OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Karıncalardan Doğal Afet Yöntemleri


Toprağın altında yaşayan karıncaların yağmur baskınları sonucunda nasıl hayatta kaldıklarını hiç düşündünüz mü?

Şiddetli yağmurlar, yuvalarını yerde kuran karınca türleri için önemli tehlikeler ortaya çıkarabilir. Aniden bastıran yağmur, çok kısa bir süre içinde bir karınca kolonisinin bulunduğu bölgenin sellerle kaplanmasına neden olabilir. Yer altındaki oda ve kanallar kısa süre içinde suyla dolabilir ve buradaki milyonlarca karınca için ani ve toplu bir ölüm söz konusu olabilir. Karıncalarda bu tehlikeli durumu gideren akılcı davranışlar görülür.

Bu akılcı davranışlar karıncaların türüne ve yerine göre değişmektedir, bazı türlerde, yuvalarda açılan kompleks tüneller bir tür kanalizasyon veya drenaj sistemi gibi suyu toplayarak karıncaları su baskını tehlikesinden kurtarır. Bazı türlerde ise yuvaların ağızları bir tepe halinde yükseltilerek ve su geçirmez kapaklarla örtülerek önlem alınır.

Ancak karıncaların sel baskınlarına karşı kullandıkları savunma sistemleri sadece inşaat alanıyla sınırlı değildir. Karıncalar selleri önceden haber alma ve ‘ACİL TAHLİYE’ planlarına da sahiptir!

Tropikal ormanlarda yaşayan Pheidole cephalica türü karıncalarda yuvanın içene tek bir su damlası dahi girecek olsa, durumu fark eden ilk karınca güvenli bir yere kaçıp canını kurtarmak yerine kendini doğrudan yuvanın içine atar. Amacı diğer karıncalara haber vermektir! Bu karınca yuvanın kanallarında hızla koşarak koloniye alarm durumunu haber verir. Koşarken bıraktığı koku iziyle arkadaşlarını yuvanın güvenli olan diğer çıkışlarına yönlendirir.

Durumun ciddiyetine göre koloninin bazen yuvayı tamamen terk ettiği bile görülür.

Koca bir koloninin yuvayı boşaltması sadece 30 saniye içinde gerçekleşmektedir.

Peki ya yağmur 30 saniyeden az sürede yuvayı basacak kadar şiddetliyse?

Amerika kıtasında yaşayan Solenopsis invicta ve Solenopsis saevissima türü karıncalar hızla zemin seviyesine ulaşırlar. Birbirlerine tutunarak erişkinler, kraliçe arı ve henüz çatlamamış yumurtalardan meydana gelen büyük bir sal oluştururlar. Bu sal kraliçe arı ve yavrular için bir ‘cankurtaran botu’ görevi görür. Çünkü onlar kümeleşmiş çok sayıda karıncanın ortasında dururlar. Sularla mücadele eden bu canlı sal, yüksekçe bir ot ya da tepeyle karşılaştığında demir atar. Araştırmacılar bu sistemin etkili olduğunu ve birçok yağmurdan sonra karıncaların çoğunun hayatta kaldığını, sular çekilir çekilmez eski yuvalarını onarmaya giriştiklerini belirtmektedirler. (Harun Yahya, Karınca Mucizesi)

Bir karınca niçin kendi canını kurtarmak yerine diğerlerine haber vermeyi seçer ve hayatını riske sokar?

Niçin karıncalar salın güvenli yerini kapmak için mücadeleye girişmez ve daima burayı kraliçe arıya tahsis ederler?

Tüm bu soruların cevabı açıktır: Tüm canlıların yaratıcısı Allah, karıncaları yağmurları önceden haber alan alarm sistemleri ve fedakar davranışlarla birlikte yaratmıştır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.