OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İslam Ahlakına Yöneliş Ve Türkiye

11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilen insanlık tarihinin en büyük terör saldırılarının ardından dünya yeni bir döneme girmiştir. Bu dönem İslami değerlere yaklaşımın yükseldiği ve Müslüman ülkelerin gündemde olacağı bir dönem olacaktır. Uzun süredir Batı ve İslam medeniyeti arasında kurulmaya çalışılan diyalog, 11 Eylül saldırıları sonrasında artık bir zaruret haline gelmiştir. Batı İslam'ı tanıma ve anlama süreci içerisindedir. İşte bu süreçte nüfusunun %99'ı Müslüman olan, aynı zamanda Müslüman ülkeler arasında Batılı değerleri benimsemiş belki de tek ülke konumundaki Türkiye'yi önemli bir liderlik görevi beklemektedir.

Doğu ve Batı Arasındaki Köprü: TÜRKİYE


Türkiye İslam dünyası ile Batıyı bir-araya getirebilecek yegane ülkedir. Öncelikle demokratik ve laik yapısıyla Türkiye, Batının değerleri ile İslam'ın değerlerinin çatışmadığının somut bir örneğidir. Bununla birlikte sahip olduğu tarihi miras Türkiye'yi doğal olarak liderlik pozisyonuna yerleştirmektedir. Her iki unsur da dünyanın içine girdiği bu yeni dönemde Türkiye'ye hayati avantajlar kazandırmaktadır. Bu avantajlar zaman zaman Batı dünyasındaki araştırmacılar, stratejistler, devlet adamları ve gazeteciler tarafından da dile getirilmektedir. Örneğin, ABD eski başkanı Bill Clinton 1999 yılında Türkiye'ye yaptığı ziyarette Türkiye'nin 21. yüzyılın lideri olacağı yönündeki görüşlerini şu şekilde aktarmıştır: "Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika'yı içine alan milyonlarca kilometrekarelik bir alanda, dünya siyasetinin merkezi olan bir bölgede söz sahibi bir ülke olduğu için 21. yüzyılın şekillenmesinde kilit rol oynayacaktır." (http://www.usemb.ee/gtown.php3
)


Dünya Müslümanlarına Örnek Model


Amerikan yönetimi, Türkiye'nin Müslüman dünyasına örnek olan ve bu vasfı ile İslam dünyasının lideri olabilecek nadir ülkelerden biri olduğunu sık sık vurgulamaktadır. Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz'in California'da düzenlenen Dünya İlişkileri Konseyi forumunda yaptığı konuşma bu yaklaşımın önemli örneklerindendir. Wolfowitz konuşmasında, İspanya Kralı Ferdinand'ın zulmünden kaçan Yahudilerin, Osmanlı tarafından kucaklandığına dikkat çekmiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:
"Bu olay gösteriyor ki, katı, zalim bir dönemde Müslüman camiası dünyanın en hoşgörülü ve gelişmiş camialarından biriydi. Beyazıt'ın davranışı 'Kulların arasındaki farklılıklar, Allah'ın bir lütfudur.' şeklindeki hadiste de vardır... Sorunlarını yenen ve son yüzyıldaki çerçevede gelişmeye devam eden Türkiye, Müslüman dünyasına örnektir." (Hürriyet, 7 Mayıs 2002)
Türkiye'nin mirasçısı olduğu Osmanlı'yı tüm dünyaya örnek kılan-Wolfowitz'in de dikkat çektiği gibi- İslam ahlakıdır. Zulüm gören insanların adaletine ve hoşgörüsüne sığındığı, çeşitli dinlerden ve ırklardan insanların birarada huzur içinde yaşadıkları Osmanlı İmparatorluğunun yöneticileri Kuran'da haber verilen, "Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13) ayetiyle buyurulan ahlakı düstur edinmişlerdi. Kuran'a ve İslam ahlakına sadakat Osmanlı'yı asırlar boyunca ayakta tutan, üç kıtaya nizam veren bir güce dönüştüren en önemli unsurdur. (Harun Yahya, İslam’ın Yükselişi)

İki Dünya Arasındaki Ülke


The New York Times gazetesinin Türkiye temsilcisi Kinzer, Crescent and Star: Turkey Between Two Worlds (Hilal ve Yıldız: İki Dünya Arasındaki Türkiye) adlı kitabında ve 11 Eylül saldırılarının hemen ardından, CNN televizyonunda yaptığı stratejik değerlendirmelerde Türkiye'nin konumuna bir kez daha şöyle dikkat çekmiştir: “Türkiye'nin oynayabileceği role dikkat çekmek istiyorum. Kısa vadede, Amerikalıların ve Batılıların kendi askeri üslerini kullanmalarına izin vererek onlara destek olacaktır. Ne var ki uzun vadede oynayacağı rol ise çok daha hayati bir önem taşımaktadır. Eğer Türkiye kendi iç sorunlarını aşabilirse, Müslüman demokrasisinin çarpıcı bir örneği olarak karşımıza çıkacaktır. İslami hassasiyetleri radikalizmden ayıran bir mıknatıs görevi görebilir. Müslüman dünyası üzerinde büyük bir etkisi olabilir ve böylelikle tüm dünyayı değiştirebilir.“ (CNN International, 9 Ekim 2001)

Tarihe Yön Vermek


Bu değerlendirme, Türkiye'nin geçmişi ve mirası göz önünde bulundurulduğunda daha da anlam kazanmaktadır. Altı asır boyunca dünyaya nizam veren Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasına sahip olan Türkiye için bu misyonu gerçekleştirmek zor olmayacaktır. Dünyanın etnik ve dini çeşitlilik bakımından en renkli ve idaresi en güç bölgelerini asırlar boyunca hakimiyeti altında tutan Osmanlı'yı ayakta tutan güç, özünü Kuran ahlakından alan manevi değerler olmuştur. Milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, sahip olduğu medeniyet mirasını iyi değerlendiren ve yüzünü her zaman Batıya dönük tutan bir Türkiye, tıpkı geçmişte olduğu gibi gelecekte de tarihi yönlendirenler arasında yer alacaktır.
Dünyanın etnik ve dini çeşitlilik bakımından en renkli ve idaresi en güç bölgelerini asırlar boyunca hakimiyeti altında tutan Osmanlı'yı ayakta tutan güç, özünü Kuran ahlakından alan
manevi değerler olmuştur. Milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, sahip olduğu medeniyet mirasını iyi değerlendiren ve yüzünü her zaman Batıya dönük tutan bir Türkiye, tıpkı geçmişte olduğu gibi gelecekte de tarihi yönlendirenler arasında yer alacaktır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.