OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Araştırma'da bu ay...


Kıbrıs konusu son elli yıldır Türkiye’nin gündeminden hiç düşmedi. Ancak konunun çok önemli bir yönü daha vardır ki, şimdiye dek yeterince ele alınmamıştır. Bu, Kıbrıs Türkü'nün, Türkiye'ye ve milli kimliğimize olan bağlılığı meselesidir. Adadaki Müslüman-Türk varlığının devamı, diplomatik ve siyasi tedbirlerin ötesinde, kendisini "Müslüman-Türk" olarak hisseden, bu kavramın ifade ettiği milli ve manevi değerleri benimsemiş bir halkın varlığına bağlıdır. Bu sosyolojik mesele, aslında konunun en can alıcı noktasını oluşturmaktadır. Adada, milli ve manevi kimliğini tam olarak sahiplenmiş bir halk olmazsa, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin veya bir başka yapı içinde de olsa egemen bir Türk yönetiminin varlığı da anlamsız hale gelir.

Bu sayımızın kapak konusunu “Kıbrıs’ın Milli ve Manevi Açıdan Kalkındırılmasına” ayırdık. Milli ve manevi değerleri yücelten bir kültür kampanyasının, "kültürel erozyon" tehlikesiyle karşı karşıya kalan her yerde, özellikle de Kuzey Kıbrıs'ta ivedilikle başlatılması gereklidir. Kuzey Kıbrıs Türkü; sahip olduğu Türk kimliği, Müslüman kimliği ve Osmanlı mirası konusunda modern kitle iletişim araçlarıyla bilinçlendirilmelidir. Müslüman-Türk kimliğinin neden bir gurur ve şeref vesilesi olduğunu, bu kimliği taşıyan insanların asırlar boyunca tüm dünyaya nasıl nizam verdiğini kavramalıdırlar.

Son aylarda Hz. Mehdi’nin gelişinin, Hz. İsa’nın yeryüzüne dönüşünün ve Kuran ahlakının yeryüzüne hakim olacağı gerçeğinin anlatılmasından kaçınan, bu konuyu gözardı etmeye çalışan, bu konuyu gündeme getiren kişilere ağır eleştiriler yönelten bazı gazete, kitap ve dergilerdeki yorumlara çok sık rastlıyoruz. İyi niyetli olarak ve bu konunun suistimal edilmesini engellemek üzere yapıldığını düşündüğümüz söz konusu yorumlar konusunda oluşacak yanlış anlaşılmaları düzeltmek için hazırlanmış geniş bir dosyayı bu sayımızda sizlere sunuyoruz.

Bu sayımızda Ortadoğu’da İsrail vahşetini gözler önüne seren “Ortadoğu Sorunu ve İsrail” konulu belgesel VCD ile “Endülüs” konulu belgesel VCD’yi sizlere hediye olarak veriyoruz.

Görüş ve önerilerinizi bize e-mail, faks ve mektup yolu ile ulaştırabilirsiniz…

Yeni bir sayıda buluşmak üzere…




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.