OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Hz. Süleyman'ın görkemli iktidarı



Allah'ın insanlara bir rahmet ve hidayet rehberi olarak indirdiği Kuran'da peygamberlerin yaşadıklarından, tüm insanlığa yol gösteren açıklamalarından ve Allah'ın dinini yaymak için gösterdikleri çabadan çok önemli hikmetler aktarılır.
Allah, Hz. Süleyman'ı İsrailoğulları'na bir uyarıcı ve korkutucu olarak göndermiştir ve kendisine büyük bir saltanat, eşsiz zenginlik, cinler ve kuşlarla desteklenmiş çok güçlü bir ordu ve üstün ilimler lütfetmiştir. Yaşadığı topraklarda hayatı boyunca adaletle hükmetmiş olan Hz. Süleyman, yöneticilik ve hakim vasfı ile farklı toplulukları hizmetinde toplamıştır. Ancak kainattaki tüm ilimlerin, mülkün ve hükmün gerçek sahibinin alemlerin Rabbi olan Allah olduğunu aklından hiçbir zaman çıkarmamış, Rabbimizin Kuran'da bildirdiği gibi her işinde Allah'a yönelmiş, (Sad Suresi, 30) O'na boyun eğen ve teslimiyetli tavrını hayatı boyunca muhafaza etmiştir.Bugün bize düşen, Allah'ın, birçok yönden insanlara üstün kıldığı Hz. Süleyman'ın Kuran'da tarif edilen özelliklerini tanımak, bu seçkin insanın örnek ahlakı üzerinde derin derin düşünmektir. Hz. Süleyman'dan bahseden ayetler incelendiğinde, her birinin günümüze ışık tutan pek çok önemli işaretler ve ibretler taşıdığı görülecektir.

Hz. Süleyman'ın güçlü otoritesi


Tarih boyunca bir devletin gücü, o devletin dünya üzerindeki etkisinin ve hakimiyetinin de bir anlamda ölçüsü olmuştur. Güçlü bir otoriteye ve yüksek bir medeniyete sahip ülkeler geniş toprakları hakimiyetleri altına alırlar.Hz. Süleyman'ın ise eşi ve benzeri görülmemiş, çok güçlü bir orduya sahip olduğu Kuran'da belirtilmektedir. Bu ordu, cinlerden, kuşlardan ve insanlardan oluşmaktadır ve çok güçlü bir istihbarat ağıyla desteklenmektedir. Bunu haber veren ayette şöyle buyurulmaktadır.
"Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı." (Neml Suresi, 17)Ayette Hz. Süleyman'ın tek bir ordusunun değil, ordularının olduğundan bahsedilmektedir. Bu çoğul kelime onun ordusunun gücünün ve sayıca üstünlüğünün de bir ifadesidir. Yine ayetlerde işaret edildiği gibi, Hz. Süleyman'ın ordusunun en dikkat çekici yönlerinden biri disiplinidir. Cinler, kuşlar ve insanlar gibi üç farklı topluluk aynı ordu içinde, büyük bir uyum içinde görev almakta ve düzen ve disiplinde en ufak bir aksaklık yaşanmamaktadır.

Hz. Süleyman'a kuşların dili öğretilmiştir


Allah Hz. Süleyman'a kuşların konuşma dilini öğretmiş ve ordusunda kuşlardan oluşan bir bölük kurmasını sağlamıştır. Hz. Süleyman bu üstün ilim sayesinde kuşlarla bağlantı kurmuş, onlara hükmedebilmiştir. Allah Kuran'da Hz. Süleyman'a öğrettiği bu ilimden şöyle bahseder:
"Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür." (Neml Suresi, 16)Bu durum tümüyle Allah'ın Hz. Süleyman'a olan rahmetinin bir sonucudur. Bunun farkında olan Süleyman Peygamber halkına yaptığı açıklamada bu ilmi kendisine Allah'ın öğrettiğini özellikle belirtmiştir.

Hz. Süleyman cinlere hükmetmektedir


Birtakım cinler Hz. Süleyman'ın emrinde çalışmakta, ona çeşitli işlerde hizmet etmektedirler. Aralarında bina işleri, dalgıçlık gibi işlerde çalışanların bulunduğunu da Allah, Kuran'da bildirmektedir:


"Onun için denizde dalgıçlık yapan ve bundan başka iş(ler) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik). Biz onların koruyucuları idik." (Enbiya Suresi, 82)Allah Hz. Süleyman'ı çeşitli vesilelerle desteklemiş, onun hakimiyetini dünya üzerindeki hiç kimsenin yenilgiye uğratamayacağı şekilde kuvvetli kılmıştır. Ayetlerden Hz. Süleyman'ın hizmetine verilmiş olan cin ve şeytanlar üzerinde çok büyük bir hakimiyeti olduğu da anlaşılmaktadır:
"Böylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi. Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı. Ve (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini." (Sad Suresi, 36-38)

Hz. Süleyman'ın emrindeki rüzgar


Kuran'da "fırtına biçiminde esen rüzgarın" da Hz. Süleyman'ın emrine verildiğinden bahsedilmektedir. Ayette şöyle buyurulmaktadır:
"Süleyman için de, fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bilenleriz." (Enbiya Suresi, 81)Kuran'da Hz. Süleyman'a verilen bu güçle ilgili bir diğer açıklama da Sebe Suresi'nde yer almaktadır. Bu surede geçen ayette Hz. Süleyman'ın emrine verilen rüzgarın özellikleri şöyle yer alır:"Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik)…" (Sebe Suresi, 12)

Hz. Süleyman'ın tevazusu


Kuran ayetlerinde Hz. Süleyman'ın dünya üzerinde çok büyük bir mülk ve iktidara sahip olduğundan bahsedildiği gibi, onun Allah'ın bahşettiği bu büyük nimetlere her zaman şükürle karşılık verdiği de bildirilir. Son derece gösterişli, sanat eserleriyle bezenmiş bir saraya, hem seyretmesi hem de sevmesi son derece zevk veren seçkin atlara, büyük havuzlara, heykellere, kulelere, insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan çok güçlü bir orduya sahip olması, onun Allah'a olan bağlılığının ve samimiyetinin daha da artmasına neden olmuştur. Hatta imkanları, hakimiyet sınırları, emri altındaki insanların sayısına rağmen Hz. Süleyman, çok daha büyük bir teslimiyetle Allah'a şükrederek çalışmaya devam etmiştir. Başarılarının tek sahibinin Allah olduğunu unutmamış, "... Hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat." (Neml Suresi, 19) şeklindeki duasıyla da tüm iman edenlere örnek olmuştur.Allah'ın çok büyük zenginlik, türlü ilimler ve güçlü bir iktidar bağışladığı Hz. Süleyman, bu büyük lütuf karşısında her zaman Allah'a yönelip dönmüş, güzel ahlakı dünya üzerinde hakim kılmak için çaba sarf etmiştir.Sad Suresi'nin 32. ayetinde Hz. Süleyman'ın "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim" dediği belirtilir. Hz. Süleyman'ın bir diğer ayette "Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz sen, karşılıksız armağan edensin" (Sad Suresi, 35) şeklinde dua ettiği de bildirilir. Hz. Süleyman, malı Allah rızası için sevmekte ve O'nun yolunda harcamak için Allah'tan kendisine büyük bir mülk nasip etmesini istemektedir. Bu ayetle Müslümanların da Allah yolunda harcamak için dünya hayatında benzersiz bir zenginlik ve mülk isteyebileceklerine işaret edilmektedir.Hz. Süleyman gösterişli sarayını, heykellerini, güçlü ordusunu, sahip olduğu sanat eserlerini, Allah'ın insanlar için seçip beğendiği güzel ahlakı anlatmada bir vesile olarak kullanmıştır.

Hz. Süleyman'ın benzersiz iktidarı


Hz. Süleyman kıssasında güzel ahlak sahibi yöneticilere sahip toplumlar için çok önemli işaretler bulunmaktadır: Güzel ahlak sahibi ve Allah'tan korkan bir yöneticinin nasıl tavırlar sergilemesi gerektiği, devletinin gücü, adaleti ve güvenilirliği, Allah'ın kendisine bahşettiği ilimler gibi... (Harun Yahya, Resullerin Mücadelesi)Ayetlerde aktarılan tüm bu bilgiler, düşünen her insan için çok önemli bir ders ve aynı zamanda da çok değerli bir rehberdir. Her Müslümanın Hz. Süleyman gibi, adaletli, tevazulu, ihlaslı, akılcı, tedbirli, sabırlı ve kararlı olması gerekmektedir. Allah'ın tüm insanlığa örnek gösterdiği bu ahlak, ahirette olduğu gibi, dünya hayatında da iman edenleri büyük başarılara ve zaferlere götüren bir yoldur.Eğer Müslümanlar Allah'ın birer hidayet rehberi olarak gönderdiği Hz. Süleyman gibi kutlu önderlerin ahlaklarını ve tüm yaşamlarını kendilerine örnek alır, sadece ve sadece Allah'ın rızasını hedef edinirlerse onlar da Allah'ın izniyle büyük bir başarıya ulaşacaklardır.Günümüzde yaşanan gelişmelerden, Allah'ın izniyle, İslam ahlakının dünya hakimiyetinin güçlü bir lider ülke öncülüğünde çok kısa sürede gerçekleşebileceği anlaşılmaktadır. Bu ülke, kuşkusuz asırlar boyunca üç kıtaya nizam vermiş ve İslam dünyasının liderliğini yürütmüş Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti olacaktır. Türkiye, dünya üzerinde bu deneyime ve birikime sahip olan tek ülkedir. Bugün çatışmaların ve kaosun merkezi konumunda olan Balkanlar, Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasçısı olan Türkiye'nin yönetiminde, özlenen barış ortamına kavuşabilecektir. Sadece bu bölgeler değil, tüm dünya ülkeleri de İslam ahlakının getirdiği huzur ve barış ortamı sayesinde, içinde boğuldukları kaos ortamından çıkacaklardır.21. yüzyıl, Allah'ın izniyle, Türk Milleti'nin dünya devletleri arasında hak ettiği yeri aldığı, barış ve esenlik dolu bir dünyanın oluşmasında öncülük ettiği kutlu bir dönem olacaktır.

"Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar. "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı." (Sad Suresi, 38) 




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.