OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İnsanlığın Utanç Sayfası: Öjeni

Evrimciler Paganizmi uyandırmak için sanatıda kullandılar. Aryan
ırkı temsil eden güçlü erkek ve kadın tasvirleri, eski Yunan’ın heykellerine benzetilerek yapılıyordu.
İnsanları bir hayvan türü olarak gören, dolayısıyla hayvanlar için geçerli kuralları insanlara uygulayan bir zihniyetin ürünü olan öjeni, insan neslinin de inekler veya köpekler gibi "hayvan yetiştiriciliği" yöntemiyle geliştirilmesini hedefliyordu. Öjeniye göre bir toplumdaki sakatların ve hastaların çoğalması önlenmeli, (gerekirse bunlar öldürülmeli) sağlıklı bireyler ise bolca "çiftleştirilerek" sağlıklı ve güçlü nesiller oluşturulmalıydı. Bu politika, pagan dünyasının savaşçı şehir devleti olan Sparta'da uygulanmış ve Platon tarafından da savunulmuştu.
Öjeni, Hıristiyanlığın hakimiyetiyle birlikte tarihin tozlu raflarına kalkmıştı ki, Charles Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabını yayımladı. Darwin, kitabının ilk bölümlerini hayvan yetiştiriciliği konusuna ayırmış, verimli inek veya at cinsleri türeten yetiştiricilere dikkat çekmiş, daha sonra da İnsanın Türeyişi adlı kitabında bu yöntemlerin insanlar üzerine uygulanabilir olduğunu ileri sürmüştü. Darwin'in açtığı öjeni yolunu genişleten ve öjeniyi kapsamlı bir program olarak tarif edip dünya gündemine getiren kişi ise, Darwin'in kuzeni Francis Galton oldu.
Galton, tahmin edilebileceği gibi, Darwin'in ateşli bir hayranı ve takipçisiydi. Memories of My Life (Hayatımın Anıları) başlıklı otobiyografisinde şöyle yazıyordu:
“1859 yılında Türlerin Kökeni'nin Charles Darwin tarafından yayımlanması, insanoğlunun genel düşüncesinde olduğu gibi benim kişisel zihni gelişmemde de çok büyük bir dönüm noktası olmuştu. Bu (kitabın) etkisi, bir sürü dogmatik engelin tek bir darbe ile bir anda yıkılması, tüm eski otoritelere karşı bir isyan ruhunun yükselmesi... anlamına geliyordu.” (Francis Galton, Memories of My life, AMS Press, s. 287)
Galton'un kendince "dogmatik engeller" ve "eski otoriteler" gibi kavramlarla kötüleyerek sözünü ettiği kavramlar, dini inançlar ve dini kurumlardı. Yani Darwin, Galton'un "büyük bir dönüm noktası" yaşamasına ve inancını yitirip dinsizleşmesine neden olmuştu.
Galton'un dinsizleşmesi, pagan dünyasının ırkçılığını benimsemesiyle sonuçlandı. Galton, Darwin'in yanısıra bir diğer evrimci ideolog olan Fransız fizikçi Paul Broca'dan da etkilenmişti. Broca insan zekasının beyin (ve dolayısıyla kafatası) hacmiyle doğru orantılı olduğunu ileri sürmüş ve bunu sözde "ispatlamak" için de Paris mezarlıklarını delik deşik ederek yüzlerce kafatası ölçmüştü. Galton, Broca'nın beyin hacmi ile ilgili -ve yanlışlığı sonradan kesin olarak ispatlanacak olan- hurafeleri ile amcası Charles Darwin'in "hayvan yetiştiriciliği" mantıklarını birleştirdi. Sonuç, bazı insan ırklarının diğerlerinden daha üstün olduğu ve üstünlerle zayıfların birbirinden mutlaka ayrıştırılması gerektiği şeklindeki "öjeni" teorisiydi.
Kanadalı yazar Ian Taylor, Darwinizm'in sosyal etkilerini ele aldığı In the Minds of Men adlı kitabında şöyle yazar:
“Galton, bazı ırkların kalıtsal olarak üstün olduklarını ve üstünlüğün geçmişten gelen ve geleceğe uzanan sabit ve değişmez bir olgu olduğunu ileri sürüyordu... Galton'un bu argümanının sonucu ise, insanlığın yararı için, üstün gen havuzunun aşağı gen havuzuyla karışmasının her ne pahasına olursa olsun engellenmesi gerektiğiydi.” (Ian Taylor, In The Minds of Men, TFE Publishing, 1991, s. 404)
Galton "üstün ırkla aşağı ırkların karışmasının engellemesi" için yasal tedbirler uygulanması gerektiğini de savunuyordu. Galton'a göre evlilikler bu evrimsel amaç gözönünde bulundurularak yasayla düzenlenmeliydi. O zaman bir süre sonra "çok üstün bir insan ırkı üretilebilecekti". Galton bu ırkçı-evrimci teorisine isim bulmak için de, teorisinin bir zamanlar somut şekilde uygulandığı pagan dünyasına yöneldi. Yunanca "iyi doğum" anlamına gelen "öjeni" kelimesini o buldu ve ilk kez kullandı. Öjeni, dönemin ilkel bilim anlayışı içinde kısa sürede yaygın bir destek kazandı. Darwinizm'i kabul edenler kaçınılmaz olarak öjeniyi de kabul ediyorlardı. Sonunda 1901 yılında Londra Üniversitesi bünyesinde Eugenic Education Society (Öjeni Eğitim Derneği) kuruldu. Hemen ardından kurulan British Eugenics Society ise, öjeni amacıyla toplumdaki tüm sakatların "sterilize edilmesi", yani kısırlaştırılması gerektiğini savundu. Charles Darwin'in oğlu Leonard Darwin, 1911-28 yılları arasında bu derneğin başkanı ve gelmiş geçmiş en aktif üyesiydi. (Harun Yahya, Komünizm Pusuda)
Öjeni İngiltere'den sonra ABD' de de kendisine taraftarlar buldu. 1920'li ve 30'lu yıllarda Amerika'daki evrimci çevreler öjeni konusunda büyük bir propaganda yürüttüler ve bazı eyaletler "Sterilizasyon Yasaları" olarak bilinen ırkçı kanunlar çıkardılar. Bu kanunlar, genetik yönden zayıf veya hastalıklı olduğu düşünülen kadın ve erkeklerin ameliyat yoluyla kısırlaştırılmasını öngörüyordu.
Bu kanunlar bugün ABD'de "yüz karası bir ırkçılık örneği" olarak kabul edilmektedir. Dahası, öjeni teorisinin bilimsel gerçeklere tamamen aykırı bir hurafe olduğu da kabul edilmektedir. 2000'li yıllarda çıkarılan insan genom haritası, farklı insan ırkları ve bireyleri arasındaki genetik farkın çok çok küçük olduğunu ve bu farklılıklara dayalı bir üreme politikası geliştirmeye çalışmanın çok saçma olduğunu göstermiştir. Allah bir ayette üstünlüğün ırkla veya başka birşeyle değil sadece takva ile olduğunu şöyle belirtmiştir:
“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)
Zayıf ve kalıtsal yönden hasta olan insanlara karşı uygulanacak çözüm ise, onları birer hayvan gibi "sterilize etmek" değil, şefkat ve merhamet prensipleri gereğince tedavi etmek, korumak ve kollamak olmalıdır.
Ancak Allah'ın bize öğrettiği din ahlakının bir gereği olan bu yaklaşım yerine, Batı dünyasında 20. yüzyılın başlarında pagan kültürün ve evrim teorisinin bir sonucu olan öjeni yaklaşımı kabul görmüştür. Bu pagan ve evrimci teorinin ne denli büyük bir vahşete yol açtığı ise, komünizmin ve faşizmin kanlı tarih sayfalarında rahatlıkla görülebilmektedir.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.