OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Din adına terör uygulayanların iç yüzü



Din adına ortaya çıkarak terör uygulayan, baskıcı rejimler oluşturan, dünyayı güzelleştirmek yerine çirkinleştiren kişi ve gruplara karşı uygulanması gereken tek bir çözüm vardır: Bu çözüm, gerçek İslam ahlakının ortaya konmasıdır.

Haçlılar, 11. yüzyılın sonunda kutsal toprakları (Filistin civarını) fethetmek amacıyla Avrupa'dan yola çıkan Avrupalı Hıristiyanlardı. Sözde dini bir amaçla yola çıkmışlardı, ama geçtikleri her yere vahşet ve korku götürdüler. Sivilleri toplu katliamlara uğrattılar, pek çok köy ve kenti yağmaladılar. Müslüman, Yahudi ve Ortodoks Hıristiyanların İslam idaresi altında huzur içinde yaşamakta olduğu Kudüs'ü fethettiklerinde ise, büyük bir katliam gerçekleştirdiler. Tüm Müslüman ve Yahudileri, boyunlarını vurmak suretiyle vahşice öldürdüler. Haçlıların barbarlığı o kadar taşkındı ki, 4. Haçlı Seferi sırasında, kendi dinine mensup olan insanların şehri olan İstanbul'u yağmaladılar, kiliselerdeki altınları söküp parçalamaktan bile çekinmediler.

Elbette ki tüm bu barbarlık Hıristiyanlığa aykırıydı. Çünkü Hıristiyanlık, İncil'deki ifadeyle gerçekte bir "sevgi mesajı"dır. Matta İncili'nde Hz. İsa'nın öğrencilerine "düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin" dediği yazılıdır. (Matta, 5/44) Luka İncili'nde ise Hz. İsa'nın "bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir" dediği bildirilir. (Luka, 6/29) Yeni Ahit'in -tahrif edilmiş olmasına rağmen- hiçbir yerinde şiddeti meşrulaştıran bir hüküm yoktur; masum insanların katledilmesi ise tahayyül bile edilemez.

Haçlı Vahşeti



Peki Hıristiyanlık şiddete hiç yer vermeyen bir sevgi dini iken, Hıristiyan Haçlılar nasıl olmuş da tarihin en büyük vahşetlerini gerçekleştirmiştir?

Bunun en büyük nedeni, Haçlıların cahil insanlardan oluşan bir topluluk olmasıdır. Kendi dinleri hakkında hiçbir şey bilmeyen, İncil'i okumamış, Hıristiyanlığın ahlaki kıstaslarından habersiz olan kitleler, Haçlı sloganlarıyla barbarlığa sürüklenmişlerdir.

Haçlılar örneği genel bir olguyu göstermektedir: Eğer bir topluluk medeniyetten uzak, fikri yönden az gelişmiş, "cahil" insanlardan oluşuyorsa, o zaman şiddete eğilimleri çok yüksek olur. Cahil toplum bir fikri veya dini temsil ediyor gibi gözükse de sonuç değişmez. Şiddet yine ön plandadır, çünkü bunların, temsil ettikleri fikri veya dini bilmiyor ya da bildikleri halde hayata geçirmiyor olmaları ihtimali çok yüksektir.

Cahil insanlar şiddet yanlısı bir fikri cinnet noktasına götürebildikleri gibi, şiddete karşı bir fikre veya dine de şiddet karıştırabilirler. İslam dünyasında da bunun örnekleri yaşanmıştır. (Detaylı bilgi için bkz: www.islamterorulanetler.com)

Şehirli İnsanlar ve Bedeviler



Peygamberimiz döneminde Arabistan'da iki temel sosyal yapı vardı. Şehir insanları ve Bedeviler. Arabistan'ın şehirlerinde o dönemin şartlarına göre oldukça sofistike bir kültür gelişmişti. Ticari ilişkiler bu kentleri dış dünyaya bağlıyor ve bu, şehirli Arapların "görgü"lerini artırıyordu. Şehirli Araplar giyim kültürüne sahiptiler, edebiyattan ve özellikle de şiirlerden hoşlanıyorlardı. Bedeviler ise çölde yaşayan göçebe kabilelerdi ve çok geri bir kültüre sahiptiler. Sanat ve edebiyattan tümüyle habersizdiler. Çölün sert şartları içinde sert ve kaba bir karakterin sahibi olmuşlardı.

İslam, yarımadanın en önemli şehri olan Mekke'nin sakinleri arasında doğdu ve gelişti. Ama İslam yayıldıkça Arabistan'ın tüm kabileleri onu aşama aşama kabul ettiler. Bunlar arasında Bedeviler de yer alıyordu. Ama Bedevilerle ilgili bir sorun vardı; onlar, İslam'ın derinliğini kavrama konusunda çok yetersizdiler. Bir Kuran ayetinde, Allah Bedevilerin durumlarını şöyle açıklamaktadır:

"Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe Suresi, 97)

Bedeviler, yani "inkâr ve nifak bakımından daha şiddetli" olup sınır tanımamaya müsait olan sosyal gruplar, Peygamberimiz döneminde İslam Dünyasına dahil oldular. Ancak sonraki dönemlerde İslam Dünyası içinde sorun oluşturmaya başladılar. Bedeviler arasında gelişen "Hariciler" adlı mezhep bunun bir örneğiydi. Sünni inancının dışına çıktıkları için "Hariciler" (isyan edenler) olarak bilinen bu sapkın mezhebin mensuplarının en temel özelliği, son derece katı, vahşi ve fanatik olmalarıydı. İslam'ın özü, Kuran ahlakının meziyetleri konusunda hiçbir kavrayışa sahip olmayan Hariciler, kendilerinden olmayan tüm Müslümanlara karşı savaş açtılar. Dahası "terör" eylemleri düzenlediler. Peygamberimizin en yakın sahabelerinden biri olan ve onun tarafından "ilim şehrinin kapısı" olarak sıfatlandırılan Hz. Ali, bir harici tarafından düzenlenen bıçaklı suikast sonucunda şehit edildi.

Haçlılar nasıl Hıristiyanlığı gerçek anlamından tamamen çarpıtarak bir vahşet öğretisi gibi yorumladılarsa, ortaya çıkan birtakım sapkın gruplar da Kuran'ı yanlış yorumlayarak şiddet uyguladılar. Her ikisinin de ortak yönü, Kuran'daki ifadeyle "Bedevi" karakterine sahip, yani kültürsüz, kendi içine kapalı ve kaba tabiatlı insanlar olmalarıydı. Uyguladıkları vahşet, bu sosyal yapının bir sonucuydu. Mensup olduklarını iddia ettikleri dinin değil.

Bu tarihsel örnekler, oldukça aydınlatıcıdır. Çünkü, bugün de din adına ortaya çıkarak terör uygulayanlar veya bunu destekleyenler İslam'dan değil "bedevi karakteri"nden yola çıkmaktadırlar. İslam'ın özünü hiçbir şekilde anlamamakta, bir barış, huzur ve adalet dini olan İslam'ı, kendi sosyal ve kültürel yapılarından kaynaklanan barbarlığa alet etmeye çalışmaktadırlar. Gerçekte ise, sevgiden yoksun, bu vahşi tabiatlı insanlar; özünde barış, sevgi, adalet olan İslam'a en büyük düşmanlığı yapmaktadırlar. İslam'ın mücadele edilmesini emrettiği zümre de, işte bu topluluklardır.

Zulme uğrayanlar




Şu bir gerçektir ki, son birkaç asırdır İslam Dünyasının dört bir yanındaki Müslümanlar, Batılı güçler veya onların uzantıları tarafından zulme uğratılmıştır. Bu, Müslümanların Kuran'a göre anlaması, yorumlaması ve tepki vermesi gereken bir durumdur. Kuran'da hiçbir zaman "zulme karşı zulüm" uygulanmasına izin verilmez. Allah ayetlerinde Müslümanlara "kötülüğe karşı iyilikle cevap vermelerini" emreder: "İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir." (Fussilet Suresi, 34)

Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan zulme karşı elbette tepki duymaları, bunu uygulayanlara buğz etmeleri meşru bir haktır. Ama bu hiç bir zaman gözü kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete neden olmamalıdır. Dolayısıyla, suçsuz insanlara karşı terör uygulamanın İslam'la hiç bir ilgisi olamaz.

Burada belirtilmesi gereken bir husus, zulüm ve baskıların kaynağında 19. yüzyılda hakim olan materyalist, din-dışı felsefe ve ideolojilerin yattığının vurgulanmasıdır.

Avrupa sömürgeciliği, Hıristiyan ahlakından doğmamıştır; aksine bu ahlaka karşı çıkan din-dışı akımdan doğmuş ve en büyük vahşetlerini 19. yüzyıldaki Sosyal Darwinist ideolojinin desteğiyle gerçekleştirmiştir. Bugün de, Batı dünyasının içinde, hala zalim, bozguncu, çatışmacı unsurlar olduğu gibi, özellikle Hıristiyanlıktan kaynak bulan barışçı, iyiliksever ve adalet yanlısı bir kültür de vardır. Aslında dünya üzerindeki temel fikir ayrılığı Batı ve İslam Dünyası arasında değil, hem Batı'da hem de İslam Dünyasındaki dindarlar ile din aleyhtarları (materyalistler, ateistler, Darwinistler vs.) arasındadır.

Çözüm, gerçek İslam ahlakının ortaya konmasıdır



Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki, İslam adına ortaya çıkarak terör uygulayanlar, İslam'ın özünü hiçbir şekilde anlamamaktadırlar. "Üçüncü Dünya Fanatizmi" olarak adlandırabileceğimiz, insan sevgisinden nasibini almamış kişilerin bu akılsızlıklarının elbette İslam'la hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bunun diğer bir göstergesi bu fanatizmin yakın zamana kadar komünist ideoloji ile özdeşleşmiş oluşudur. Bilindiği gibi günümüzdeki Batı karşıtı terör eylemlerinin benzerleri 1960'lı ve 70'li yıllarda da Sovyetler Birliği'nden destek alan komünist örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir. Komünist ideolojinin etkisini yitirmesiyle birlikte, söz konusu örgütleri doğuran sosyal yapıların bir kısmı İslam'ı kullanmaya çalışmaktadır. Eski komünist söylemlerine İslami bazı kavramlar ve semboller katarak oluşturmak istedikleri bu sapkın ideoloji, gerçekte İslam ahlakının özünü oluşturan ahlaki değerlere tamamen aykırıdır.

İslam adına ortaya çıkarak terör uygulayan, baskıcı rejimler oluşturan, dünyayı güzelleştirmek yerine çirkinleştiren kişi ve gruplara karşı uygulanması gereken tek bir çözüm vardır: Bu çözüm, gerçek İslam ahlakının ortaya konmasıdır.

Bu sayede; hem bu zulmü uygulayanlara karşı en etkili fikri darbe vurularak sapkın anlayışlarının kökü kurutulmuş olacak, hem de Kuran ahlakından habersiz potansiyel suç işleme eğilimi olanlar verilen eğitimle ıslah olacaklardır.












0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.