OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Ateizmin Okulu Royal Soceity


Pozitif bilimin " yol gösterici" olduğunu düşünenler için, bu batıl inanctan kuşkulanmanın zamanı çoktan gelmiştir. Herşeyi din-dışı dünya görüşüne göre yorumlayan bu çarpık bilim anlayışı, bugün dünyanın ve insanlığın yaşamını tehdit eder hale gelmiştir. Allah'ı tanımayan bu "pozitif bilim" saplantısının yerine, Kuran'da verilen bilim anlayışını koymak, insanlığın tek kurtuluş yolu olacaktır.
Pozitivist bilim anlayışını geliştiren ve bu nedenle de Aydınlanma çağının öncüsü kabul edilen Francis Bacon, Tapınakçılar'ın ve doğal olarak da Mason ve Gül-Haç örgütlerinin büyük üstadıydı. Ve bu örgütlerin tek amacı da dünya düzenini ele geçirmek ve dünyaya kendi sapkın inançlarını empoze etmekti. Ancak Büyük Üstad'ın bu planı gerçekleştirmesi için metafizik güçlere sahip çok büyük bir kitlenin onun takipçisi olması gerekliydi. Bu Bacon'un ilk hedefiydi. Bacon umduğu önemli güçleri elde etmek için bilim yolunu seçti ve bilimin her türlü dini düşünceden arındırılması gerektiğini savundu.

Bacon'un sapkın mesajları



Bacon'un sapkın mesajları, onu izleyen biraderleri tarafından doğru algılandı ve 1645'de "Invisible College" (Görünmez Okul) adıyla ilk toplantılarına başladılar. Topluluk, pozitif bilimin gelişmesi için can atan soylu ve entelektüellerin biraraya gelmesiyle oluşmuştu. Ve Invisible College üyelerinin çok önemli bir ortak özelliği vardı: Hepsi istisnasız Masondu. Invisible College, bir süre sonra daha resmi bir yapıya kavuşarak, Protestan Kral II. Charles'ın himayesi altında, 1662 yılında Royal Society adını aldı. Christopher Wren, Robert Boyle ve John Locke gibi ünlü isimler de derneğe katıldılar. Bu isimler de Masondular. Örneğin liberalizmin babası sayılan John Locke'ın Güney Carolina'daki koloni için hazırladığı anayasanın da masonik ilkeleri ön plana çıkardığı kabul edilir. Materyalistlerin mekanik evren anlayışını temel alan Royal Society, 18. yüzyıl rasyonalizminin ve 19. yüzyıl pozitivizminin en önemli kalelerinden biri, dolayısıyla da din-dışı düşüncenin öncüsü oldu. Dernek, evrim teorisine de büyük bir heyecanla sahip çıktı. Öyle ki, Royal Society'nin beğendiği bilim adamlarına iki yılda bir verdiği en büyük ödülü, evrim teorisinin babası Charles Darwin'in adına düzenlenmiş "Darwin Madalyası"dır.
Böylece, Avrupa'nın dinden koparılmasındaki en büyük etken olan Aydınlanma'nın İngiltere kısmı, Francis Bacon ve onu izleyen biraderleri tarafından gerçekleştirildi. Alman ve Fransız Aydınlanmaları da, yine aynı şekilde Gül-Haç ya da Mason localarında gelişecekti.


Sahte Mesih Planı



Bu arada Bacon'la birlikte "pozitif bilim" artık sahte Mesih Planı'na dahil olmuştu. Bilim, İttifak'ın doğru olduğuna karar verdiği şeyleri doğru göstermek için kullanılıyordu, gerçek doğruları bulmak için değil. Yeni bir paradigma kabul edilmişti: Bilimin bulduğu her "doğru" dinle çatışmalıdır ve bilimin amacı da dini yalanlamak, dini otoriteyi zayıflatmak olmalıdır. Katolik Avrupa Düzeni'nin yıkılıp yerine İttifak'ın icad ettiği Yeni Seküler Düzen'in (Novus Ordo Seclorum) konmasında, bu paradigma kuşkusuz çok işe yaradı. Bu bilim türü, kurulmakta olan Yeni Seküler Düzen'in bir parçasıydı. İttifak, yeni bir dünya, din-dışı bir dünya kuruyordu. Bu yeni dünyanın tüm ahlaki değerleri, siyasi sistemi, tarih, psikoloji, sosyoloji gibi toplumsal bilimleri de hedefe uygun olarak şekillendiriliyordu. Bilim de işte bu şekilde şekillendirildi; adına "pozitif bilim" dendi ve eskiden beri dine ait olan "yol gösterici"lik misyonunu üstlendi.
Ve bu yeni bilim türünün kurucularının gizli bir yüzü vardı. Bu kişiler, her ne kadar her türlü metafizik kavramı reddeden bir bilim kuramı geliştirmişlerse de, kendileri metafiziğin içinde yaşıyorlardı. Birer Tapınakçı (Mason) ve dolayısıyla da Kabala tutkunuydular çünkü. Gizli gizli buluştukları Kabalacılar'dan İbrani öğretisinin sırlarını ve büyüyü öğreniyorlardı. Umberto Eco, Foucault Sarkacı'nda bu ilişkiye romanın temel kahramanının ağzından değinir:
Büyü dünyasını, bugün olgular dünyası dediğimiz dünyadan ayırmak gittikçe daha güç oluyordu benim için. Okulda, matematik ve fiziği aydınlattıklarını öğrendiğim kişiler, batıl inançların karanlığında yeniden karşıma çıkıyorlardı. Onların bir ayakları Kabala'da, bir ayakları laboratuvarda çalıştıklarını keşfediyordum... Ardından, olgucu fizikçilerin, üniversiteden çıkar çıkmaz medyum seanslarına, yıldızbilim çevrelerine nasıl bulaştıklarını, Newton'un evrensel çekim yasalarına, gizli güçlerin var olduğuna inandığı için onun, Gül-Haç evrenbilimi alanındaki araştırmalarını anımsıyordum, ulaştığını anlatan kuşku götürmez metinlere rastlıyordum. Bilimsel kuşkuyu ilke edinmiştim, ama bana kuşku duymayı öğretmiş olan hocalarıma bile güven duymaz olmuştum şimdi.


Sonuç



Evet, pozitif bilim ile büyü (Kabala) birbiriyle uyum içindedir. Çünkü her ikisi de, her ne kadar şekil yönünden farklı olsalar da, aynı mantığa dayanmaktadırlar: İnsan, Allah'ın kendisine vereceği bir ilimle değil de, kendi başına "keşfedeceği" bir bilgiyle evrenin sırlarını çözecektir. Bu nedenle hem büyü, hem de pozitif bilim sekülerdir, din-dışıdır. İlhan Kutluer de, Modern Bilimin Arkaplanı adlı kitabında büyü-pozitif bilim arasındaki ilginç ilişkiye değinir ve şöyle der:
"Einstein efsanesiyle dünya, tek bir formüle indirgenmiş bilgi hayalini ele geçirmiş ve giderek bu beynin ürünleri büyüsel bir boyut kazanmaktadır. Eski bir batıni düşünce söz konusudur. Bu düşünceye göre, dünyanın tek bir sırrı vardır ve bu sır tek bir kelime (ya da kelime grubu) içinde saklıdır. İnsanlığın aradığı şifre bu sırda yatmaktadır ve Einstein bu şifreyi bulmuştur. Bilimin birkaç harften ibaret olduğu şeklindeki batını öğreti, karşılığını modern bilimin ulaştığı bir denklemde bulmuştur: E=mc2. Einstein'in efsanesi özetle budur..."
Pozitif bilimin "yol gösterici" olduğunu düşünenler için, bu batıl inançtan kuşkulanmanın zamanı çoktan gelmiştir. Bu çarpık bilim anlayışı, bugün dünyanın ve insanlığın yaşamını tehdit eder hale gelmiştir. Nükleer bombalar, kimyasal ve biyolojik silahlar, çevre kirliliği bu bilim anlayışının ürünü ve Kuran'da yer alan "İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Umulur ki, dönerler diye (Allah) onlara yaptıklarının bir kısmını kendilerine taddırmaktadır." (Rum Suresi, 41) hükmünün birer sonucudurlar.(Harun Yahya, Yeni Masonik Düzen)
Allah'ı tanımayan, dolayısıyla insanın bencil çıkarlarını tatmin etmekten başka bir işe yaramayan bu "pozitif bilim" saplantısının yerine, Kuran'da verilen bilim anlayışını koymak, insanlığın tek kurtuluş yolu olacaktır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.