a" uzanan ünlü coğrafyayı kapsamaktadır. Tevrat'ın Tekvin kitabının 15. Bab'ında şöyle yazar: "O günde Rab, Abraham'la ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürriyetine (soyuna) verdim.”







Üst resimde Yahudilere vaat edilmiş toprakların bir bölümünü gösteren antik harita.

Thedor Herzl ve Birinci Siyonist Kongre


Siyonizmin "Vaat Edilmiş Topraklar”ı Irak'ı da Kapsıyor


Tevrat açıklamalarıyla tarif edilen bu sınırların, günümüzde hangi devletlerin topraklarına dahil olduğuna baktığımızda ise oldukça ilginç gerçeklerle karşılaşırız. Yahudi dini otoriteleri, söz konusu toprakların tam tarifi konusunda farklı fikirler öne sürmüşlerdir, ancak en geniş kapsamlı ve en çok kabul gören haritanın hangi bölgeleri kapsadığı Israel Shahak tarafından şöyle açıklanır:

"İsrail topraklarının Tevratsal sınırlarını gösteren farklı haritalar içinde en büyük sınırlara sahip olan versiyon, şu bölgeleri içine alır: Güneyde tüm Sina Yarımadası ve buna ek olarak Kuzey Mısır'ın Kahire'ye kadar uzanan bir parçası; doğuda, Ürdün'ün tamamı ve Suudi Arabistan'ın kuzey bölgesi; Kuveyt'in tümü ve Irak'ın çok büyük bir bölümü; kuzeyde Lübnan'ın ve Suriye'nin tamamı ve buna ek olarak Türkiye'nin Van Gölü'ne kadar uzanan büyük bir parçası; ve batıda Kıbrıs. Bu sınırlar hakkında yapılmış çok geniş kapsamlı araştırmalar, devlet desteğiyle, atlaslara, kitaplara ve makalelere dökülmekte ve okullarda bu sınırların propagandası yapılmaktadır. Başta Gush Emunim olmak üzere kimi etkili radikal gruplar, söz konusu coğrafyanın İsrail tarafından fethedilmesini istemekle kalmamakta, bu fethin İlahi bir emir olduğuna inanmaktadırlar.” (Israel Shahak, Jewish History, Jewish Religion, s. 9.)

Shahak'a göre, İsrail'de "Tevratsal Sınırlar" (Biblical Borders) denildiğinde anlaşılan harita Irak topraklarını, Türkiye'nin Güneydoğusu'nu ve Kıbrıs'ı da içeren söz konusu coğrafyadır.

Ariel Şaron, Mayıs 1993'te yapılan Likud Kongresi'nde, İsrail'in "Tevratsal Sınırlar"ı resmi politika olarak benimsemesini önermiştir. Bu teklife karşı ne Likud'un içinden ne de diğer partilerden ciddi bir tepki gelmiştir, gelen tepkiler ise yine "ilkesel" boyutta değil, "pragmatik" boyuttadır. Şaron'u eleştirenler, İsrail'in bu coğrafyayı ele geçirecek ve elinde tutacak güce henüz sahip olmadığı argümanına dayanmışlardır.




İsrail'in "Dünya Egemenliği” Projesinde ABD'nin Rolü


Küçük bir nüfusa, küçük bir toprak parçasına sahip olan ve var olup olmama korkusu taşıyan bir devlet nasıl olur da "dünya egemenliği" politikası izleyebilir?

Evet gerçekten de bu durum ilk bakışta çelişkili gibi gözükmektedir. Ama gerçek tam da budur.


Sebebi ise şöyle özetlenebilir: İsrail'in var olup olmama korkusu, onu tüm Ortadoğu'yu etkileyecek bir strateji uygulamaya yöneltmektedir. Ortadoğu'ya egemen olmak, bu hayati coğrafyaya şekil verebilmek içinse, bir "dünya egemenliği", yani dünyaya yön veren karar mekanizmalarına hakimiyet gerekmektedir.

Bu karar mekanizmalarının tamamına yakını ise, Atlantik'in öteki yakasında, dünyanın tek süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri'ndedir.

İsrail, ABD üzerindeki güçlü lobisini kullanarak, Amerika'nın global siyasetini kendi stratejik çıkarlarına göre yönlendirmek istemektedir. İsrail'in Ortadoğu'da ihtiyaç duyduğu düzenleme ne ise, Washington'daki İsrail lobisi, bu düzenlemeyi Amerika'ya yaptırmaya çalışmaktadır. Geçtiğimiz on yıllar içinde ABD'nin Ortadoğu politikasının hep İsrail lehine gelişmesinin nedeni budur. Bu makalenin yazıldığı günlerde dünya gündeminin bir numaralı konusu olan ABD-Irak savaşı ardındaki en büyük etken de, yine İsrail'in Ortadoğu stratejisinin ABD eliyle yürütülmesinden başka bir şey değildir.




Siyonist Strateji Kuruluşları Irak Savaşını Planlıyor


Israil'in "Gizli Dünya Egemenliği”ni hayata geçirmek için kurulmuş olan bir çok strateji kuruluşu ABD'de ciddi bir şekilde lobi faaliyeti yürütüyor. Günümüzde ABD'nin izlediği Ortadoğu politikasında ve Irak Savaşı'nın perde arkasında iki Yahudi strateji kuruluşunun büyük etkisi var. JINSA, Jewish Institute for National Security Affairs (Güvenlik Meseleleri İçin Yahudi Enstitüsü) ve CSP, The Center for Security Policy (Güvenlik Politikaları Merkezi).
The Nation dergisi bu iki örgütün ABD'nin Irak politikasını yönlendirdiği görüşündedir:
"JINSA-CSP ekibine göre sadece Irak'ta değil, aynı zamanda İran, Suriye ve Suudi Arabistan'da neye malolursa olsun rejimin değiştirilmesi acil bir zorunluluktur… Bu inanca gore, İsrail ve ABD'nin güvenlik ve refahı Ortadoğu'da tesis edilecek bir hegemonya ile sağlanabilir; bu hegemonya ise hile, zorbalık, kukla rejimler ve gizli operasyonlardan oluşan geleneksel savaş reçetesi ile oluşturulacaktır " (The Nation, 2 Eylül 2002)

Aslında Irak'ın vurulması ve Saddam Hüseyin rejiminin silah zoruyla yıkılması planı, sanıldığı gibi 11 Eylül 2001 sonrasındaki "teröre karşı mücadele" ortamında değil, bundan çok daha önce yapılmış ve Washington'ın gündemine getirilmişti. Bu yöndeki ilk işaret, 1997 yılında ortaya çıkmıştı. Washington'daki bir grup İsrail yanlısı stratejist, kurdukları PNAC adlı "think-tank"le Irak'ın işgali senaryosunu savunmaya başlamıştı.

PNAC'in en kayda değer isimleri ise, George W. Bush yönetiminin en etkin isimleri haline gelecek olan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney idi.

Philadelphia Daily News gazetesinde William Bunch imzasıyla yayınlanan "Invading Iraq Not A New Idea For Bush Clique :4 Years Before 9/11, Plan Was Set" (Irak'ı İşgal Etmek Bush Ekibi İçin Yeni Bir Fikir Değil: 11 Eylül'den 4 Yıl Önce Plan Hazırdı) adlı bir makalade, bu konuda şu gerçeklere yer verilmektedir:

Irak'ın İşgal Planı Dört Yıl Önce Yapılmıştı
"Gerçekte, Donald Rumsfeld, Başkan Yardımıcısı Dick Cheney ve küçük bir grup muhafazakar ideologlar Amerika'nın Irak'ı işgalini savunmaya henüz 1997 yılında başlamışlardı, yani 11 Eylül saldırılarından 4, Başkan Bush'un göreve başlamasından 3 yıl önce.

Kendilerine PNAC (Project for the New American Century -Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi) adı verilen bu garip ve belirsiz siyaset grubu, Cheney, Rumsfeld, Rumsfeld'in yakın yardımcısı Paul Wolfowitz ve Bush'un kardeşi Jeb Bush'u da içeriyordu. Ve daha o zamanlar bile, Ocak 1998'de, Başkan Clinton'ı Irak'ı işgale ikna etmeye çalışmışlardı.” (William Bunch, Philadelphia Daily News, Jan. 27, 2003)





Israel Shahak'ın kitabı Jewish History
Peki PNAC üyelerinin Saddam'ı düşürmek konusunda bu kadar ısrarlı olmalarının nedeni neydi? Aynı makalede bu konuda şunlar yazılıdır:
"Petrol, PNAC'in Irak hakkındaki politika açıklamalarında arka planda bir yer tutsa da, itici güç gibi gözükmüyor. Pennsylvania Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü ve Ortadoğu uzmanı Ian Lustick, Bush'un politikasını eleştirirken, petrolün savaş taraflarınca asıl olarak savaşın masrafını karşılamaya yönelik bir unsur olarak görüldüğüne dikkat çekiyor.”

PNAC'tan Schmitt ise, "ben Teksas'tanım ve bildiğim petrolcülerin hepsi askeri bir operasyona karşı" diyor, "petrol pazarı istikrarsızlık istemiyor".

Profesör Lustick'e göre ise, (savaş için) daha güçlü ama gizli bir motivasyon kaynağı, İsrail olabilir. Bush yönetimindeki şahinlerin, Irak'taki bir güç gösterisinin, Filistinlileri İsrail için avantajlı olan bir barış planını kabul etmeye ikna edeceğini hesapladıklarını söylüyor.” (William Bunch, "Invading Iraq not a new idea for Bush clique" Philadelphia Daily News, Jan. 27, 2003)

İşte Irak Savaşı'nın ardındaki en büyük motivasyon, yarım yüzyıldan uzun bir süredir Ortadoğu'da döklen kanın en büyük sorumlularından olan Sİyonizmdir. Siyonist ideolojinin fikri zeminde yok edilmesi, sadece İsrail ve Ortadoğu'ya değil, tüm dünyaya barış ve huzur getirecektir.








0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.