OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Terörün Tırmanışında Dinsiz İdeolojilerin Rolü


Bir hastalığın tedavisinde etkili bir sonuç elde edebilmek için doğru teşhis çok önemlidir. Teşhisin ardından başlayan tedavi ise, söz konusu hastalık vücuttan atılana kadar, titizlik ve kararlılıkla devam ettirilmelidir. Aksi takdirde hastalığın nüksetmesi kaçınılmazdır. Aynı anlayış, toplumsal hastalıklar için de geçerlidir. Herhangi bir toplumsal sorunla mücadele ederken, öncelikle yapılması gereken şey, o sorunun ortaya çıkış nedenlerinin belirlenmesi olmalıdır. Yoksa alınan önlemler geçici olmaya mahkumdur. Nitekim insanların toplumsal sorunlar karşısında köklü çözümler üretememelerinin en önemli sebeplerinden biri de, bu nedenleri doğru teşhis edememeleridir.
Yüzyılımızın en önemli toplumsal sorunlarından biri olan terörizm için de sebepler çoğu zaman somut olaylarda aranmakta, mücadele de bu yüzeysel hedeflere yönelik planlanmakta ve terörizmle mücadelede kalıcı sonuç almak mümkün olmamaktadır. Dünyanın terörden kurtulabilmesi için, önce terörist yetiştiren ana kaynak tespit edilmeli ve bu kaynak tam olarak ortadan kaldırılmalıdır.

Teröristin Mantık Örgüsü


Teröre sadece askeri güçle veya emniyet tedbirleriyle çözüm bulmak mümkün değildir. Çünkü salt askeri tedbirler, büyük bir ihtimalle daha fazla şiddetle karşılık bulacak ve bir kısırdöngü içinde kan dökülmeye devam edecektir. Emniyet tedbirleri ise hiçbir zaman teröre karşı kesin bir güvence sağlayamayacaktır. Terörle mücadeleye başlarken teröristin düşünce yapısının, hayata ve insana bakış açısının ve şiddeti hangi yollarla meşrulaştırdığının çok iyi anlaşılması ve bunlarla mücadele edilmesi gerekmektedir.
Terörist, başarıya sadece şiddet yoluyla ulaşacağına inanır. Çevresindeki insanların kendisinden korkmasını ister ve bu korkuyu oluşturmak için insafsız, acımasız, tavizsiz ve saldırgan bir karaktere bürünür. Kendi düşüncesinin karşısındaki her kişi onun için bir düşmandır. Düşmanını ise bir insan olarak değil, bertaraf edilmesi gereken bir hedef olarak görür. Journal Sentinel gazetesi yazarlarından psikoterapist Philip Chard teröristlerin savunmasız insanlara yönelik vahşi eylemlerde bulunmayı nasıl meşru hale getirdiklerini sorguladığı 'Terrorists view us as targets, not as humans' (Teröristler bizi insan olarak değil, birer hedef olarak görüyor) başlıklı makalesinde teröristin mantık örgüsünü şu şekilde tarif eder:
“Araştırmacılar teröristlerin davranışlarının altında yatan psikolojik nedenleri araştırdılar. Bunların en dikkat çekeni, kurbanlarını bir eşya, bir nesne ve (olmasını umdukları şekliyle) kurban listesine eklenecek bir kişi haliyle istatistik olarak görme yetenekleridir. “

“ Kurbanlarıyla insani ilişkiler, bir insanın arkadaşıyla ya da sevdiği biriyle sahip olacağı çeşit bir ilişki kurmak istemezler. Aksine onları politik bir satranç tahtasındaki piyonlar olarak görmeye gayret ederler. Sonuç olarak teröristler kendi bakış açılarına göre, kendilerini ''insanları öldüren kişiler'' olarak algılamazlar. Kolaylıkla ve hiçbir şey hissetmeksizin, hiç aldırmadan katletmek için fikirsel olarak bizi insan dışı hedefler haline getirirler...“
Teröristlere göre, her ne olursa olsun hedefleri, yeterince kutsal, yüce ya da herşeyi göze alabilen türdendir. Ki bu şekilde teşvik ettikleri katliamı kendilerince haklı çıkarmaktadırlar. Teröristlerin ana hedefleri kişiler değil, sonuçlardır. Onlar için önemli olan katliam değil, katliamın etkisidir. Teröristler bir grup insanın ya da tüm bir toplumun ümitlerini, şevkini ya da hayat şeklini öldürmek isterler. Teröristler insanları öldürürler, çünkü bunu yapmanın amaçlarına ulaşmanın en hızlı ve direkt yolu olduğuna inanırlar. (Journal Sentinel, 24 Eylül 2001, Philip Chard)
Philip Chard'ın dikkat çektiği konu son derece önemlidir. Teröristler karşılarındaki kişilerin ölümlerinden en ufak bir üzüntü duymaz, aksine ne kadar çok masum insan ölürse, o kadar başarılı olduklarını düşünür ve eylemin başarısından büyük bir sevinç duyarlar. Masum insanlara hiç acımaksızın kurşun sıkabilir, küçük çocukların üzerine bomba atabilirler. Kan dökmek onlar için bir zevk haline gelir. İnsanlıktan çıkıp, gözü dönmüş birer vahşi hayvana dönüşürler. Aralarında en ufak bir merhamet hissi gösteren olsa, onu hemen hain ilan ederler.
Zaten çoğu zaman birbirlerine karşı da silaha sarılır, kendi içlerindeki fraksiyonlara karşı kanlı saldırılar gerçekleştirirler.
İşte teröristlerin yukarıda kısaca tarifini yaptığımız şiddet yanlısı mantık örgüleri materyalist ve Darwinist düşünceden kaynak bulmaktadır. İnsanı bir hayvan olarak gören, canlıların gelişimini doğadaki yaşam mücadelesine bağlayan, bu mücadeleyi güçlü olanların kazanacağını ve zayıfların ezilerek yok olacaklarını savunan Darwinizm, teröristin hastalıklı düşünce yapısının özünü oluşturur.
O halde öncelikle yapılması gereken şey, teröristin mantık örgüsünün çürüklüğünün tüm delillerle ortaya konmasıdır. Darwinizm'i savunanların veya inananların hepsinin yanıldıkları en etkin şekilde insanlara anlatılmalıdır. İnsan başıboş ve sorumsuz değildir. Onu yaratan, her anını gözleyen, düşüncelerini dahi bilen ve öldükten sonra onu sorgulayarak yaptığı herşeye karşılığını verecek olan bir Yaratıcımız vardır. Ve Rabbimiz insanı, hayvanlardan farklı olarak bir ruh, akıl, irade, muhakeme ve yargı yeteneği ile yaratmıştır. Örneğin bir olay karşısında şiddetle öfkelenen, iradesi zayıf bir insan kendini ve karşısındaki insanı hayvan gibi görürse, ona hiç düşünmeden zarar verebilir, acımasızca davranabilir. Karşısındakinin küçük bir çocuk, savunmasız bir insan olması hiç fark etmez. Ancak, Allah'ın kendisine verdiği ruhu taşıdığını bilen, akıl ve vicdan sahibi insan ise, her türlü durumda öfkesine hakim olur. Muhakemesi ve vicdanı her an açık olur. Allah'a hesap veremeyeceği en küçük bir harekette bulunmaz.
Allah Kuran'da insanlara hem kötülüğün hem de kötülüklerden sakınmanın ilham edildiğini bildirir. (Şems Suresi, 7-10) Bazı insanların ahlaklarındaki bozuklukların, suç işlemelerinin ardındaki neden hayali bir evrim süreci değildir.
Bunun nedeni, Allah'a iman etmemeleri, yaptıklarından dolayı Allah'a hesap vermeyeceklerini zannetmeleri ve bu nedenle sakınmamalarıdır. Bugün bütün dünyada meydana gelen savaşların, ırkçı katliamların, çete kavgalarının, dazlakların acımasız saldırılarının, insanların açlığa, sefalete terk edilmelerinin, adaletsizliğin, merhametsizliğin ardındaki neden budur. İnsanları hayvan olarak görenler, hayvanlar gibi yaşam mücadelesi içinde olmaları gerektiğini zannedenler, Allah'ı ve ahireti unutan ve unutturanlar, hiçbir zalimlikte sınır tanımazlar. (Harun Yahya, İslam Terörü Lanetler)
Her insan Allah'ın kendisine verdiği ruhu taşır ve kendisini yoktan var eden Yaratıcımıza karşı sorumludur. Allah, Kuran'da kendisini başıboş zannedenlere yaratılışlarını ve ölümden sonra tekrar dirileceklerini şöyle hatırlatır:
“ İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.' Böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (Öyleyse Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir? “ (Kıyamet Suresi, 36-40)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.