OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Kırım


Dünya devleti olmak ve bölgedeki gücünü artırmak isteyen Türkiye için en öncelikli olan şeylerden birisi, bu Türk yurduna sahip çıkmak ve Kırım Türkleri'ne yardım eli uzatmaktır.

18 Mayıs 1944'de insanlık tarihinin kaydettiği en büyük zalimlerden olan Stalin tarafından yurtlarından zorla koparılan soydaşlarımız, sürgün sırasında nüfuslarının %46'sını da kaybetmişlerdi. Yeryüzünün belki en korkunç zulümlerinin yaşandığı bu tarihten sonra, sürgün topraklarında teşkilatlanan Kırım Türkleri, defalarca vatanları Kırım'a geri dönme teşebbüslerinde bulunmuşlar, fakat her teşebbüs tutuklamalar ve yeni sürgünlerle son bulmuştur. Ancak Kırım Türkleri bu uygulamalardan yılmamış ve 1989'dan sonra kitleler halinde Kırım'a dönmüşlerdir. O tarihten günümüze kadar da 300 bin Kırım Türkü Yeşilada'ya dönmeyi başardı. Önce çadır şehirlerde başlayan mücadeleler, daha sonra gecekondularda devam etti. Ata baba evlerinde Rusların ve Ukraynalıların oturduğunu gören Kırımlı Türkler vatanlarında sıfırdan bir mücadeleye giriştiler. Türk Dünyası'nın büyük önderlerinden Mustafa Cemiloğlu'nun başkanlığında yürütülen milli mücadelede önce milli kurultay tertiplendi. Kırım Türkleri milli meclislerini kurarak kendi geleceklerini tayinde çok önemli bir adım attılar. Milli meclisin hemen ardından, milli kütüphane, milli mektepler, milli tiyatro, gazeteler kurulmaya başlandı. Kırım'da nüfusun %67'sini oluşturan Ruslarla yoğun bir mücadeleye girişen soydaşlarımız 98 kişilik Kırım Parlamentosu'nda 14 kişiyle temsil edilme hakkını elde ettiler. Fakat daha sonra şovanist Ruslar seçim kanununu değiştirerek soydaşlarımıza verilen bu hakkı iptal ettiler.

Sürgün Hala Bitmedi



Kırım Türkleri'nin 300 bini, her türlü güçlüğe rağmen vatanlarına dönmeyi başarabilmiştir. Ama hala sürgün edildikleri yerlerde yaşayan ve Kırım'a maddi bakımdan dönme imkanı olmayan 250 bin kişi var. Nüfusun büyük bölümü Özbekistan'da yaşıyor. Özbekistan Hükümeti Kırımlıların vatanlarına dönüşünü önlemek için her türlü güçlüğü çıkarıyor. Oturdukları evleri satamayan veya çok düşük fiyatlarla satan Kırımlılar, elde ettikleri paralarla Kırım'a dönüşü sağlayamıyorlar.
Kırım'a dönebilenler ise burada hayata sıfırdan başlamak zorundalar. Arsa yok, ev yok, iş yok. Ama bu zor şartlar altında verilen vatan kavgasında yılgınlığa hiçbir zaman yer yok. Kırımlı Türkler, tırnaklarıyla kazdıkları, gözyaşlarıyla ve alın terleriyle kazandıkları toprakları yeniden vatanlaştırmayı başarmışlar. Kırım'da soydaşlarımız, yolsuz, susuz, elektriksiz yerlerde yaşamak zorunda kalıyorlar.

İsimsiz Kahramanlar



Onlar şerefli bir mücadelenin isimsiz kahramanları... Onların bu zorlu mücadelesinde büyük Türk ailesinin birer ferdi olarak bu davalarına omuz vermek, Müslümanım diyen herkesin, hatta ve hatta insanım diyen herkesin görevidir. 1980'li yıllara kadar tek bağımsız Türk devleti vardı. Şimdi yedi bağımsız Türk devleti var. İnşallah bu sayı gelecekte çok daha büyük sayılara ulaşacak. Ancak şu da bir gerçek ki, Türk Dünyası'ndaki bu büyük uyanışa rağmen ilk birlik fikrini ortaya atan büyük düşünür İsmail Gaspıralı'nın vatanındaki soydaşlarımızın çağrısına icabet etmek çok daha öncellikli. (Harun Yahya, İslamın Kışı ve Beklenen Baharı)
1944 sürgünüyle birlikte Kırım'da Türklere ait her türlü eser yıkIma uğramış. Ruslar yaptıkları binalarda Türk mezar taşlarını temel taşı olarak kullanmışlar. Birçok cami, maksadı dışında kullanılmış; depo, tiyatro, diskotek ve ahır yapılmış. Hatta Mimar Sinan'ın Gözleve'deki ünlü camii de ateizm müzesi yapılmış. Akın akın vatanlarına dönen Kırımlılar ilk iş olarak ayakta kalabilmeyi başarmış Türk eserlerini restore etmeye başlamışlar. Mimar Sinan'ın ünlü camii büyük bir mücadele sonucu ateizm müzesi olmaktan kurtarılmış. Türkiye'deki Kırım dernekleri ve hayırsever işadamları burada bazı camilerin kurtarılmasına ve restorasyonuna katkıda bulunmuşlar.
Ukrayna'daki en demokratik, insan haklarına saygılı, komünist dönemde yıllarca hapis yatan insanlardan oluşan RUH Partisi'nden milletvekili seçilen, Mustafa Cemiloğlu Ukrayna Parlamentosu'na seçilen ilk Türk milletvekili olma ünvanını da kazandı. Mustafa Cemiloğlu'nun yardımcısı Refat Çubar da seçilerek Ukrayna Parlamentosu'ndaki ikinci Türk milletvekili oldu. Kırım Milli Meclisi'ni resmen tanımayan Ukrayna, burada Türkleri bir denge unsuru olarak gördüğü için Kırım Milli Meclisi'nin 33 milletvekilini Kırım'la ilgili konularda Ukrayna Cumhurbaşkanı'nın danışmanı olarak kabul etti. Yani bu gelişme ile Türkler'in milli meclisi bir manada resmen tanınmış oldu.

Kırım'ın Stratejik Önemi



Tarihi bir Türk yurdu olması bakımından Kırım'daki gelişmeler özellikle Türkiye devletini ve insanlarımızı da yakından ilgilendiriyor. Ayrıca 1783'de Kırım'ın Ruslar tarafından işgaliyle birlikte akın akın Türkiye'ye gelen ve şimdi azımsanamayacak bir orana ulaşan Kırım kökenli bir nüfus da Kırım'a olan ilgiyi artırıyor. Kırım stratejik açıdan çok önemli bir bölgede bulunuyor.
Karadeniz'in güvenliği Kırım'dan geçiyor. Rusya Federasyonu'nun en büyük donanması olan Karadeniz Donanması da Kırım'ın Akyar (Sivastopol) limanında bulunuyor. Karadeniz Donanması'nın Ukrayna ile paylaşılmasından sonra limanda Ukrayna'nın da en büyük deniz gücü oluşmuş durumda. Bu donanmalarda nükleer başlıklı füzeler taşıyan savaş gemilerinin bulunması ayrı bir tehlike unsuru. Uzmanlar, bu donanmaların çürümesi halinde bile yayılacak nükleer gazların bütün Karadeniz'deki ülkeler için tehlike oluşturacağı görüşündeler. Türkiye için Kırım, Ukrayna, Rusya Federasyonu ve bütün Türk Cumhuriyetleri'ne de açılan bir kapı konumunda.
İşte tüm bu açılardan düşünüldüğünde Kırım'daki her gelişme Türkiye'yi birinci dereceden ilgilendiriyor. Karadeniz'in hırçın dalgalarının dövdüğü Kırım, dünya devleti olmak ve bölgedeki gücünü arttırmak isteyen Türkiye için birinci derecede öncelikli bir Türk yurdu . Bilge Ertekin

" Gerçek şu ki, mümin erkeklerle mümin kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler; işte onlar için, cehennem azabı vardır ve yakıcı azap onlaradır."
( Büruc Suresi, 10)

Kırım'ın Kimliği
İdari Yapı: Ukrayna'ya bağlı Özerk Cumhuriyet
Yüzölçümü: 26.140 km2
Başşehir: Akmescit (Simferopol)
Nüfus: 2 milyon 600 bin (1.630.000 Rus, 300.000 Kırım Türk'ü, 50.000 Beyaz Rus, 17.700 Yahudi, 2.400 Alman, 2.200 Ermeni, 650 Karaim Türk'ü, 600 Kırımçak Türk'ü)
Para Birimi: Grivina (Ukrayna Para Birimi), ayrıca ABD doları ve Euro da kullanılmaktadır.
(Karadeniz ve Azak Denizi arasındaki alanı kaplayan Kırım Yarımadası, sahip olduğu topraklara bakılırsa, dünyadaki 75 ülkeden daha büyük, nüfusu ise 95 ülkenin nüfusundan daha fazladır.)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.