OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Araştırma'dan



Beklenen Altınçağ


Yirminci yüzyılın son çeyreğinde Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte, dünyanın siyasi geleceğinin nasıl olacağı sorunu ortaya çıktı. Bu konuda çok çeşitli tezler öne sürülmüştür. Ortaya atılan senaryolardaki ortak tema, bütün materyalist ideolojilerde görülen "çatışma" kavramının milletlerarası ilişkilere uygulanmasıdır. Gelişmenin en önemli şartı olarak, milletler arasındaki ihtilaf ve çatışmaların sebep olacağı şiddeti öngören bu anlayış, geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran bütün siyasi akımların temelini oluşturmuştur.

Çelişme ve çatışma fikirlerinden yola çıkan siyasi bakış açısı, tarih boyunca İslam ve Hıristiyan medeniyetleri arasında belirgin bir çatışma olduğunu iddia etmektedir. Bu düşünceye göre, 1. ve 2. Dünya Savaşları ya da Soğuk Savaş dönemleri gerçekte "Batı dünyasının iç meseleleri"dir ve bu dönemin bitmesiyle geçmişte yaşanan esas mücadeleye tekrar dönülecektir.

Gerçek şu ki, dünyanın geleceği ile ilgili teoriler üretenler, sadece karamsar tablolar çizmekte; insanlığı aydınlık, huzur dolu, güzel yarınların beklediğini hesap edememektedirler. Üstelik, bu kutlu dönemin işaretleri birer birer belirmeye başlamışken...

Geçtiğimiz yüzyılda materyalist felsefenin -hangi isimle ortaya çıkarsa çıksın- yıkımdan başka bir şey getirmediğini gören insanlık artık Allah'a yönelmeye başladı. Özellikle son 20 yıl içinde başlayan, dine ve güzel ahlaka yöneliş, hızlı bir şekilde tüm dünyayı sardı. Allah'a inanan, dua eden, yaratılış delillerini gören, aile, devlet, millet, ahlak gibi kavramlara hak ettikleri gerçek değeri veren toplumlar giderek güçlenmeye başladı.

21. yüzyıl, Allah'ın izniyle Kuran'ın getirdiği güzel ahlakın tüm dünyayı saracağı, gerçek adaletin, barışın ve hoşgörünün hakim olacağı bir dönem olacaktır.

Araştırma dergisinin 3. sayısını bu konuya ayırdık. Ayrıca dergimizle birlikte Harun Yahya'nın "Kıyamet Alametleri" adlı kitabını ve "Komünizmin Çöküş Yılları" ve "Kuran Mucizeleri" adlı VCD'leri de okuyucularımıza hediye ediyoruz.

Dergimiz hakkındaki görüş ve önerilerinizi
info@arastirma.org adresine e-posta yoluyla bildirebilirsiniz. Saygılarımızla...




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.