OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İsrail’in Afrika’yı Kullanma Politikası


İsrail'in Afrikalı liderlere yanaşmak için kullandığı yöntemler oldukça ilginçtir. Öncelikle bu liderlere, İsrail’in, gelişmekte olan Afrika dünyasında tarihi, coğrafi ve siyasi açıdan çok büyük bir öneme sahip olduğu empoze edilir. Bu beyin yıkama işleminin sonucunda, Afrikalı devlet adamları İsrail’in yardımı olmadan kendi devletlerinin bütünlüğünü koruyamayacaklarını düşünmeye başlarlar. Tam bu sırada İsrailli devlet adamları, çeşitli Afrika ülkelerinin devlet başkanları, bakanlar ve iş adamları gibi nüfuzlu kişilerini ülkelerine davet ederler. Bu kişilerle yapılan resmi veya gayri resmi görüşmelerde, İsrail'in, üzerindeki Arap baskısına rağmen yürütülen siyaset, terörle mücadele, üretim ve teknoloji alanlarında gösterdiği büyük başarı dile getirilir. Görüşmede, genel olarak gelişmekte olan ülkeler, özel olarak da Afrika devletleri için İsrail'in vazgeçilmez parlak tecrübeleri sayesinde oynayacağı faydalı rol ayrıntılarıyla anlatılır. Arada, İsrail'in Afrika ile olan ilişkilerinde siyasal tutkulardan uzak olduğu da özellikle vurgulanır. Kısacası kendilerini savunmasız hisseden Afrikalı liderlere, İsrail güvencesi verilir.(Harun Yahya, İslam'ın Kışı ve Beklenen Baharı)

İsrailliler, Araplarla savaşarak bağımsız bir Yahudi devleti kurmalarını, Afrika ülkelerinin sömürgeci güçlere karşı verdiği savaşlara benzeterek paralellik kurarlar. Yani İsrail, Afrika ülkelerine "Ben de sizin gibi sömürgecilikle savaştım." mesajı vermektedir. Oysa bu büyük bir aldatmacadır: Çünkü İsrail'in kendisi sömürgeci bir güçtür. Üstelik sömürgeci politikasını, sahte güven mesajlarıyla kandırmaya çalıştığı Afrika topraklarında yürütmüştür.
Bunu Eski Mossad şeflerinden Isser Harel’in Afrika ile ilgili olarak söylemiş olduğu şu sözlerden anlayabiliriz: “Siyahlarla nasıl konuşulması gerektiğini biz çok iyi biliyoruz. Avrupalılar Afrika'yı terk ettiler ve kıtanın kapısı açıldı. Ve bizim dışımızda o kapıdan hiçbir beyaz giremedi. Biz bunu başardık, çünkü siyahlar bizim emperyalist olabileceğimizi hiç düşünmediler. Burada kök salabilen tek güç biz olduk.” (Andrew Cockburn, Leslie Cockburn, Dangerous Liosion, s. 109)

Gerçekten de Avrupalı güçlerin kıtayı terk etmesinin ardından, bölgeye İsrail girmiş ve kıtada yeni bir sömürgecilik dönemi başlamıştır. Ancak İsrail'in başlattığı sömürgecilik, yalnızca ekonomik sömürgecilik değildir. Aksine, İsraillilerin asıl hedefi, çoğu kez, Afrika ülkeleri üzerinde politik denetim sağlamak, kıtayı radikalleşmekten uzak tutmak ve halk hareketlerini bastırmaktır. Bu nedenle İsrail'in koloniciliği, kıtaya en başta faşizmi getirmiştir.

İsrailli yazar Benjamin Beit-Hallahmi, The Israeli Connection; Who Israel Arms and Why isimli kitabında bu konuyu şu şekilde açıklamıştır:
"İsrail'in ihraç ettiği şey, sadece silah, cephane, deneyim veya uzmanlık değil, aynı zamanda belli bir düşünme şeklidir. Üçüncü Dünya'nın kontrol edilebileceği ve Üçüncü Dünya'ya hükmedebileceği, buradaki radikal hareketlerin durdurulabileceği ve modern Haçlıların bir geleceğe sahip olabileceğini öngören bir düşünüş, bir hissediş." (The Israeli Connection; Who Israel Arms and Why )


Yahudi Devleti'nin Ortadoğu'da zaman zaman başlattığı sözde barış sürecine rağmen Afrika'daki militarist düzenin de büyük bir ortağı olduğu her fırsatta ortaya konulmuştur. 1994 yılının başında Kongo'dan, "İsrail'i Davet Eden Darbeciler" başlığıyla dünya basınına yansıyan habere göre, Kongo Devlet Başkanı Pascal Lissouba'nın muhalifleri, darbe yapmak için İsrail'den paralı asker ve askeri teçhizat istemişlerdi. Kendilerini Kongo Liberal Partisi olarak tanıtan muhalifler, İsrailli yetkililer ve iş adamlarıyla görüşerek darbenin hazırlanması için destek aramışlar ve bu yardım karşılığında iktidarı ele geçirmeleri halinde petrol ve maden sektörlerinde İsrail'e büyük imtiyazlar vereceklerini söylemişlerdi.

Günümüzde de İsrail'in Afrika faaliyetleri hızla sürmektedir. Çoğu "normal" ülke için, Afrika'nın uzak bir köşesinde kimin iktidara geldiği pek fazla önem taşımaz. Ve hiçbir "normal" ülke, kendisinden onbinlerce kilometre uzaklıktaki Üçüncü Dünya ülkelerinde rejimleri yıkmaya ya da ayakta tutmaya çalışmaz. Peki İsrail'in böylesine dev bir aktivite içine girmesi, böylesine geniş bir strateji izlemesi ne ile açıklanabilir? Bu, İsrail’in "normal" bir ülke olduğu konusunda kafalarda soru işareti oluşturmaktadır.


Yahudilerle Birlikte Değilseniz, Onların Düşmanısınızdır!


Bu karanlık faaliyetlerin bize gösterdiği sonuç ise daha önemlidir: İsrail, tüm dünyayı kapsayan bir hedef peşindedir ve tüm dünya üzerinde hesapları vardır. İsrailli yazar Benjamin Beit-Hallahmi bunu "İsrail’in global stratejisi" olarak yorumluyordu. Dünyadaki hemen her politik mücadelede İsrail bir taraftır. (İsrail'in Amerika'daki uzantısı olan Yahudi lobisi de aynı kuralı uygulamaktadır. Yahudi lobisinin hedefi haline gelen ve bu nedenle ABD eski Başkanı Clinton'ın isteğine rağmen Savunma Bakanı olamayan Amiral Inman, bu konuda "Eğer onlarla (Yahudilerle) birlikte değilseniz, onların düşmanısınızdır." demişti.)

"Dünya egemenliği" peşinde olan İsrail, dünya için belirli bir sistemi, belirli bir modeli, yani Düzen'i uygun görmektedir ve tüm dünyanın da bu Düzen'e boyun eğmesine çalışmaktadır.


Dünyadaki birçok insan sürekli açlık ve sefaletle uğraşırken, iç çatışmalar da sürekli artmaktadır.

Bozguna Giden İkinci Yükseliş


Ancak İsrail'in bu olumsuz girişimleri kendi istekleri doğrultusunda sonuçlanmayacaktır. Çünkü Allah Kuran’da, bozgunculuk yapanların daima hüsranla karşılık bulacaklarını bildirmiştir. Bunun yanı sıra Allah Kuran'da İsrailoğullarının da bu konudaki çabalarına dikkat çekmiş ve bozgunculuk çıkararak yeryüzünde iki kez kibirli bir yükseliş ile yükseleceklerini bildirmiştir.

İşte İsrail’in dünyaya kabul ettirmeye çalıştığı söz konusu Düzen, Allah'ın Kuran'da haber verdiği "İsrailoğullarının ikinci yükselişine ve bozgunculuğu"na işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Ancak Allah'ın ayetlerde bildirdiği üzere bu çaba da yine hüsran ile sonuçlanacaktır.
“Kitapta İsrailoğullarına şu hükmü verdik: ‘Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz.
“Nitekim o ikiden ilk-vaid geldiği zaman, oldukça zorlu olan kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü. Sonra onlara karşı size tekrar 'güç ve kuvvet verdik', size mallar ve çocuklarla yardım ettik ve topluluk olarak sizi sayıca çok kıldık.
Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir.
Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki)
yüzlerinizi 'kötü duruma soksunlar', birincisinde ona girdikleri gibi mescid (Kudüs)e girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.' “

(İsra Suresi, 4-8)


Ayetlerde de buyurulduğu gibi birinci bozgundan sonra güç verilen İsrailoğulları eğer bu gücü yeniden bozgunculuk ve kötülük için kullanırlarsa birincisinde olduğu gibi Allah'ın zorlu kulları tarafından aşağılık kılınıp darmadağın edileceklerdir. Bu da kötülüğün sonuçta hiçbir zaman başarılı olamayacağını açıkça gösterir.

Ekonomik Sömürü


Botsvana topraklarında kurulan ve Yahudi asıllı elmas tacirleri tarafından yönetilen bu maden yalnızca 2000 yılında 2.5 ton elmas çıkartmıştır. Kısacası dünyadaki elmas piyasasının tek hakimi olan İsrail Afrika'dan her yıl milyarlarca dolar para kazanmaktadır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.