OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İmanlarına Zulüm Karıştıranlar


İmanlarını zulümle karıştıranlardan Kuran'da 'iman eden insanların arasında yaşayan bir grup' olarak bahsedilir. 'İmanı zulümle karıştırma'nın anlamı, insanın Allah'ın yüceliğini, hak dinin üstünlüğünü kavramasına, dünya ve ahiret kurtuluşu için Kuran'a uymaktan başka bir yol olmadığını anlamasına rağmen cahiliye ahlakından tam olarak kopamamış olmasıdır.

İmanına zulüm karıştıranlar imanı yaşamakla birlikte, nefisleriyle çatışan bir durum olduğunda ya da zorlukla karşılaştıkları anlarda, Kuran ahlakına uygun bir tavır sergilemek yerine dini yaşamayan insanların tavırlarını gösterebilmektedirler. Allah Kuran’da, bu yönde tavır sergileyen kişilerin durumu ile ilgili olarak bize şöyle bildirmektedir:

“Onlar hâlâ cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?”
(Maide Suresi, 50)

Burada ele aldığımız kimseler, Kuran’ın hükümlerinin pek çoğunu uygulayıp zaman zaman mümin tavrı gösterebilirler.
Ancak bazı konuların Kuran'a göre yanlış olduğunu anlamak istemeyebilir ya da bunu gereği gibi kavrayamamış olabilirler. Müslüman olarak yaşadıkları halde, Kuran ahlakına uygun olmayan bazı inanç ve davranışların Kuran'a aykırı olduğunu fark edemeyebilirler. Örneğin birçok insan duygusallığın Kuran ahlakına uygun bir davranış olmadığını anlamaz ya da bunu anlamazlıktan gelir.

Sözgelimi bir yakının ölümü üzerine, Müslüman bir kişi onun yok olmadığını, sonsuz hayatı için yeni bir başlangıç yaptığını düşünür ve eğer bu yakını mümin ise onun için cenneti umarak sevinç duyar. Ayrıca ölüm Allah'ın bir takdiridir ve Allah her olay gibi ölümü de hayırla yaratır. Dolayısıyla mümin, bir yakını dahi olsa, onun ölümünde hayırlar olduğunu bilir ve Allah'ın takdirine razı olduğunu gösteren bir tavır içerisinde olur. Ne var ki birçok insan bu gerçeği bilmesine rağmen, bir yakınının ölümü karşısında, duygusal davranarak aşırı tepkiler verebilmektedir. Bu gibi tepkiler söz konusu kişilerin –her ne kadar aksini iddia etseler de- Kuran ahlakından uzak olduğunu gösteren delillerdendir.



İman İçinde Cahiliye Hayatı Yaşamamak


Allah Kuran’da iman edenlere güzel bir hayat müjdelemiştir:

“Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.”
(Nahl Suresi, 97)


Allah’ın Kuran'da müjdelediği sonsuz cenneti isteyen her insanın gizli ya da açık, cahiliye ahlakından kalan her ne özelliği varsa bunları terk etmesi ve bunun yerine Kuran'a uygun davranması ana çözümdür. Allah'a iman eden ve Kuran'a uyan her mümin, Kuran'a daha samimi yaklaşmalı ve ayetlerde anlatılan mümin ahlakına ters düşecek her türlü tavırdan ya da düşünceden kurtulmalıdır. Kuran ile bildirilen gerçekleri sadece teorik olarak bilmeyi yeterli görmemeli, bunları pratik hayatta da her an hissetmeli ve yaşamalıdır. Allah'ın her yeri sarıp kuşattığını, insanın içinden geçen gizli-saklı tüm niyetlerini bildiğini, gizli samimiyetsizlikleri de gördüğünü unutmamalıdır. Daima Allah korkusunu hissederek yaşamalı ve Kuran ahlakına uymayan davranışlarını düzeltmelidir. Aksi halde yani olumsuz davranışları kendisinde barındırarak yaşamını sürdürürse hiçbir zaman gerçek manada iman etmiş olmayacaktır. Allah Kuran'da şöyle buyurur:

“İnsanlar, (sadece) ‘İman ettik’ diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir.”
(Ankebut Suresi, 2-3)

Müslüman bir insan belirli ibadetleri yerine getirmeyi yeterli görerek eksik olan yönlerini ihmal etmemeli, Allah'ın gerçekten iman etmeyen kimselere her an amansız bir azap vermeye kadir olduğunu, er ya da geç her insanın öleceğini ve tüm yaptıklarından hesaba çekilip, ahirette ona göre bir karşılık alacağını düşünmelidir. (Harun Yahya, Adamlık Dini)

İmanını zulümle karıştırmayan, Kuran ahlakına uygun yaşayan bir insanın dünyada alacağı karşılık da güzel olacaktır. Olayların hayrını düşünmek ve sonsuz akıl sahibi olan Allah'ın takdirine teslim olmak, insanlara daimi ve gerçek mutluluğu kazandırır. Bu mutluluk, Allah'ın sadece gerçek imana sahip, samimi müminlere verdiği bir nimettir.

İman etmiş olmanın ve imana zulüm karıştırmamanın sonucunda, Allah insan için güvenlik ve hidayet de sağlayacaktır. Rabbimiz bunu bir ayetinde şöyle bildirir:

"İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir."
(En'am Suresi, 82)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.