OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Bolluk ve Bereketin Sırrı


“Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: ‘Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (Bakara Suresi, 15)
Gerek dünyanın pek çok ülkesinde gerekse ülkemizde ekonomik sorunlar her gün gündemdeki yerini korumaktadır. Pek çok insan açlık sınırında yaşamakta pek çoğu da oldukça uygunsuz yaşam şartları altında hayatlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. İşin uzmanı olarak gösterilen ekonomistler, bürokratlar, devlet adamları mevcut sorunlara karşı yeni ekonomik çözüm formülleri üretmekte ve bunları çeşitli zamanlarda uygulamaya koyarak çare bulmaya çalışmaktalar. Ancak bunların bazıları kısmi faydalar sağlarken bazıları da oldukça olumsuz sonuçlar doğurarak şartları daha da ağırlaştırmaktadır. (Harun Yahya, Kuran Bilime Yol Gösterir)
Geçtiğimiz günlerde Güney Afrika’da, 3. Dünya ülkelerine Batılı ve gelişmiş devletlerin ne gibi yardımlar yapabileceğiyle ilgili olarak “Sürdürülebilir Ekonomi Platformu” adı altında görüşmeler yapıldı. Amaç bu konuda yeni fikir ve çözüm yolları üretebilmekti. Ne var ki bu yüksek düzey toplantı, pek somut olamayan ve kısa vadede bir beklenti getirmeyen sonuçlarla kapandı. Bir sonraki toplantının 2012 yılında yapılması planlandığını hatırlarsak bu 10 yıllık uzun dönem aslında bu toplantının kaçırılmaması gereken önemli bir fırsat olduğunu bize göstermektedir.
Batılı devletler geri kalmış ülkelerin sorunlarına köklü çözümler üretmek yerine, kısıtlı para yardımlarıyla konuyu geçiştirmeyi yeğlemektedirler. Sağlanan para yardımları üretime dönüşmemekte, ya temel gıda maddelerinin alımında kullanılarak kısa zamanda tükenmekte ya da güvenli olmayan ellerde israf edilip halklar mevcut durumlarında yaşamaya mahkum edilmektedirler.
Peki, nerede hata yapılıyor ve içinde bulunduğumuz bu kısır döngü bir gün çözülebilecek mi?
Geçtiğimiz yüzyılda bilim dünyasının içine düştüğü bir yanlışlık vardı. Ateist bilim adamlarının kendi fikri ideolojilerini ispat platformuna dönüşen bilim, elde edilen her yeni bulgu karşısında Allah’ın varlığını tasdik etmek yerine derin bir sessizliğe bürünüp, hiçbir şey yok gibi davranmaya devam etti. Sanki o elde edilen bulgulara hiç varılmamış gibi kaldıkları yerden ‘İnançsızlığımızı tasdik edecek bulguları nasıl elde ederiz?’ diyerek yeniden çalışmalarına devam ettiler. Hem bilim onlarca yıl kaybetti, hem de pek çok maddi olanak boşa harcanmış oldu. Bugün varılan sonuç da aynıdır: Bilim her seferinde Allah’ı ve O’nun üstün gücünü tasdik etmektedir. Halbuki en başında kutsal kitabımız Kuran’a baksalardı yolu hem daha kısa zamanda aşacaklardı hem de büyük maddi olanaklar yerinde değerlendirilmiş olacaktı.
İşte bugün bunun bir benzeri durum da ekonomik alanda yaşanmaktadır. Ortaya yine pek çok çözüm alternatifi, farklı metodlar atılmaktadır. Bu metodların bazıları çok iyi niyetli ve gerçekten kullanılabilir niteliktedir, bazıları ise sadece gelişmiş ülkelerin kendi durumlarını muhafaza için ortaya atılmış temelde tek taraflı olan kötü niyetli ve hak olmayan ekonomik önerilerdir.
Çıkış noktası hak olmayınca, yollar iyi niyetli dahi olsalar, sonuca tam olarak bir türlü ulaşılamamaktadır. Harcanan para ve vakit bir yere kadar götürmekte ve orada tıkanmaktadır. İşte yazımızın başlığını oluşturan ve 'bolluk ve bereketin sırrı' ile kastedilen de budur.
Her ne işimiz olursa olsun eğer Allah’ın bize Kendi kutsal kitabı Kuran’da anlatılan güzel ahlaka, o doğru yola uymazsak, ne yaparsak yapalım yollarımız ya yanlış ya da eksik olur. Allah Kuran’da bir ayette şöyle bildirmektedir: “Rabbiniz şöyle buyurmuştu:"Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir.”(İbrahim Suresi, 7)
Ayette haber verildiği üzere, Allah'ın verdiği nimetlerin artmasının sırrı şükretmektir. Sahip olduğumuz herşeyin, gerçekte Allah’ın bize lütfu olduğunu her zaman akılda tutup, verdiği nimetler için Allah’a şükretmek. Unutulmamalıdır ki eğer azmedilen bir işte en temel nokta, yani yaşanılan her anın kaderde ve Allah’ın dilemesi ile meydana geldiği unutulursa o zaman başlangıçta düşülen bu hatanın ardından gelecek her çözüm de yarım kalacaktır.
Şükretmenin önemi ve karşılığı ile ilgili başka bir ayet de şu şekildedir.
“Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir.” (Nisa Suresi,147)
Allah Kuran’da şükretmenin karşılığını en güzel şekilde vereceğini bize bildirmektedir. O zaman her nimet karşısında çokça şükretmeliyiz ki, Allah’ın üzerimizdeki nimetini umabilelim. Yüce Allah Kuran’ı Kerim’de bu konuyu şöyle açıklamıştır:
“Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir.” (Enfal Suresi, 53)
Kuran bizi gerçek akla ve en güzel ahlaka çağırmaktadır. Allah’ın bizi davet ettiği doğru yolu bırakıp, farklı yollar aramak yanlış yollara sapmak, geçmişte ateistlerin düştüğü yanlışa düşmemize sebep olacaktır. 100 yıl boyunca bilim dünyasının Allah’ı reddeden ideolojileri desteklemek için yaptığı çalışmalar nasıl insanlık tarihinin en büyük israfı ile sonuçlanmışsa, yeryüzüne bolluk ve bereketi getirecek ekonomik çözümlerin de Kuran ahlakından uzak bir zihniyetle üretilmeye çalışılması kaynak israfıyla sonuçlanacaktır.
İnsanlar samimi bir kalple kendilerine sunulan nimetlere şükrederlerse, Allah vaadini yerine getirecek ve lütfunu artıracaktır. Burada insanlara düşen; güzel bir ahlak göstererek paylaşmaktır. Yolda kalmışa, yetime ve ihtiyacı olan kimselere karşı kendisine verilen nimetlerden pay ayırmak, şüphesiz Allah’ın takdirini kazanacağı umulan güzel bir ahlak özelliğidir.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.