OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Maddenin Ardındaki Bilgi ve Levh-i Mahfuz


Bilgi... Bu kavram günümüzde bundan yarım yüzyıl öncesine göre çok daha fazla şey ifade ediyor. Bilim adamları "bilgi"nin ne olduğunu tanımlamak için teoriler geliştiriyorlar. Sosyal bilimciler "bilgi toplumu"ndan söz ediyorlar. Bilgi, giderek insanlığın en önemli kavramlarından biri haline geliyor. Peki nedir bilgi?

Bilgi kavramını bu denli önemli hale getiren en önemli bilimsel bulgu, evrenin ve yaşamın kökeninde bilgi olduğunun tespit edilmesi. Tüm evreni "madde ve enerji"den ibaret sayan 19. yüzyıl materyalist felsefesinin yerine, bilim adamları artık evrenin "madde, enerji ve bilgi"den oluştuğunu söylüyorlar.

Peki Bu Ne Anlama Geliyor?


Bunu bir örnekle açıklamak mümkün: DNA. Bilindiği gibi tüm canlı hücreleri, DNA adı verilen sarmal yapıdaki genetik bilgiye göre işliyor. Bizim de bedenimizdeki trilyonlarca hücrenin her birinin çekirdeğinde DNA var ve vücudumuzun tüm fonksiyonları bu DNA'larda kayıtlı. Hücrelerimiz yeni proteinler üretmek için DNA'da yazılı olan protein şifrelerini kullanıyor. DNA'da yazılı olan bu bilgi o kadar büyük ki, insan vücudunun genetik bilgisini kağıda dökmek için, yaklaşık 900 ciltlik bir ansiklopedi yazmak gerekiyor!


DNA Neden Oluşuyor?


Bu soru 50 yıl önce -DNA'nın yeni keşfedildiği sıralarda- sorulsa, bilim adamları buna muhtemelen "DNA, nükleotid adı verilen nükleik asitlerden ve bunları birbirine bağlayan kimyasal bağlardan oluşur." cevabını verirlerdi. Yani DNA'nın sadece maddesel parçalarını sayarlardı. Ama artık bilim adamları farklı bir cevap veriyorlar: "DNA, söz konusu atomlar, moleküller ve kimyasal bağlardan ve bir de (en önemlisi) bilgiden oluşur." Bilgiyi saymamak", "bir kitap neden oluşur?" sorusuna, "kağıt, mürekkep ve ciltten oluşur." demek gibi çok yanlış bir cevaptır. Çünkü bu maddesel malzemelerin yanı sıra (ve ondan çok daha önemli olarak) kitabı oluşturan çok büyük bir bilgi vardır. Her satırında anlamsız kelimeler yazan bir kitap ile Britannica Ansiklopedisinin bir cildini birbirinden farklı kılan şey de bu bilgidir. Her ikisinde de kağıt, mürekkep ve cilt vardır, ama birisi bilgiden yoksun iken, diğerinde muazzam bir bilgi yer almaktadır. Bu muazzam bilginin kaynağı ise, elbette, matbaa makinası, mürekkep veya kağıt değildir. Bilginin kaynağı, o kitabı yazan kişidir. Yani bilinçli bir zihindir.

Bu durumda DNA'daki bilginin de yine bilinçli bir varlık tarafından meydana getirildiğini kabul etmek gerekiyor. (http://www.harunyahya.org/Makaleler/levhimahfuz.html)

Evrim Teorisinin ve Materyalizmin Bilgi Çıkmazı


Bu gerçeğin fark edilmesi, materyalist felsefeyi ve onun doğa bilimlerine uyarlaması olan Darwinizm'i büyük bir çıkmaza sokmuş durumda.

Çünkü bu teori, tüm canlıların sadece maddesel etkenlerin bir araya gelmesiyle oluştuğunu savunuyor, canlıların genetik bilgisinin ise, bu maddesel etkenler biraraya gelirken "tesadüfen" ortaya çıktığını iddia ediyor. Bu, bir kitabın, kağıt ve mürekkebin rastgele birleşmesi sonucunda yazılmış olduğunu iddia etmek gibi bir şey.

Materyalizmin söz konusu iddiası "indirgemecilik" olarak bilinmekte. Bir başka deyişle bu felsefe, bilginin maddeye indirgenebileceğini, madde dışında bir bilgi kaynağı aramak gerekmediğini savunuyor. Ama bunun büyük bir yanılgı olduğu ortaya çıkmış durumda ve artık materyalistler de bunu itiraf etmeye başladılar.

Evrim teorisinin yaşayan en önde gelen savunucularından biri olan George C. Williams, 1995 tarihli bir yazısında, herşeyin madde olduğunu varsayan materyalist (indirgemeci) yaklaşımın yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:

“Evrimci biyologlar, iki farklı alan üzerinde çalışmakta olduklarını şimdiye kadar fark edemediler; bu iki alan madde ve bilgidir... Bu iki alan, "indirgemecilik" olarak bildiğimiz formülle asla biraraya getirilemezler... Genler, birer maddesel obje olmaktan çok, birer bilgi paketçiğidir... Biyolojide genler, genotipler ve gen havuzları gibi kavramlardan söz ettiğinizde, bilgi hakkında konuşmuş olursunuz, fiziksel objeler hakkında değil... Bu durum, bilginin ve maddenin varoluşun iki farklı alanı olduğunu göstermektedir ve bu iki farklı alanın kökeni de ayrı ayrı araştırılmalıdır.” (George C. Williams. The Third Culture: Beyond the Scientific Revolution. (ed. John Brockman). New York, Simon & Schuster, 1995. ss. 42-43)

Evrim teorisini ve materyalist felsefeyi eleştiren bilim adamlarından biri olan, Cambridge Üniversitesi'nden bilim felsefecisi Stephen C. Meyer kendisiyle yapılan bir röportajda bu konuda şunları söyler:“Bu konuyu okulda öğrencilerime açıklamak için iki ayrı bilgisayar örneğini veriyorum. Birisinde software (bilgisayarın işletim sistemi ve programlar) yüklü, diğeri ise tamamen boş. Sonra soruyorum: Bu iki bilgisayar arasında maddesel olarak fark nedir? Elbette maddesel olarak hiçbir fark yok... Çünkü bilgi maddesel olmayan, hacim tutmayan bir kavram. Bilgi, maddesel bir varlık değil... Bilgi, madde ve enerjiden farklı bir varlık, bilginin boyutunu ve nasıl ortaya çıktığını madde ve enerjiyle açıklamak mümkün değil...”

“19. yüzyılda, bilimi ilgilendiren iki temel varlık alanı olduğunu düşünüyorduk: Madde ve enerji. 21. yüzyılın başında ise artık farkına varıyoruz ki, üçüncü bir varlık alanı vardır ve bu da bilgidir. Bu varlık alanı maddeye indirgenemez.” (Stephen Meyer, "Why Can't Biological Information Originate Through a Materialistic Process", Unlocking the Mystery of Life, DVD, Produced by Illustra Media, 2002)


Bilgiyi maddeye indirgemek için 20. yüzyıl boyunca ortaya atılan tüm teoriler (rastlantıya dayalı yaşamın kökeni tezleri, "maddenin öz örgütlenmesi" efsanesine dayanan senaryolar, türlerin genetik bilgisini mutasyon-doğal seleksiyon mekanizmaları ile açıklamaya çalışan biyolojik evrim teorisi) başarısız olmuştur. Darwinizm'in günümüzdeki en önemli eleştirmenlerinden biri olarak kabul edilen Amerikalı Profesör Philip Johnson bu konuda "Bilgi, maddenin üzerine işlenmiş olsa da, madde değildir. Farklı bir kaynaktan gelir, bir bilinçten" yorumunu yapmaktadır. (Harun Yahya. Hayalin Diğer Adı: Madde)

Kitap örneğinde olduğu gibi, bir kitap, kağıttan, mürekkepten ve içindeki bilgiden oluşur. Bu bilginin kaynağı ise, o kitabı yazmış olan yazarın zihnidir.

Dahası bu zihin, maddesel öğelerden daha önce vardır ve bunların nasıl kullanılacağını da belirler. Bir kitap, önce o kitabı yazan yazarın zihninde oluşur. Yazar zihninde mantıkları kurar, cümleleri dizer. Bunları ikinci aşamada maddesel bir şekle sokar. Yani bir daktilo ya da bilgisayar kullanarak zihnindeki bilgiyi harflere dönüştürür. Sonra da bu harfler matbaaya girerek kağıt ve mürekkepten oluşan kitaba dönüşür.
Buradan da şu genel sonuca varabiliriz: "Eğer bir madde bilgi içeriyorsa, o zaman o madde, söz konusu bilgiye sahip olan bir akıl tarafından düzenlenmiştir. Önce bir akıl vardır. O akıl sahip olduğu bilgiyi maddeye dökmüş ve ortaya bir tasarım çıkarmıştır."

Levh-i Mahfuz


Allah, insanlara yol gösterici olarak indirdiği Kuran'da, evrenin yaratılmasından önce, evrendeki tüm varlıkları ve olayları açıklayan bir "Saklanmış Levha" (Levh-i Mahfuz) olduğunu bildirmiştir.

Bilimin, vardığı sonuç ise: Tüm evreni ve canlıları, sonsuzdan beri var olan, üstün bilgi sahibi Allah yaratmıştır.
Modern çağın laboratuvarlarında ulaşılan bu sonuç, bundan 14 asır önce Kuran'da açıklanan önemli bir sırra işaret etmektedir. Levh-i Mahfuz'un "korunmuş" (mahfuz) olarak nitelendirilmiş olmasının bir hikmeti, burada yazılı olan bilgilerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Kuran'da Ümmü'l-Kitap (Kitapların Anası, Ana Kitap), Kitabun Hafiz (Koruyan Kitap), Kitabın Meknun (Saklanmış Kitap) ve sadece kitap olarak da anılır. İnsanların başlarına gelecek şeyleri da ihtiva ettiği için Kitabul-Kader(Kader Kitabı) da denir.

Allah Levh-i Mahfuz'u birçok ayette niteliklerini belirterek açıklar. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı bir kitaptır:



“Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.”
(Enam Suresi, 59)

Bir ayette, yeryüzündeki tüm canlılığın Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olduğu şöyle haber verilir:

“Yeryüzünde hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.”
(Enam Suresi, 38)

Bir başka ayette , "yerde ve gökte", yani tüm evrende "zerre ağırlığınca" küçük varlıklar dahil her şeyin Allah'ın bilgisinde olduğu ve Levh-i Mahfuz'da kayıtlı olduğu şöyle açıklanır:

“Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.”
(Yunus Suresi, 61)

Maddeden Önce Var Olan Zihin


Doğadaki bilginin kaynağı, materyalistlerin sandığı gibi maddenin kendisi olamaz. Bilginin kaynağı madde değil, madde-ötesi üstün bir Akıl'dır. Bu Akıl, maddeden önce vardır. Madde O'nunla var olmuş, O'nunla şekil bulmuş ve düzenlenmiştir.
Bizi bu sonuca götüren tek bilim dalı biyoloji de değildir. 20. yüzyıl astronomi ve fiziği de evrende muhteşem bir denge ve tasarım bulunduğunu ortaya koyarak, "evrenden önce var olan ve onu yoktan var edip düzenleyen" bir Aklın varlığını göstermiştir. Dünyanın en saygın üniversitelerinin başında gelen MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) fizik ve biyoloji dallarında çalışmış ve aynı zamanda The Science of God (Allah'ın Bilimi) isimli ünlü kitabın yazarı olan İsrailli bilim adamı Gerald Schroeder’in bu konu hakkında oldukça önemli yorumları vardır. Schroeder, The Hidden Face of God: Science Reveals the Ultimate Truth Allah isimli yeni kitabında, moleküler biyoloji ve kuantum fiziği gibi bilim dallarının ortaya koyduğu sonucu şöyle ifade etmektedir:



Resimde gördüğünüz kelebeğin daha yumurta olduğu anından koza haline, kozadan çıkıp uçmaya başladığı andan ölüp çöplere karıştığı haline kadar her hali, şu anda Allah katında mevcuttur. Kelebek, şu anda kozadan çıkmakta, şu anda uçmaya başlamakta ve şu anda ölerek yere düşmektedir.

“Bir bilinç, evrensel bir akıl, bütün evreni kuşatmış durumdadır. Var olan her şey, bu aklın bir tecellisidir.”

Schroeder'e göre, çağımızın vardığı bilimsel sonuçlar, bilim ve teolojinin ortak bir noktada buluşmasını sağlamıştır. Bu, yaratılış gerçeğidir. Bilim, insanlığa İlahi kitaplar ile binlerce yıldır öğretilen bu gerçeği bulmuştur.

Sonuç



Bu makalede incelediğimiz gerçekler, bir kez daha, modern bilimin bulgularının, Kuran'da insanlara haber verilen gerçekleri doğruladığını göstermektedir. Bilime empoze edilen materyalist dogma, bizzat bilim tarafından reddedilmektedir.

Bilimin bilgi konusunda vardığı sonuç ise, materyalist felsefenin, maddenin ezeli olduğu ve maddeden önce hiçbir şeyin var olmadığı iddialarının geçersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Maddeyi, ezelden beri var olan, sonsuz akıl ve ilim sahibi olan Allah yaratmıştır.

Tarih boyunca insanlara peygamberler tarafından öğretilen bu gerçeğin günümüzde bilimin bulgularıyla gözler önüne serilmiş olması ise, "ateizm sonrası" yaklaşan Altınçağın bir müjdesidir. İnsanlık, "Allah'ın her şeyi bilmekte olduğunu" kavrama noktasına doğru yaklaşmaktadır, aşağıdaki Kuran ayetinde Allah’ın insanlara bildirdiği gibi:

“Allah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir Kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır.”
(Hac Suresi, 70)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.