OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Bizans’ın Galibiyeti Bir Kuran Mucizesini Gözler Önüne Seriyor!

“Yenilgilerden sonra yeneceklerdir...”
(Rum Suresi, 3)


Yüce Rabbimiz hak sözü olan Kuran’da bize gelecek ile ilgili bazı haberler vermektedir. Allah’ın Kuran’da henüz gerçekleşmeyen olayları müminlere bildirmesi ve ardından yaşanan olayların Kuran’daki ayetlerle bire bir uyuşması, Allah’ın gücünü ve üstün ilmini daha iyi kavramamızı sağlar. Bunun için bu makalede, Kuran’da gelecek hakkında verilen haberlerden biri olan ve Rum Suresi'nin hemen başında yer alan ayetleri detaylı olarak inceledik. İlk bakışta Bizans ordusunun belli bir süre içinde galip geleceğinin bildirildiği ayetler günümüz bilgileri ile değerlendirildiğinde çok daha fazla detay içermektedir.

“Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. "Dünyanın en alçak yerinde". Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir.”
(Rum Suresi, 1-4)

Yukarıdaki ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, zamanının putperest bir toplumu olan İranlılar karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS. 620 civarında indirilmişti. Ve ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu.

Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görünüyordu. İmparatorluğun birçok düşmanı vardı. Yalnız İranlılar değil, Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans devletine karşı büyük bir tehdit oluşturmaktaydı. Öyle ki Avarlar, İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi.

Ayrıca Bizans tarihinde 600’lü yıllar ülkenin iktisadi, mali ve sosyal bakımdan en kötü dönemiydi. İmparatorluk ekonomisi çökmüş, yönetim düzensizleşmiş ve iç çekişmeler baş göstermişti. Aşırı vergiler köylüleri güçsüzleştirmişti. Güçlü bir aristokrat sınıfı devlete meydan okuyordu. Eskimiş idare mekanizması durmuş, para bulunmadığı için, ücretli askerlerle ayakta durmaya çalışan ordu organizasyonu işlememeye başlamıştı. İmparatorluğun varlığını sürdürecek gücü kalmamıştı. Bu nedenlerle, Bizans Kralı Herakleius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti. Pek çok vali Kral Herakleius'a isyan etmiş, İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti.

İran Kralı Hüsrev Perviz’in, devrik imparatora yardım amacı ile başlattığı savaş zamanla, Mecusilik (ateşperestlik) ve Hıristiyanlık arasındaki bir tür mücadeleye döndü. Bu savaşta, Yahudiler ve diğer bazı Hıristiyan mezhepleri de Perviz’e destek verdiler. Herakleius ise bu güçlü ittifakı durduramadı. Ve imparatorluk ordusu, 613 yılında Antakya yakınlarında İranlılara karşı ağır bir yenilgiye uğradı. MS. 614'te Kudüs'e giren İranlılar, kentteki Hıristiyan varlığını da yok ettiler. 90.000 Hıristiyan öldürüldü. Bu yıllardan sonra Bizans İmparatorluğu aleyhine başka olaylar da gerçekleşti. Bu dönemde imparatorluğun hali o kadar kötüleşti ki, Kral Herakleius başkenti Afrika’ya nakletmeyi bile düşündü.

Toparlanma Dönemi


İmparatorluğun bu halini gören herkes Bizans'ın yok olmasını beklemekteydi. Ama tam bu dönemde, Rum Suresi'nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans'ın üç ila dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız görünüyordu ki, Arap müşrikleri, Kuran'da haber verilen bu zaferin asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı. Ancak Bizans İmparatorluğu’nun en büyük hükümdarlarından biri kabul edilen Herakleius, ülkenin kurtuluşu için ciddi değişiklikler yaparak kısa sürede toparlanmasını sağladı. (Harun Yahya, Kuran Mucizeleri)

İmparatorluk bu toparlanma döneminin ardından Bizans İranlılara karşı gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, iki ordu Musul yakınlarında, Dicle ırmağının orta bölümünde kalan ve eski Asur’un başkenti olan Ninova’da karşılaştı. Rum Suresi'nin ilk ayetlerinin indirilmesinden yaklaşık 7 yıl sonra, MS. 627 yılının Aralık ayında, Bizans ve İran İmparatorlukları arasında yapılan bu savaşta İran ağır bir yenilgiye uğradı. Bu ağır yenilgi sonrasında İran İmparatorluğu’nda devrim yaşandı ve MS. 628’in Şubatında Hüsrev öldürüldü. İranlılar işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı.

Kuran’da daha önceden mucizevi bir biçimde verilmiş olan haber böylece gerçekleşmiş oldu.

En Alçak Yerde


Rum Suresi’ndeki ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir. Rum Suresi'nin 3. ayetinde, Rumların "Dünya'nın en alçak yerinde" yenildikleri belirtilir. Arapçası "edna el-ard" olan bu ifade, bazı meallerde "yakın bir yer" olarak da tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur. "Edna" kelimesi Arapça'da "alçak" demek olan "deni" kelimesinden türemiştir ve "en alçak" anlamına gelir. "Ard" ise yeryüzü demektir. Dolayısıyla "edna el-ard" ifadesi de "yeryüzünün en alçak yeri" manasına gelmektedir.


Bazı tefsirciler söz konusu bölgenin Araplara yakınlığını göz önünde bulundurarak kelimenin "en yakın" anlamını tercih etmektedir. Ancak kelimenin asıl anlamı, Kuran'ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan çok önemli bir jeolojik gerçeğe işaret etmektedir. Çünkü Dünya'nın en alçak yerini araştırdığımızda, bu noktanın tam Bizanslıların yenilgiye uğradığı yer olan Lut Gölü (Dead Sea) havzası olduğunu buluruz. Lut Gölü çevresi, deniz seviyesinden 395 metre aşağıda olan yeryüzünün "en alçak" bölgesidir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının, yalnızca modern çağdaki ölçümlerle tespit edilmiş olmasıdır. Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün Dünya'nın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama bu bölge Kuran'da "yeryüzünün en alçak yeri" olarak tanımlanmıştır.
Ayette dikkat edilmesi gereken başka bir nokta ise savaşın sonucunun belirtilmiş olmasıdır, verilen bilgiler toplu olarak gözden geçirildiğinde;

  1. Geçmişte olan bir savaşın o dönemde bilinemeyecek bir özelliği ile, coğrafi yeri kastedilerek bildirilmekte,
  2. Gelecekte olacak bir savaş ve bunun için kısa bir zaman dilimi haber verilmekte.
  3. Ayrıca savaşan tarafların kimler olacağı ve bu savaşın kimin tarafından kazanılacağı bildirilmektedir.

Bütün bu bilgiler, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun delillerinden yalnızca birkaç tanesidir.

Bizanslıların Perslere yenildiği savaşın gerçekleştiği Lut Gölü havzası. Aşağıda bu bölgenin uydudan çekilmiş fotoğrafı görülmektedir. Dünyanın en alçak bölgesi olan Lut Gölü civarı deniz seviyesinin 395 metre altındadır. Lut Gölü’nün rakımı ancak modern çağlardaki ölçümlerle tespit edilebilmiştir. Bu tespitler doğrultusunda da “yeryüzünün en alçak yeri”nin bu bölge olduğu ortaya çıkmıştır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.