OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İslam Rusya Ve Çin'de Güçlenİyor


Rus halkı dinsiz bir milletin olamayacağı gerçeğini kavramıştır ve bu kavrayış onları hak din olan İslam'a yönelkmektedir.
90'ların başında komünist sistemin tarihe karışması ile birlikte Rusya'da yeni bir dönem başladı. Komünist sistem yıllar boyunca materyalist felsefeye dayanan bir toplum düzeni kurmuştu. İnsanı sadece maddeden ibaret bir varlık olarak gören materyalist felsefe, insan bilincinin de hareket halindeki maddenin bir ürünü olduğu iddiasındaydı. Bu iddiaya göre, insanın aklı, düşünce ve duyguları, muhakemesi, eğilimleri, istekleri, bir tür makine olan bedeninin içindeki kimyasal reaksiyonların bir sonucu idi. Dolayısıyla materyalizmin bir yorumu olan Marksizm, insanların sahip olduğu tüm kültür ve medeniyet birikimini, din, devlet, hukuk, aile, ahlak gibi kavramları yalnızca maddi etkenlere dayalı unsurlar olarak görüyordu. Marx'a göre bunların hepsi üretim biçimlerindeki farklılıklardan doğmuş ve zaman içinde değişimlere uğramıştı.
Materyalizmin dini değerleri reddederek savunduğu bu düşünce, büyük bir yanılgıdan ibarettir. İnsan salt maddi bir yaratık değil, ruhu olan bir varlıktır. Ve insan ruhu materyalistlerin iddia ettiği gibi, maddenin bir ürünü değildir. Tam tersine, madde olarak adlandırdığımız varlıklar ruh tarafından görülen, duyulan ve hissedilen şeylerdir. İnsan ruhunun içinde bulunduğu durumun maddi şartlar tarafından belirlenmesi mümkün değildir. İnsan ruhunu Allah yaratmış ve ona belli özellikler ilham etmiştir. Her insan Allah'ın kendisine verdiği bu özellikler içinde bir yaşam sürer. Allah Kuran'da şöyle buyurmuştur:
"Ki O, yarattığı her şeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz?" (Secde Suresi, 7-9)

Toplumsal İlişkiler ve Darwinizm



Ne var ki, tüm komünist sistemlerde olduğu gibi Rusya'da da, maddeci önyargılar toplum düzenini ve hayatını belirleyen temel ögeler oldu. İnsanları bir tür üretim aracı olarak gören, toplumsal ilişkilerde de sosyal-Darwinizm'in acımasız ve vahşi kurallarının geçerli olduğunu öne süren komünist rejim ardında dev bir enkaz bıraktı. Çünkü sosyal-Darwinizm, Charles Darwin'in bilim dışı olan evrim teorisinden yola çıkmakta, insanın bir tür gelişmiş hayvan olduğunu ve insanlar arasındaki ilişkide hayvanlar arasındaki kuralların geçerli olduğunu savunmaktaydı. Allah inancının ve din ahlakının ortadan kaldırıldığı bu düzende, insanın temel ihtiyaçları olan sevgi, saygı, şefkat, merhamet, fedakarlık, sadakat, vefa gibi güzel ahlak özellikleri de saf dışı bırakılmış oluyordu. Böylece, sürü psikolojisi içinde yaşayan, sürekli tedirginlik ve korku duyan, sevgi, şefkat ve merhamet gibi insani özelliklerini kaybetmiş, işledikleri suçların cezalandırılmayacağını düşünen, günah işlemeye yatkın bir toplum ortaya çıktı. (Harun Yahya, İslam'ın Yükselişi)

Manevi Çöküntü ve Ahlaki Dejenarasyon



Rus toplumunda yaşanan manevi çöküntü ve ahlaki dejenarasyon, son zamanlarda insanların toplu olarak maneviyata ve dine yönelmesine aracı oldu. Rusya'da Müslümanların güçleneceği ve Rus halkının da İslam'a yöneleceği, İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi'nin yıllar öncesinden Müslümanlara müjdelediği bir gelişmedir. Komünistlerin henüz yeni iktidara geldiği yıllarda Rus askerlerine esir düşen Üstad, daha o zamandan komünizmin bir gün mutlaka yıkılacağını ve Rus topraklarında İslam'ın yayılacağını haber vermiştir. Bir Rus askeri ile arasında geçen konuşmada, "Asya'da alem-i İslam'da üç Nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım." sözleri ile Rusya'da Müslümanların elde edeceği imkanlara dikkat çeken Üstad'ın bu konudaki bir başka açıklaması ise şu şekildedir:
"İki dehşetli dünya savaşının neticesinde beşerde hasıl olan intibah-ı kavî ve beşerin tam uyanması cihetiyle kesinlikle dinsiz bir millet yaşamaz. Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinat ve aklı, kalbi ikna eden Kur'ân ile musâlâha veya tabi olabilir."
Rus halkı dinsiz bir milletin var olamayacağı gerçeğini kavramıştır ve hak din olan İslam'a yöneltmiştir.

Kızıl Çin'de İslam



Komünizmin son kalelerinden biri olan Çin'de ise durum biraz daha farklıdır. Burada da İslam yükselmekte, ancak Mao'nun Kızıl ideolojisi devam ettiği için, dine karşı yürütülen mücadele de tüm hızı ile devam etmektedir. Din adamları halen tutuklanıp işkenceye uğratılmakta, ibadethaneler kapatılmakta, insanların ibadet ve inanç özgürlüğü engellenmektedir. Devletin ibadet yapılmasına izin verdiği mescidlerde ve ibadethanelerde ise polisin ve askerin katı disiplini söz konusudur. Örneğin Doğu Türkistan'da Müslümanlar istedikleri camide ibadetlerini yerine getiremez, camide istedikleri kadar kalamaz, eğer devlet dairesinde çalışıyorlarsa oruç tutamaz, namaz kılamazlar. Camiye giden Müslümanlar gizli servis elemanlarınca yakın takip altına alınırlar. Ancak izlenen bu baskı ve şiddet politikası Çin'de dine yönelişin önüne geçememektedir.Şu anda Çin'de, her ne kadar Komünist Parti bu rakamı reddetse de, yaklaşık 200 milyon Müslümanın yaşadığı varsayılmaktadır. Herşeye rağmen ibadetlerini yerine getiren Müslümanların sayısında artış olduğu da tespit edilmiştir.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.