OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Kuran Ahlakı Dünyada Hızla Yayılıyor



Yaşanmakta olan gelişmeler, 19. yüzyılda yaygınlaşan materyalist felsefenin, 21. yüzyılda tamamen terk edilmeye başlandığını ve yerini, Allah inancına ve Kuran ahlakına bıraktığını gösteriyor. New York Times'ın 22 Ekim 2001 tarihli sayısında yayınlanan bir haber, ABD'de 11 Eylül'de gerçekleşen terörist saldırıların ardından, İslam dinine büyük bir yöneliş olduğunu ortaya koymuştur.

Jodi Wilgoren'in haberine göre, 6 milyona ulaşan Müslüman sayısıyla İslam, ABD'de en hızlı yaygınlaşan din. İstatistiklere göre her yıl 25.000 kişinin Müslüman olduğunu ifade eden New York Times, 11 Eylül'den sonra İslam'ın büyüme hızının 4 kat arttığını belirtti.

Haberde ayrıca şu ifadelere yer veriliyor: "Uzmanlar, İslam'ın evrensel mesajı ile insanları etkilediğini söylüyorlar. Diğer dinlerle ortak inançların çokluğu ve Hz. İsa'nın, Hz. İbrahim'in ve İncil'de bahsi geçen birçok peygamberin Müslümanlar tarafından peygamber olarak kabul edilmesinin İslam'a yönelişi artırdığı bir gerçek. "




Dünya Aradığı Huzur ve Refahı Kuran Ahlakında Buluyor


20. yüzyılın sonlarına doğru Batı dünyasının dikkat çekici bir şekilde Allah'a, dine ve maneviyata yöneldiği göze çarpmaya başlamıştı. Özellikle son dönemlerde, İslam ahlakının getirdiği barış, hoşgörü ve kardeşlik mesajının tüm dünyanın gündemine girmesi ve daha iyi anlaşılmaya başlanması sonucunda bu yöneliş hız kazandı.

Liderlerin yanı sıra, sanatçılar, bilim adamları, sporcular, yazarlar, aydınlar artık çalışmalarında ve yaptıkları açıklamalarda Allah'ın ismini anarak, dine ve maneviyata yönelişin örneklerini veriyorlar. Medyada "Allah'a inanıyorum", "her gece dua ederim", "Allah'a şükretmediğim tek günüm bile geçmiyor", "Allah sizi ve ülkemizi korusun" gibi başlıklar içeren haberlere çok sık rastlıyoruz. Bu haberlerden seçtiğimiz bazı örnekler şunlar:
"1 milyardan fazla insanın kabul ettiği İslam, dünyanın en hızlı büyüyen dini" (ABCNEWS, www.abcnews. com)

"İslam, Amerika'da en hızlı büyüyen din..." (New York Times, 21 Şubat 1989, s.1)

“Müslümanlar dünyanın en hızlı büyüyen grubu” (USA Today, Nüfus Referans Bürosu, 17 Şubat 1989, s.4)

“İslam Kuzey Amerika’da en hızlı büyüyen din…” (Times Magazine)

“İslam Amerika’da büyümeye devam ediyor, hiç kimse bundan şüphe etmiyor.” (CNN, 15 Aralık 1995)

"İslam Amerika'da en hızlı büyüyen din. Birçok insanımız için bir yol gösterici ve denge unsuru." (Los Angeles Times, 31 Mayıs 1996, s.3)

"Amerikan anketlerinde sonuç Allah'a dönüş: Amerika, dini inançta güçlü bir dirilme yaşıyor. Son on yılda Allah'a ve mucizelerin varlığına inanan insanların yüzdesi çok fazla arttı." (Daily Telegrahp, 23 Aralık 1997)

"Bilim, Allah'ı Buluyor" (Newsweek, Temmuz 1998)

"Yaratılış dünyada büyük bir hızla yayılıyor." (New Scientist, 22 Nisan 2000)




Bilimsel Gelişmeler Allah'a Yöneltiyor


Kepler, Newton, Cuvier, Linneaus gibi pek çok büyük bilim adamı, evreni veya canlıları "Allah'ın delillerini görme" niyetiyle inceliyordu. William Paley adlı bilim adamı tarafından kaleme alınan ve 1802 yılında yayınlanan (Doğal Teoloji: Ya da Tanrı'nın Varlığının ve Sıfatlarının Doğadaki Tecellilerden Derlenmiş Delilleri) isimli kitap, pek çok iman hakikati içeriyor ve Paley tüm bunları "tasarım" mantığıyla anlatıyordu. Kitabının girişinde bir saat örneği vermiş ve bir arazide gezinirken yerde bir saate rastlayan bir insanın "bunu herhalde doğa tesadüfen yapmış" diye düşünmeyeceğini, her saatin bir saat yapımcısının varlığını ispat ettiğini anlatmıştı. Ardından da canlı organlarını inceleyerek canlıların her birinin bir saatten çok daha kompleks tasarımlar içerdiğini ve Allah'ın varlığını ispat ettiğini açıklamıştı.


Bugün Batı bilimi bu gerçekleri bir bir keşfetti. Bilim, Paley'in anlattıklarının doğru olduğunu, canlıların gerçekten birer "iman hakikati" olduklarını ispat etti. Tanınmış biyokimya profesörü Michael Behe, bu gerçeği Darwin’s Black Box (Darwin’in Kara Kutusu) isimli kitabında şöyle vurgular:
"Paley'in görüşlerine kim karşılık verebilmiştir? Söz konusu saat, akıllı bir tasarımcı olmadan nasıl var olmuş olabilir?... Gerçekte Paley hiçbir zaman çürütülememiştir. Darwin veya Dawkins, bilim veya felsefe; hiçbir şekilde saatin bir tasarımcı olmadan nasıl var olduğunu açıklayamamıştır."

İman hakikatlerinin yeniden keşfi, bilim dünyasıyla birlikte tüm dünyayı derinden etkileyecek bir gelişmedir. Bu vesileyle, 1.5 asırdır dünyayı aldatan materyalist felsefe yıkılmış, insanlar Allah'ın varlığını kavramışlardır.




Allah'a Yöneliş, Materyalizmin Çöküşünü Hızlandırdı


Materyalizm, günümüzde büyük bir gürültüyle çökmektedir. 19. yüzyıla yön veren üç önemli materyalist fikir adamı olduğu söylenir: Freud, Marx ve Darwin. İlk ikisinin teorileri 20. yüzyıl içinde denenmiş, incelenmiş ve sonunda geçersizlikleri anlaşılarak birbiri ardına reddedilmiştir. Darwinizm ise, içinde bulunduğumuz şu dönemde yıkılmaktadır.

Son dönemde yaşanan bazı önemli gelişmeler, materyalizmin bu büyük çöküşüne hız kazandırmıştır.

Materyalizmi kökünden yıkan bilimsel verilere şöyle ulaşıldı. Önce, ışık hızını aşma amacıyla deney yapan bilim adamları, tüm bilimsel kabulleri alt üst eden bir bulguyla karşı karşıya geldiler: Işık hızının kat kat aşıldığı bir deney ortamında, deneyin sonucunun sebebinden daha önce gerçekleştiğine hayretle şahit oldular. Bu, materyalizmin hareket noktalarından biri olan "nedensellik" ilkesinin çürümesi anlamına geliyordu.
Bir gazete manşetinde konu, "sebepsiz sonuç olabileceği ve bir olgunun sonunun, başından önce meydana gelebileceği kanıtlandı" diye özetlendi. Gerçekten de bir olayın sonucunun, o olayın sebebi gibi gözüken diğer olaydan önce gerçekleşmesi, tüm olayların ayrı ayrı yaratıldığının bilimsel bir delilidir ve materyalist dogmayı tamamen yıkmaktadır. (Harun Yahya, İslam'n Yükselişi)

Bilimsel düşüncenin tamamını etkileyen, insanlığın sahip olduğu yöntem bilgisini temelinden değiştiren bu yeni buluşun yanı sıra genetik gibi bilim dallarında da yepyeni sonuçlara ulaşıldı. İnsanın gen yapısını çözmek için yürütülen İnsan Genomu Projesi sonuçlandı ve Allah'ın canlıları ne denli üstün bir yaratılışla var ettiğini ortaya koyan "genetik bilgi"nin detayları insanlığın gözleri önüne serildi. Bugün bu projenin sonuçlarını inceleyen, tek bir insan hücresinde binlerce ansiklopedi sayfasını dolduracak kadar bilgi saklandığını öğrenen her insan, bunun ne kadar büyük bir yaratılış delili olduğunu daha iyi kavrıyor.




Sosyal Gelişmeler İnsanları Maneviyata Yöneltti


Batı dünyası, bugüne dek materyalist anlayışın birer ürünü olan şiddeti, dejenerasyonu, uyuşturucu bağımlılığını, kısacası her türlü zulmü en şiddetli şekilde yaşadı. Ardından pek çok insan, yaşadığı sıkıntı dolu hayattan kurtulmanın tek yolunun Allah'a yöneliş olduğunu fark etti. Bu uyanış, genç ve yaşlı birçok insanın bir anda dine ve maneviyata yönelmesini sağladı.
Özellikle gençlerin örnek aldıkları liderlerin, bilim adamlarının, sinema oyuncularının, sporcuların ve aydınların, Allah'a olan inançlarını ve manevi değerlere bağlı kalmanın önemini vurgulamaları, insanların din ahlakına yönelmesinde etkili oldu.
Tüm bu gelişmeler, 19. yüzyılda yaygın olarak benimsenen materyalist felsefenin, 21. yüzyılda tamamen terk edilmeye başlandığını ve yerini, Allah inancına, Kuran ahlakına bıraktığını gösteriyor.

Tarihin bu yönde akması zaten Allah’ın bir kanunudur. Allah, bunu aşağıdaki Kuran ayetinde şöyle haber vermektedir:




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.