OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Filistin Sorunu İçin Yüzeysel Uzlaşma Girişimi


Aksa İntifadası ile birlikte Ortadoğu'da gerilimin doruğa tırmanması, uluslararası çevrelerin yeni çözüm arayışlarına girmelerine neden oldu. Son zamanlarda bu çalışmalardan en çok ilgi toplayanı ise, ABD'li eski Senatör George Mitchell başkanlığında bir heyetin, sorunu yerinde inceleyip çözüm önerilerini sundukları "Mitchell Raporu"ydu. Raporun ana amacı İsrail-Filistin gerginliğinin temel nedenlerini belirleyebilmek ve gelecekte bu tip çatışmaların nasıl önlenebileceğine dair çözüm önerileri sunmaktı. Ne var ki, hazırlanışı 8 aydan uzun bir süre alan rapor beklenen neticeyi vermedi. Bugüne kadar Ortadoğu'da barış için atılan pek çok adım gibi Mitchell Raporu da, nihai barışı sağlama çabasından ziyade suni bir yatıştırma çabasından öteye gitmedi. (Harun Yahya, Filistin)
Mitchell Raporu'nda her iki tarafı da memnun etmeye yönelik ifadeler elbette vardı. Ancak Mitchell Raporu'nu yetersiz kılan en önemli unsur raporun gerçek sorunun üzerine gitmemesi ve bu konuda samimi önlemler, yaptırımlar içermemesiydi. Raporda bir yandan İsrail'in aşırı şiddete başvurduğu dile getirilirken bir yandan da Filistin lideri Yaser Arafat Oslo Barış Süreci'ni sabote etmekle suçlanıyor, ancak gerçek suçlu ve gerçek mazlumun kim olduğu dile getirilmiyordu. Kendilerinin bir yargılama makamı olmadığını belirten komisyon üyeleri, halen devam eden İsrail terörü ve katliamlarından ise hiç bahsetmiyorlardı. "Kimseyi yargılayamayacaklarını" dile getiren üyelerin, raporun tamamı incelendiğinde, asıl demek istediklerinin "İsrail aleyhinde hiçbir somut karara varılamayacağı" olduğu açıkça görülebilmekteydi. Ünlü Ortadoğu uzmanı Daniel Pipes ise raporun "sözde" tarafsız tutumunu şöyle aktarmaktaydı: "Mitchell Komisyonu'ndan II. Dünya Savaşı'nın başında bir rapor hazırlaması istenseydi, Hitler'in Polonya sınırını geçişinden üzüntü duyduklarını, ama bunun Varşova'nın provokatif eylemleri sonucunda gerçekleştiğini söyleyeceklerdi." (Daniel Pipes, Mitchell Report Missed It, The Washington Times, 30 Mayıs 2001)

İsraillilerin Uluslararası Gözlemci Çekincesi



Nitekim henüz rapor yayınlanmadan önce üst düzey bir İsrailli yetkilinin ünlü İsrail gazetesi Ha'aretz'de yer alan yorumu, raporun gerçekten adil bir barışı sağlayıp sağlayamayacağı konusunda önemli ipuçları vermekteydi. Bu yetkili komisyonun raporunda büyük ihtimalle Filistin'i barış görüşmelerini sabote etmekle, İsrail'i de aşırı şiddet uygulamak ve yeni yerleşim alanları açmaya devam etmekle suçlayacağını belirtiyordu. Ancak daha da önemli olan sözleri şöyleydi:
"... Yeni yerleşim yerleri açılmaması ve aşırı şiddete başvurulması gibi genel eleştirilerle baş edebiliriz. Ancak raporun yapacağı herhangi bir işlevsel öneri bizi çok uğraştırabilir. Bölgeye uluslararası gözlemciler gönderilmesini talep etmek bu önerilerden biri olabilir."
Bir başka İsrailli yetkili ise şu sözleri ile dikkat çekiyordu;
"Komisyonun sorumluluk sınırını aşmaması konusunda ısrarlıyız. Bu şu anlama geliyor, komisyon gerçekleri ortaya koymalı ve bunun ötesine gitmemeli. Sorunun uluslararası bir konu haline getirilmesine, uluslararası gözlemcilerin katılımı ile uluslararası bir mecrada tartışılır hale getirilmesine karşıyız". (Aluf Benn, Israel Braces for Mitchell Report, Ha'aretz, 24 Nisan 2001)
Rapor açıklandığında aynen İsrail tarafının istediği gibi hiçbir "işlevsel öneri" içermedi. Sadece genel eleştiriler yapan rapor tam da İsrail'in istediği nitelikteydi.
Nitekim raporun açıklanmasının üzerinden geçen süreye rağmen İsrail tanklarının Filistin topraklarını vurmaya devam ediyor olması raporun bölgeye barışı getirmek konusunda ne kadar başarılı! olduğunu göstermektedir. Oysa kalıcı bir barışı sağlayabilmenin tek yolu tam anlamı ile tarafsız bir tutum sergilemek ve koşullar ne olursa olsun mazlum olanın hakkını korumakla mümkün olur. Filistin söz konusu olduğunda ise mazlum ve hakkı korunması gereken tarafın kim olduğu gayet açıktır. Herşeyden önce İsrail işgal ettiği topraklardan geri çekilmeli ve hakkını gasp ettiği Filistin halkına her türlü hakkı iade etmelidir. Bu gerçek İsrailli barış taraftarları tarafından da sık sık gündeme getirilmektedir.
Bu koşullar sağlanmadığı müddetçe yapılan barış görüşmeleri ve önerilen uzlaşma teklifleri hedefe ulaşmaktan uzaktır. Ortadoğu'da diplomatik girişimler, İsrail şiddetten vazgeçmediği müddetçe, çatışma alanlarında bir şey ifade etmemektedir. Çünkü Filistin'de İsrail toplarının, tanklarının, füzelerinin sesi diplomasiden daha yüksek çıkmaktadır.

Çözüm Sadece Kuran Ahlakındadır



Diplomasinin çok hızlı ve çok sesli çalışma yapması, bölge için en adaletli çözümü bulması gereklidir. Filistin sorununun çözümü, diğer tüm sorunların çözümünde olduğu gibi insanların vicdanlarına başvurarak hareket etmelerinde saklıdır. Bunun da yolu ancak, hak ile batılı en keskin bir şekilde ayıran Kuran'da Allah'ın emrettiği ahlaka uymak ile sağlanabilir. Çünkü Kuran ahlakı hakkı ortaya koyacak, batılı ortadan kaldıracaktır.
Ortadoğu'da yıllardır akmakta olan kan, dönem dönem çeşitli ülkeler ve kuruluşlar tarafından durdurulmak istendiyse de bugüne kadar hiçbir zaman sorunu kökünden çözecek bir formül üretilemedi. Çünkü üretilen çözümlerin hiçbiri Kuran ahlakının emrettiği adalet anlayışına uygun değildi.

"De ki: 'Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.' "
(Sebe Suresi, 49)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.