OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Irak Türkmenleri'nin umudu TÜRKİYE



Türkmenler, 1000 yılı aşkın bir süredir Irak'ı kendilerine yurt edinmişlerdir. Yoğun olarak yaşadıkları Musul ve Kerkük bölgesine barış, istikrar, huzur ve demokrasinin bir an önce gelmesi ise Türkmenlerin en büyük isteğidir.

Türklerin Irak topraklarına adım atışı İslam Tarihi'nin ilk yüzyılına dayanır. Hilafet merkezini ve Halife'yi korumakla görevli olan Türkler, uzun yıllar boyunca dönemin önemli şehirlerinden Samerra şehrinde yaşadılar. Türklerin yoğun biçimde bu topraklara göç etmesi ise Selçuklu Hükümdarı Tuğrul Bey'in 1055 yılında Irak'a girmesiyle başlar. (Harun Yahya, Milli Strateji)

14. yüzyılda Irak'taki etnik yapı, Türklerden yana ağırlık kazanmış ve Bağdat Türk kültürünün önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. 1683'te Sultan IV. Murat tarafından Safevilerden alınan Irak toprakları, 1. Dünya Savaşı'na kadar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde adaletli bir şekilde yönetilir.

Musul ve Kerkük Ana Vatan'dan nasıl koparıldı?



1. Dünya Savaşı'nın hemen ardından, Osmanlı Devleti, Batılı devletlerce işgal edilir. Bundan Irak da nasibini alır ve İngiliz hakimiyetine girer. Türklerin yoğun olarak yaşadığı Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye ve İngiltere arasında önemli bir sorun haline gelmiştir. Lozan Antlaşması'nda bir sonuç alınamaması üzerine sorun Milletler Cemiyeti'ne götürülür. Milletler Cemiyeti İngilizler lehine karar verir ve Musul İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakılır.

1920'de oluşturulan kabinede, Türk asıllı Kerküklü bir Bakan'ın yer almasının ardından, okullarda Türklerin ana dilde eğitim yapma özgürlüğü güvence altına alınır. Irak'ta 1958 yılındaki askeri darbe sonucu ilan edilen Cumhuriyet, Irak Türkmenleri için yeni bir dönemin de başlangıcı olur. 1970 yılında kültürel haklarını da elde eden Irak Türkmenleri, ana dillerinde dergi ve gazete yayınlamaya başlarlar.

Türk bölgelerinin isimleri değiştirildi



Irak Türkmenleri, 1974 yılında Saddam Hüseyin'in yönetimi ele geçirmesiyle, tüm siyasi haklarını kaybederler. Irak'ın %13'ünü oluşturan Türkler, resmi kayıtlarda %2 olarak gösterilirler. Irak yönetimi, 80'li yılların sonunda Türkçe olarak anılan bütün kasaba, köy ve sokak isimlerini, Arapça isimlerle değiştirir. Yüzyıllardır Kerkük olarak anılan şehrin adı bu dönemde Al Tamim'e dönüştürülür. Ayrıca Türklerin yaşadıkları yerlere sürekli olarak fakir Araplar yerleştirilerek, bölgedeki Türkmen varlığı yok edilmeye çalışılır. 1975 yılında 20.000 kilometrekare olan Kerkük'ün yüzölçümü günümüzde 10.000 kilometrekareye kadar düşmüştür.

Medeniyet yağma edildi




Bosna-Hersek'te olduğu gibi Kerkük'te de Türk Medeniyeti'nin tüm izleri tamamen yok edilmek isteniyor. Kerkük'teki Taş Köprü ve Hükümet Sarayı yıkılırken, ünlü Kerkük Kalesi boşaltılarak yağma edildi.

Soykırım uygulamalarına itiraz eden Türk aydınları ya öldürüldü ya da Irak'ın çeşitli bölgelerine sürgüne gönderildi. Türk asıllı öğrencilerin kayıtları Arap kültürünü alması için özellikle güneyde, Arap nüfusun ağırlıkta olduğu bölgelerdeki okullara yaptırılıyor. Bu uygulamaya karşı çıkan ailelerin çocuklarının okumasına izin verilmiyor. 7 yaşından itibaren zoraki olarak yaz kamplarına alınan çocuklara, bu kamplarda Arap Milliyetçiliği ve Baas partisinin ilkeleri öğretiliyor.

Ayrıca 1961 yılından beri Türkmenler tarafından çıkarılan Kardeşlik dergisini de Baas yöneticileri kapattı. Türk bölgelerinde taşınmaz mal satın alma yasağı çok sert şekilde uygulanıyor. Türkler gayrımenkullerini ancak Arap kökenlilere satabiliyor. Ayrıca Arapların Musul ve Kerkük'te gayrımenkul alması teşvik ediliyor ve bu amaçla Araplara uzun vadeli, kredi veriliyor.

Irak'ta Türkmenlerin dernek kurmaları ve derneklere üye olmaları da yasaklanmış. 1960 yılında büyük zorluklarla kurulan Türkmen Kardeşlik Ocağı 1980 yılında feshedilerek, derneğin başkanı Abdullah Abdurrahman idam edildi, diğer yöneticileri ise ağır hapis cezalarına çarptırıldı.

Türkmenler Türkiye'yi hamileri olarak görüyor



Irak'ta yaşayan 2,5 milyon Türkmen günden güne eriyor. Türkmenler, çeşitli yollarla Türkiye, Avrupa ve Arap ülkelerine iltica ediyorlar. Irak yönetimi, Musul, Kerkük, Süleymaniye ve Erbil'deki Türkmen nüfusu tamamen eritmeyi amaçlıyor.

Asimilasyon politikasına tabi tutulan Irak Türkmenleri'nin varlığı ve hakları mutlaka hukuki bir zemine oturtulmalıdır. Kuzey Irak Özerk Bölgesi'ndeki Kürt yönetimi ile Türkmenler arasında, Türkmenlerin statüsünü kabul eden bir protokol imzalanmadan, yakın gelecekte Türkmenlerin sıkıntılarına çare bulunması mümkün gözükmüyor.

Irak Türkmenleri, anavatan olarak gördükleri Türkiye'den çok şey bekliyor ve Türk Dünyasının kendilerini yalnız bırakmamasını istiyorlar. Asırlar boyu sadece Türklerin değil, tüm Müslümanların hamiliğini üstlenmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'nun varisi olan Türkiye'nin, bu vazifeyi en iyi şekilde yerine getireceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.


SADDAM YÖNETİMİ BÜYÜK TAHRİBATA YOL AÇTI



1980'li yılların sonlarında Saddam yönetiminin Türkmenlere karşı yürüttüğü baskı ve soykırım politikası inanılmaz boyutlara ulaştı. Bu yıllarda halktan gelen tepkileri silahla susturmaya çalışan Irak yönetimi sadece Altınköprü bölgesinde 87 Türk'ü kurşuna dizdirdi.

Hukuki olarak bugün Irak'ta Türk varlığından söz etmek imkansız. Türkler, Araplar ve Kürtlerle birlikte üçüncü büyük nüfusu teşkil etmelerine rağmen, 7 Temmuz 1990'da yayınlanan Irak Cumhuriyeti anayasasında "Irak halkı, Araplar ve Kürtlerden oluşmaktadır" ifadesi yer almaktadır. Bu anayasa maddesinden dolayı Türkmenler tarafından açılan ilköğretim okullarında, halihazırda Türkçe eğitim ve öğretim yapılamamaktadır.

Saddam rejiminin baskı ve sindirme politikasına, Körfez Savaşı'nın ardından Irak'a uygulanan ambargo da eklenmiştir. Irak'ta yaşayan Türkmenler amborgonun ardından açlık ve salgın hastalık tehlikesiyle karşı karşıya kalmış; çok sayıda Türkmen yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan Türkiye'ye, Avrupa ülkelerine ve ABD'ye iltica etmişlerdir. Saddam'ın Türkmenler üzerinde kurduğu otorite tamamen sindirme, korkutma, yıldırma ve işkence üzerinedir. Saddam Hüseyin'in faşist rejimiyle yönetilen halk aç, işsiz ve sefil haldedir. Küçücük bebekler açlıktan ve ilaç bulamamaktan dolayı ölmekte, koskoca bir millet sürekli ölüme ve yok olmaya doğru gitmektedir.

Körfez Savaşı'nın ardından, uluslararası toplum Türkmen nüfusun yaşadığı bölgelere karşı son derece duyarsız davranmış ve bölgede gerçekleştirilen sistemli soykırım politikasına göz yummuştur. Türklerin yoğun olarak bulunduğu bölgeler BM yetkilileri tarafından (36. paralelin altında olmalarına rağmen) "güvenli bölge" ilan edilmiştir. Güvenli bölgede her parti ve lider, kendini bölgenin hakimi olarak görmekte ve keyfi davranışlar içerisinde bulunmaktadır. Bu olumsuz ortamdan ise en çok bölgede yaşayan Türkler zarar görmektedir.












0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.