OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Amerika İslamı Tanıyor


Başta ABD olmak üzere, bütün dünyada İslam’a karşı duyulan yakınlık gün geçtikçe artmaktadır. Yaşanılan her bir olay çok daha önemli ve büyük gelişmelere aracı olmakta, Müslümanların asırlardır bekledikleri kutlu dönemin yaklaştığını müjdelemektedir. Bu nimet karşısında yapılacak şükür ise hem sözlü olarak hem de fiili olarak gerçekleştirilmelidir.
Son yıllarda dünya toplumlarının yaşadığı dine yöneliş, bugün artık açıkça görülen bir gerçektir. Yapılan araştırmalar, düzenlenen kamuoyu yoklamaları dinin insanların hayatında çok önemli bir yer tuttuğunu, eskiye kıyasla çok daha fazla insanın dini değerlere önem vermeye başladığını ve maneviyata yöneldiğini göstermektedir.
Amerikalı yazar Patrick Glynn, 1997'de yayınlanan “God: The Evidence, The Reconciliation of Faith and Reason in a Postsecular World” (Allah'ın Delilleri, Sekülerizm Sonrası Dünyada Akıl ve İnancın Uzlaşması) kitabında, bu konuda şu yorumu yapar:

“Geçen iki on yılın araştırmaları, daha önceki neslin seküler ve ateist düşünürlerinin Allah hakkındaki tüm varsayımlarını ve öngörülerini tersine çevirmiştir. (Söz konusu) Modern düşünürler, bilimin evrenin daha da mekanik ve rastlantısal olduğunu ortaya çıkaracağını sanmışlar; aksine bilim, evrende akıl almaz derecede geniş bir 'büyük tasarım' olduğunu gösteren hiç beklenmedik hassas düzenin boyutlarını keşfetmiştir. Modern psikologlar dinin bir nevroz olarak tanımlanıp terk edileceğini öngörmüşler, aksine dini inançların temel zihin sağlının çok hayati bir parçası olduğu ampirik (bulgusal) olarak ortaya çıkmıştır…”
Patrick Glynn’in üzerinde durduğu bu dönüşümün en net gözlemlenebildiği ülkelerden birisi de kuşkusuz Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Amerika’da İnanç



Amerika kurulduğu günden beri dini değerlere önem veren bir toplum yapısına sahip olmuştur. Bu konuda yapılan en son araştırmalardan birisi de U.S. News dergisi ve PBS televizyonu tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen ‘Amerika’da İnanç’ başlıklı araştırmadır. Bu araştırma daha sonra U.S. News dergisinin kapak konusu olarak da ele alınmış ve dergide konuya yaklaşık 10 sayfalık bir bölüm ayrılmıştır. Araştırma esnasında yalnızca Amerikalıların dini değerler hakkındaki görüşleri alınmamış, ‘Allah’a yakınlık’, ‘ibadetlerin yerine getirilmesi’, ‘dinler arası hoşgörü’, ‘başka dinler hakkındaki düşünceler’ gibi farklı konularda da halkın yaklaşımları belirlenmiştir.
Bu kapsamlı araştırma sonucunda ortaya çıkan tabloyu değerlendiren U.S. News dergisinde yer alan haberde verilen tespit son derece çarpıcıdır: ‘Buna göre ABD, dünyanın hem en zengin, en güçlü, en eğitimli hem de en dindar ülkelerinden birisidir.’ Rakamlar incelendiğinde, U.S. News dergisinin bu yorumunun hiç de abartılı bir yorum olmadığı görülmektedir. Bu rakamlar 1960’lardan beri yapılan araştırmalarda elde edilen en yüksek rakamlardır:
  • Amerikalıların yaklaşık 2/3’si dinin hayatlarında çok önemli bir yere sahip olduğunu söylemektedir.
  • ‘Dinin sizin hayatınızdaki önemi nedir?’ sorusuna Amerikalıların, %69’u çok önemli derken, %24 oldukça önemli olduğunu belirtmiştir.
  • Nüfusun yarısına yakını haftada bir kere ibadetini yerine getirmekte, dini bir törene katılmaktadır.
  • Halkın %22’si ise haftada birden fazla defa ibadetini yerine getirmek üzere dini törenlere katılmaktadır.
  • Beş Amerikalıdan dördü hayatında en az bir kere Allah’ın yakınlığını ve gücünü hissettiğini söylerken, toplumun %49’u ise bunu oldukça sık hissettiklerini belirtmektedirler.


Bu rakamların 60’lardan bu yana en yüksek veriler olması, Amerikan halkının gün geçtikçe daha çok dindarlaştığını göstermektedir. Nitekim araştırmayı gerçekleştiren ünlü Gallup şirketinin yöneticilerinden George Jr. Gallup da insanların manevi bir arayış içinde olduğunu ve bu arayışın ancak dini duygularla tatmin edilmesinin mümkün olduğunu söylemektedir.
Amerika’da dinin yükselişinin bir diğer göstergesi de, gün geçtikçe artan ibadethanelerdir. Amerika’nın en güneyinden en kuzey noktasına, batısından doğusuna kiliselerin, sinagogların ve camilerin sayısında önemli bir artış görülmektedir. Bunlar arasında en çok dikkat çekeni ise cami sayısının büyük bir hızla çoğalıyor olmasıdır. Bugün Amerika, dünyanın kişi başına en çok cami düşen ülkesi konumundadır. Amerika’da 865 kişiye bir cami düşmektedir. İslam, Amerika’nın en hızlı büyüyen dinlerinden birisidir ve cami sayısının artışı bu yükselişin işaretlerinden sadece bir tanesidir.
Aynı araştırma ile ortaya çıkan bir diğer önemli tespit de dinler arası hoşgörü ve toleransın Amerika’da son derece yaygın olmasıdır. Nitekim Atlanta Emory Üniversitesi’nden Gary Laderman Amerikan halkının çoğulculuk anlayışındaki gelişmeyi, ‘Şu anda yaşadığımız çoğulculuğun geçmişte bir örneği görülmedi’ sözleri ile tarif etmektedir.
Amerika’nın dini çoğulculuğunda en çok dikkati çeken yönlerden birisi de, Müslümanların -bu vesile ile- toplum hayatında gittikçe daha fazla yer edinmeleri ve daha çok güçlenmeleridir. Özellikle Başkan Bush’un yönetime gelmesinin ardından, camiler de devlet adamlarının pek çoğunun ilgi sahasına girmiştir. Ramazan ayı için özel toplantılar düzenlenmekte, papazlar ve hahamlarla birlikte artık Müslümanlar da yasama ve yürütme organlarının açılış törenlerine katılmakta ve onlarla birlikte dua etmektedirler.

Amerika ve İslam




Bundan otuz kırk sene önce Amerikan halkının büyük çoğunluğu İslam hakkında hemen hiçbir bilgiye sahip değilken, bugün İslam, Amerika’da üzerinde en çok konuşulan, hakkında en çok program hazırlanan, yazı yazılan, rapor düzenlenen, araştırma yapılan din haline gelmiştir. Kuşkusuz bu durumun Amerikan toplumunun İslam’ı öğrenmesinde büyük payı vardır. Bir yandan bu programları, yazıları, araştırmaları, raporları hazırlayanlar İslam hakkında detaylı bilgiye sahip olurken, diğer yandan bu bilginin aktarıldığı kitleler de, belki de hayatlarında ilk defa İslam’la ilgili bilgi edinme fırsatı elde etmektedirler. Böylece bilgisizlik veya yanlış bilgilendirme nedeniyle İslam’dan uzak kalmış olan insanlar da dalga dalga İslam’a yönelmektedir.
Yukarıda da değindimiz gibi Amerika, dini değerler üzerine inşa edilmiş bir ülkedir. Amerikalıların ülkelerinden bahsederken önemle vurgu yaptıkları konulardan biri de, her dinden insanın bu topraklarda huzur ve güvenlik içinde birarada yaşayabileceğidir. Bu durum Amerika’ya göç eden Müslümanların dinlerini yaşamak ve anlatmak için rahat bir ortam bulmalarını ve sayılarının gün geçtikçe artmasını sağlamıştır. Buna rağmen yıllar boyunca Müslümanlar sayıca az, ekonomik ve siyasi olarak da zayıf konumda kalmışlardır.
Son on yılda ekonomik, siyasi ve sosyal alanda karşılaşılan zorluklar tek tek ortadan kalkmaya başladı. Pek çok eyalette mevcut camiler dolup taştığı için bir çok yeni cami inşa edildi. İslami eğitim veren yüzlerce okul açıldı ve bu okullar kendilerine gelen talepleri karşılayabilmek için kapasitelerini artırdılar. Pek çok büyük şirket kendi bünyesinde çalışan Müslümanlar için mescidler açtı, çeşitli bankalar İslami kurallara göre faaliyet gösteren bölümler oluşturmaya başladılar, pek çok devlet kurumunda üst düzey mevkilerde Müslümanlar görev almaya başladı.

Aynı şekilde son yıllar Müslümanların Amerikan siyasetinde ilk defa bu derece etkin olduğu bir dönem oldu. Başkan Clinton döneminde Hillary Clinton’ın Beyaz Saray’da bayram kabulü geleneğini başlatması ile ilk defa resmi olarak Müslümanları ağırlayan Amerikan yönetimi, 2001 yılında da Başkan George Bush’un iftar daveti ile ilk defa Müslümanları iftar yemeğinde konuk etti. Başta Amerikan Başkanı ve bakanları olmak üzere devlet yöneticileri konuşmalarında sık sık Kuran’dan ayetler kullanmaya, İslam’ı övmeye, Müslüman organizasyonların liderleri ile birebir bağlantılar kurmaya, camileri ziyaret etmeye başladılar. Amerikan Kongre ve Senatosu’nda bu yıl ilk defa, İncil ve Tevrat'la birlikte Kuran’dan ayetler okundu.
Amerika’nın ünlü dergilerinden The Christianity Today dergisi ise ‘Are Christians Ready for Muslims?’ (Hıristiyanlar Müslümanlar için Hazır mı?) başlığı ile yayınladığı haberde, İslam’ın Amerika’daki yükselişine şöyle yer vermekteydi: “2015 yılına gelindiğinde İslam’ın Yahudiliği geçerek Amerika’nın ikinci en büyük dini olacağı tahmin ediliyor. Batı’ya göç eden Müslümanlar Batının kültürel ve dini değerlerinde bir takım değişiklilere neden oldular. Detroit’de bir hastane Müslüman hastalarına Kuran dağıtıyor, Denver Uluslararası Havaalanında Müslümanların ibadet edebilmesi için bir mescid açıldı, Amerikan Senatosu açılış töreni için Müslüman bir din adamı davet etti, ordu Müslüman din adamlarını göreve aldı, Beyaz Saray Ramazan bayramı için tebrik kartları yollamaya başladı, Washington’daki S. Arabistan Büyükelçiliği her ay hapishanelere 100 Kuran hediye ediyor ve imamlar gönderiyor. Ira Rifkin’in Religion News Service’de bildirdiği habere göre (30.11.1999), Kongrede çalışan Müslümanlar düzenli olarak ibadetlerini yerine getiriyorlar. “

Bu konuda tespitte bulunan önemli isimlerden birisi Çoğulculuk Projesi adını verdiği dinler arası diyalog projesi ile tanınan Prof. Dianne Eck idi. (Eck bu projesi ile özel barış ödülüne layık görüldü.) Eck, Yeni Bir Dindar Amerika kitabında İslam’ın yükselişi ile ilgili tespitlerini şöyle aktarıyordu:
“Müslümanlar gün geçtikçe Amerikan toplumu içerisinde daha kalabalık ve görünür hale geliyorlar. Halka hitap edilen konuşmalarda eskiden yalnızca, ‘kiliseler ve sinagoglar’dan bahsedilirken, bugün ‘kiliseler, sinagoglar ve camiler’ deniliyor. Müslümanlar için kutsal olan Ramazan ayı şimdi artık kamuoyunun da dikkatini çekiyor ve Dallas Morning News, Minneapolis Star Tribune gibi gazetelerin sütunlarına taşınıyor. Günün sonunda yenen ve iftar adı ile anılan yemekler ise artık herkes tarafından biliniyor. 1990’ların sonlarından itibaren Kongre’de, Pentagon’da ve Dışişleri Bakanlığında çalışan Müslümanlar tarafından iftar yemekleri organize edilmeye başlandı. 1996 yılında ilk defa, Beyaz Saray Ramazan Bayramı için Müslümanları konuk etti. Bu gelenek halen devam ediyor. Aynı yıl Amerikan donanması, Norfolk Deniz Üssü’nde, ilk defa Müslüman bir din adamını göreve aldı. Teğmen Noel’in imamlığında bu üsde her Cuma 50 denizci toplu olarak Cuma namazı kılıyorlar. Tüm bunlar bize Amerika’nın din hayatında yeni bir dönemin başladığını işaret ediyor.”
Dianne Eck’in de üzerinde durduğu gibi gelişmeler yeni bir çağın başladığının işaretidir. Bu çağ yalnızca Amerika’da değil, tüm dünyada İslam’ın hızla yayıldığı bir çağ olacaktır.

İslam’ın Aydınlık Geleceği



Amerika’da büyük bir dine yöneliş yaşanmakta ve İslam Amerika’da gittikçe güçlenmekte, hızla yayılmaktadır. Din ahlakı dalga dalga tüm dünyaya yayılmaktadır. Bunların her biri olağanüstü gelişmelerdir ve Allah’ın izni ile, çok daha önemli gelişmelerin ilk işaretleri niteliğindedir. (Harun Yahya, Batı Dünyası Allah’a Yöneliyor)
Allah Kuran’da hak dinin muhakkak galip geleceğini bildirmiştir. Bu ayetlerden birisi şu şekildedir: “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır.” (Nur Suresi, 55)
Bu nedenle tüm bu gelişmeleri değerlendirirken bunların Allah’ın birer vaadi olduğunu unutmamak gerekir. Yaşanılan gelişmelerin bu bakış açısıyla değerlendirilmesi, konunun öneminin gereği gibi takdir edilmesi açısından da önemlidir. Söz konusu gelişmeler bu bilinçle değerlendirildiğinde, Allah’ın bizi bu önemli gelişmelerin yaşandığı dönemde yaratmış olmasının şükredilmesi gereken bir nimet olduğu da anlaşılır. Çünkü yaşanılan her bir olay çok daha önemli ve büyük gelişmelere aracı olmakta, Müslümanların asırlardır bekledikleri kutlu dönemin yaklaştığını müjdelemektedir. Bu nimet karşısında yapılacak şükür ise hem sözlü olarak hem de fiili olarak gerçekleştirilmelidir. Fiili olarak yapılacak şükür, Kuran ahlakının dünyaya hakim olmasını hızlandırmak için çalışmaktır. Bu da bir yandan bu hakimiyete engel olmaya çalışan din dışı ideolojiler ile fikri olarak mücadele etmeyi, bir yandan da Kuran ahlakını her fırsatta insanlara ulaştırmak için çaba göstermeyi gerektirir.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.