OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İslam Dünyasının Çok Yakın Olan Aydınlık Geleceği

2002 Yılını Geride Bırakırken

11 Eylül 2001’de gerçekleşen insanlık tarihinin en kanlı terör eyleminin İslam dünyasındaki yansımaları 2002 yılında da yoğun olarak hissedildi. Dünyanın bir çok ülkesinde gerçekleştirilen konferanslarda ve yazılan bir çok makalede İslam dininin her türlü terör eylemini kesin bir şekilde lanetlediği dile getirildi, İslam’ın bir barış dini olduğu insanlara anlatıldı. Hiç unutmamak gerekir ki, tüm dünyanın İslam dinini daha yakından tanımasına vesile olan bu gelişmeler Allah’ın Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde müjdelediği kutlu dönemin habercisidir…


İslam Coğrafyasında Zulüm ve Gözyaşı


Bugün İslam dünyasına baktığımızda; Cezayir'de, Bosna’da Tunus'ta, Eritre'de, Mısır'da, Afganistan'da, Keşmir'de, Doğu Türkistan'da, Çeçenistan'da, Tayland'da, Filipinler'de, Burma'da ya da Sudan'da Müslümanların, baskı altına alınmaya ve yok edilmeye çalışıldığını açıkça görebiliriz. Bosna'da Sırplar, Keşmir'de Hindular, Kafkaslar'da Ruslar, Filipinler, Cezayir, Mısır, Fas gibi ülkelerde de baskıcı rejimler tarafından Müslümanlar hedef alınmaktadırlar. Ama her nedense, birbirinden bağımsız gibi gözüken bu İslam-karşıtı güçler, hep benzer mantıklarla hareket etmekte, benzer stratejiler izlemekte ve benzer yöntemler kullanmaktadırlar. İşte bu noktada karşımıza söz konusu güçlerin ortak bir yönü olan "dinden uzak kimlikleri" çıkar.


Çözüm; Dinsizliğe Karşı Fikri Mücadele


Allah'ın varlığını inkar eden ve tüm İlahi dinleri kendi kurdukları din dışı sistemler için büyük bir düşman olarak gören ve bu nedenle de dine ve dindarlara karşı çok şiddetli bir savaş açan bu güçler, dinsiz ideolojileri temsil etmektedirler. Bu nedenle de Müslümanların karşısındaki düşman gerçekte Sırplar, Hindular ya da diğer baskıcı rejimler değil, dünya üzerinde mevcut bulunan din dışı anlayıştır. (Harun Yahya, Altınçağ)

Dinsizlik sadece imanlı insanları hedef alan, onların imanlarını yok etmeye çalışarak ahiretlerini tehlikeye sokan olan bir güç değildir; aynı zamanda sapkın fikir akımlarına temel oluşturarak dünyayı karmaşa ve savaş alanına çevirecek bir akımdır. Müslümanlar ise bu karmaşa ve savaş ortamında en büyük hedef olarak belirlenmektedir.

Dolayısıyla dinsizliğe karşı fikri mücadele, hem büyük bir imani hizmet, hem de dünyayı saran "fitne"ye karşı verilecek büyük bir "moral savaşı"dır. Halen dünyanın dört bir yanında, dinsiz sistemler tarafından ezilen pek çok Müslümanın var oluşu, bize bu mücadelenin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir gerçektir. Dinsizliğe (ve dinsizliğin dayanakları olan felsefe, ideoloji ve Darwinizm gibi sözde bilimsel teorilere) karşı kazanılacak her fikri zafer, aynı zamanda dünyadaki mazlum Müslümanlara yardım anlamını taşıyan bir moral zaferidir.


İslam Topraklarında Yaşananlar ve Ahir Zaman


"Ahir zaman", pek çok insan için tanıdık bir kavram olmayabilir. Bu nedenle öncelikle bu kavramı kısaca açıklamakta yarar var. Ahir zaman, "son dönem" anlamına gelir ve İslam kaynaklarına göre kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının tüm dünya üzerinde hakim olacağı bir dönemi ifade eder. Bu dönemde insanların huzur ve güven içinde yaşayabilmeleri için gereken her türlü şart mevcut olacaktır. Önceki dönemlerde yaşanan her türlü sıkıntının yerini bolluk, bereket ve adalet alacaktır. Ahlaksızlıklar, sahtekarlıklar, dejenerasyonun her türlüsü ortadan kalkacaktır. Bu dönem, tüm inanan insanların asırlardır özlemini duydukları, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir dönem olacaktır.

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde ahir zamanı açıklayan detaylı anlatımlar yer almaktadır. Onun ardından pek çok İslam büyüğü de ahir zaman hakkında çok önemli açıklamalar yapmıştır. Bu anlatımlara bakıldığında ahir zamanda, önce büyük bir bozulma ve karmaşa yaşanan dünyanın, sonradan gerçek dinin yaşanmasıyla kurtuluşa kavuştuğu, çok büyük bir bolluk ve bereketin yaşandığı, bilimde ve tıpta çok büyük ilerlemelerin kaydedildiği, çok üstün bir sanat anlayışının ortaya konduğu, teknolojinin tüm nimetlerinin insanların hizmetine sunulduğu bir dönem olduğu görülür.


Altın Çağ İle Müjdelenmek


Ahir zamanın ilk dönemlerinde, dünya Allah'ı inkar eden birtakım felsefi akımlar nedeniyle dejenere olacaktır. İnsanlık yaratılış amacından uzaklaşacak, bunun sonucunda büyük bir manevi boşluk ve ahlaki bozulma yaşanacaktır. Tüm dünyada büyük felaketler birbirini izleyecek, savaşlar, çatışmalar, acılar yaşanacak ve insanlık “Bu durumdan nasıl kurtuluruz?" diye bir arayış içine girecektir. Bu durum, İslam dinini farklı coğrafyalarda yaşayan insanlar için de söz konusu olacaktır. Bugün dinini özgürce yaşamak ve ibadetlerini yerine getirmek isteyen Müslümanlar çok büyük bir baskı altında hayatlarını devam ettirmeye çalışmakta, kadınlar, çocuklar, yaşlılar acımasızca katledilmektedir. Ahir zamanın belirtilerinden biri olan bu durum, Müslümanları yıldırmak ve İslam dünyasının büyük bir birlik oluşturmasını engellemek isteyen din dışı güçler tarafından dozu her gün daha da artırılarak devam ettirilmektedir. Ancak bu savaş ve çatışma döneminin ömrü çok kısa olacaktır. Çünkü Allah, ahir zamanın bu büyük karmaşası içindeki insanları kurtaracağını ve onları kutlu bir döneme ulaştıracağını müjdelemektedir.


Allah’ın Müminlere Müjdesi



Bu dönem Allah'ın müminlere bir lütfu, Peygamber Efendimiz (sav)’in de müjdelediği gibi cennetin küçük bir modeli olacaktır. Bolluk ve bereketiyle, insanlara sağlayacağı her türlü konfor ve huzur dolu ortamıyla her Müslümanın ulaşmak isteyeceği bir dönem, hayatını Allah yoluna adayan inançlı kullar için dünya hayatında çok üstün bir mükafattır. Bu güzel dönemle müjdelenmek de kuşkusuz Müslümanlar için çok büyük bir şereftir.

Ancak bu şerefle birlikte bir sorumluluk da gelmektedir. Madem devir ahir zamandır, o zaman her Müslümanın ahir zamanın zorlu şartlarında fikren mücadele edebilecek olgunluk ve kararlılıkta olması gerekir. Mazlum Müslümanların durumu bize bunu her gün hatırlatmaktadır. Masum ve savunmasız insanlar ağır silahlarla donanmış düşmanlarının kurşunlarına hedef olurken, mülteci kamplarında milyonlarca insan açlık ve sefalet içinde yaşarken, pek çok Müslüman türlü işkencelere ve kötü muamelelere maruz kalırken vicdanlı insanların bunları görmezlikten gelmesi mümkün değildir.

Hepimiz Sorumluyuz


İnsanların çaresiz bir şekilde "Ben ne yapabilirim ki?" diye düşünmesi de yanlıştır. Unutulmamalıdır ki, yeryüzündeki bozgunculuğun temeli dinsizliktir ve dinsizliğe karşı fikri mücadele yapmaya herkesin imkanı vardır. İnsanlara Allah'ın varlığını anlatmak, Allah korkusunu öğretmek, hesap gününde yaşanacakları hatırlatmak, güzel ahlakı ve dünyada bulunuş amacımızı tebliğ etmek, bu acımasızlıkların son bulması için atılmış önemli adımlardır. Vicdanlı insanların birlik halinde yürütecekleri bir çabanın başarıya ulaşmaması mümkün değildir.

Dinsizliğin yıkıcı etkilerini ortadan kaldırmaya, bunun yerine din ahlakının güzelliklerini yaşanır hale getirmeye yönelik her çaba, aynı zamanda çağımızın Müslümanlarına yapılmış en büyük yardımdır. Barışı, sevgiyi, şefkati temel alan bu mücadele, insanların vicdanlarını harekete geçirecek ve mazlum insanların zulüm görmelerini engelleyecektir. Vurgulanması gereken bir diğer önemli nokta ise Müslümanların baskı ve zulüm gördükleri ülkelerin büyük bir çoğunluğunun, geçmişte Müslüman liderlerin yönetimi altında huzuru ve istikrarı tatmış olmalarıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin mirasçısı olduğu Osmanlı İmparatorluğu, asırlar boyunca üç kıtaya nizam vermiş, Müslüman devletleri bayrağı altında toplamış bir cihan devleti olmuştur. Dünyanın etnik ve dini çeşitliliği bakımından en geniş yelpazesine ve idaresi en güç bölgelerine nizam vermiş olan Müslüman Türk Milleti, bugün de tüm dünya Müslümanlarını aynı ulvi hedefin etrafında birleştirmeye, bu tarihi görevi üstlenmeye hazırdır.

Müslüman milletimiz geçmişte olduğu gibi, bu kutlu dönemde de tüm dünya insanlarının özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturmada öncü rol oynayacak ve önümüzdeki dönem tüm Müslümanlar için çok aydınlık bir çağ olacaktır.
Beklenen bahar, Allah'ın izniyle, çok yakındır.

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa,onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir...”
(Nur Suresi, 55)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.