OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Bediüzzaman Said Nursi ve Masonlar


“Dehşetli masonlar,insafsız bir masonu bana musallat eylemişler, ta hiddetimden ve işkencelerine karşı artık yeter demeden bir bahane bulup, zalimane tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler. Ben harika bir ihsan-ı İlahi eseri olarak şakirane sabrediyorum ve etmeye karar verdim.” (Bediüzzaman Said Nursi, 13. Şua, sf. 263)

Üstad Bediüzzaman Said Nursi, 87 yıllık yaşamı boyunca birçok iftiraya ve komploya maruz kalmıştır. Kendisine karşı düzenlenen komplo, saldırı ve atılan iftiralara rağmen, yürüttüğü mücadeleden hiçbir şekilde taviz vermemiştir. Bediüzzaman’a karşı yapılanlar, onun ve talebelerinin şevkini ve kararlılığını artırmaktan başka bir işe yaramamıştır.
Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetişmiş en büyük İslam alimlerindendir. 87 yıl süren hayatı boyunca İslam dinini savunmuş, materyalist felsefeye, din ve mukaddesat düşmanlarına karşı büyük bir fikri mücadele vermiştir. 6000 sayfalık dev eseri Risale-i Nur Külliyatı, hem 20. yüzyılda yazılmış en önemli Kuran tefsirlerinden biri, hem de materyalist felsefeyi yerle bir eden ve iman hakikatlerini en güzel şekilde ortaya koyan bir İslam şaheseridir.


Bediüzzaman Said Nursi’nin verdiği mücadeleyi durdurmak için en büyük çabayı harcayan ise, materyalist felsefeyi ve din düşmanlığını kendisine temel prensip olarak kabul eden masonluk örgütü olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden itibaren din ve mukaddesat karşıtı bir tutum izleyen masonluk örgütü; dinin akıl ve bilim ile çatışmadığını, tam tersine aynı noktada birleştiğini ortaya koyan ve Müslüman Türk toplumunda büyük bir uyanış başlatan Bediüzzaman’ı karşısında bulmuştur. Masonluk örgütü bu büyük İslam alimini engellemek için büyük bir iftira ve komplo kampanyası başlatmıştır.

Masonik kaynaklarda, masonların Kuran ahlakını yaşayan ve bu ahlakı savunan kimselere uyguladıkları eziyet, iftira ve komplo hareketleri bir kural olarak şöyle anlatılır:
“Toplumumuzda İslam medeniyetinden kalma ve onu medeniyete bağlamaya çalışan gizli kuvvetler vardır. Bunun varlığını kabul etmekten kaçınmamak lazımdır. Ama onu ezecek tedbirleri düşünmek ve uygulamak şarttır.” (Bilgi Locası Yayınları, No.1, sf.74, Ankara)

Bu prensibe göre hareket eden masonlar, sürekli olarak Bediüzzaman’ı durdurmaya ve talebelerini ondan ayırmaya çalışmışlardır.

Komplolar ve İftira Kampanyaları


Dönemin mason İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın Bediüzzaman’ın tutuklanması için göstermiş olduğu çaba oldukça dikkat çekicidir. Bediüzzaman ve talebeleri hakkında düzenlenen en büyük komplolardan birisi Eskişehir’de yaşanmıştır.

Bediüzzaman’ın hayatını anlatan Son Şahitler isimli kitapta 1935 yılında Eskişehir’de gelişen olaylar şöyle anlatılır:
“Süleyman Rüştü Çakın’ın ifadesine göre Said Nursi Cuma namazını kılmak için dışarıya çıkınca binlerce insan sokaklara dökülmüş, vali ve idareciler telaş etmiş, bu sırada 10. söz olan Haşir Risalesi de valinin masasına bırakılmıştı. Bunun üzerine “Bediüzzaman ve talebeleri harekete geçtiler, vilayeti bastılar.” diye Ankara’ya bildirilmiş ve Eskişehir hapsine netice veren tevkifler başlamıştı.” (Necmeddin Şahiner, Son Şahitler, c.4, sf.141)

Bediüzzaman’ın böyle anlamsız bir sebepten tutuklanmasında ve daha sonra gelişen olaylarda devrin mason İçişleri Bakanı özel bir çaba göstermiştir. Bu gelişmelerin ardından ise, gizli cemiyet kuruyor iddiasıyla mahkemeye sevk edilen Bediüzzaman’ın idamı istenmiştir.

10 Mayıs 1935 tarihli Cumhuriyet gazetesine bir açıklama yapan İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Bediüzzaman’ı peygamberlik ilan etmekle, makam peşinde koşmakla, saf gençleri kandırıp paralarını almakla ve gericilikle suçlar. Bediüzzaman ve talebeleri Isparta’da tutuklanarak Eskişehir’e getirilir ve 11 ay boyunca Eskişehir Cezaevi’nde hapsedilirler.

Hapishane Günleri...


Necmettin Şahiner Son Şahitler adlı kitabında, Bediüzzaman Said Nursi'nin Eskişehir Cezaevi'nde geçen günlerini şu şekilde anlatır:
”...Zaten bize idam mahkumu gözüyle bakıyorlardı. Hiçbir ziyaretçi bırakmıyorlardı. ‘Siz de idam olacaksınız bunlarla konuşursanız.’ diyorlardı. Geceleri pislikten, tahta kurularından, hamam böceklerinden uyumak kabil değildi.”


Bediüzzaman’a karşı masonların uyguladığı zulüm Eskişehir’den sonra da devam etmiştir. Eskişehir hapishanesinden tahliye olan Bediüzzaman, Kastamonu’da karakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra Denizli Mahkemesi 20 ay ceza vermiş, daha sonra Bediüzzaman Emirdağ’a mecburi ikamete yollanmıştır. Üstad hapishane günlerini şöyle anlatır:
“Pek basit bahanelerle kışın en şiddetli soğuk günlerinde beni tutuklayarak büyük, gayet soğuk ve sobasız bir koğuşta 2 gün tecrid için hapsettiler. Halbuki ben küçük o-damda günde birkaç defa soba yakarken ve daima mangalımda ateş tutarken, zafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim.” (Lem’alar, s.224)

Bediüzzaman sözlerinin devamında, çektiği bu sıkıntıları hafifleten tesellinin mahkumların İslam’a girmeleri olduğunu ifade etmektedir.


Masonlar Bediüzzaman’a olan kinlerini bazen şahsen de ortaya koymuşlardır. Bunun örneklerinden biri, Bediüzzaman’a Ankara hükümet binasındaki odasında hakaret eden Ankara’nın mason valisi Nevzat Tandoğan’dır. Bediüzzaman’ın kıyafet tarzına müdahale etmek isteyen Nevzat Tandoğan 1956 yılında, içinde bulunduğu ruh hastalığı nedeniyle intihar eder. Bediüzzaman, Tandoğan’la ilgili olarak Risale-i Nur’da şunları yazmıştır:
“Yirmi senede kaç vilayetin zabıtları kıyafetime ilişmedi. Yalnız yirmibeş sene evvel Ankara Valisi Nevzat Bey, cebren kıyafetime ilişmek istedi; ama muvaffak olamadı, hem de kendi kendini öldürmekle tokat yedi.” (Emirdağ Lahikası, sf. 281)

Risale-i Nur Külliyatını Yaktıran Mason


Masonlar, Bediüzzaman’ı, yürüttüğü mücadeleden geri çevirmek için gösterdikleri çabanın yanı sıra, Risale-i Nurlar’ın basılması ve okunmasını da engellemeye çalışmışlardır. İstanbul Valiliği yaptığı dönemde, Risale-i Nurlar’ı toplatıp yaktıran mason İstanbul Valisi Refik Tulga, bunun en iyi örneklerinden biridir.

Refik Tulga Risale-i Nurlar’a yaptığı uygulamaları Said Nursi Hakkında Aydınlar Konuşuyor adlı eserde kendisi ile yapılan röportajda şöyle anlatıyor:
”-Risale-i Nurlar’ı okudunuz mu?
Tulga: - Hayır, ben vali iken bu kitapları toplatır yakar imha ederdik.
-Peki bu toplatıp yaktığınız kitaplara İstanbul Valisi olarak merak saikasıyla olsun “Ne diyor bu Said Nursi?” diye bir defacık bakmadınız mı?
Tulga: -Hayır hiç okumadım.”
Bediüzzaman masonların İslam dinine olan düşmanlığını ve kendisine karşı yürüttükleri planları eserlerinin birçok yerinde vurgulamıştır:
“Şimdi anlaşıldı ki, millet, vatan ve İslamiyet’e en dehşetli zarar veren komünistlik, masonluk ve dinsizliktir. Çünkü masonluk, komünistlik ve dinsizlik doğrudan doğruya anarşistliği doğuruyor. Ve bu dehşetli duruma karşı ancak ve ancak Hakikat-i Kuraniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir.” (Beyanat ve Tenvirler)

Bediüzzaman’ın Dilinden Masonluk



Bediüzzaman bir mektubunda, kendisine zulmeden gücün komünistlik ve masonluk olduğunu şu ifadeleri ile anlatır:
“Ben beş on gün içinde iki üç defa siyaset dünyasına baktım. Acayip bir hal gördüm. Müdafaatımda dediğim gibi masonlar ve komünistler hesabına çalışan ikiyüzlü cereyan baskı ve rüşvet kullanarak bizi böyle işkencelerle ezmeye çalışmış. Şimdi o kuvveti kıracak başka bir cereyanın bu vatanda tezahüre başladığını gördüm. Fazla bakmak mesleğimce iznim olmadığımdan daha bakamadım.” (Emirdağ Lahikası, sf. 15)

87 yıllık yaşamı boyunca birçok iftiraya ve komploya maruz kalan Üstad Bediüzzaman Said Nursi kendisine karşı düzenlenen tüm saldırılara rağmen yürüttüğü fikri mücadeleden hiçbir taviz vermemiştir. Bediüzzaman’a yapılanlar, kendisinin ve talebelerinin şevkini ve kararlılığını artırmıştır. Allah'ın Kuran’da vadettiği gibi inkar edenlerin tuzakları boşa çıkmıştır:

“… Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli biz azab vardır. Onların tasarladıkları 'boşa çıkıp bozulur'.” (Fatır Suresi, 10)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.