OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Keşmir'in Yarım Yüzyıllık İşgali



Yarım asra yakın bir zamandır baskılarla karşı karşıya kalan Keşmir halkının tek dileği, dinlerini rahatça yaşayabilecekleri, insanların sadece Müslüman oldukları için zulüm görmeyecekleri, çocuklarını barış ve güven içinde büyütebilecekleri bir toprağa sahip olmaktır.

Asya kıtasındaki pek çok Müslüman halk gibi Keşmir halkı da 20. yüzyılın ikinci yarısını çatışmalarla ve savaşlarla geçirdi. Bağımsız devlet olmayı hedefleyen Keşmir'e, bölgedeki İslam düşmanı güçlerin izin vermeye niyetleri yok gibi görünmekte.

Hint Yarımadasında İngiliz egemenliği



Hint Yarımadası, II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar İngiliz egemenliği altındaydı. İngiliz sömürgeciler alt kıtayı terk ettiklerinde Hintli Müslümanlar, Hindulardan ayrı bir devlete sahip olmayı istediler ve Pakistan'ı kurdular. Pakistan ve Hindistan arasında nüfus mübadelesi yapıldı; Hindistan sınırları içinde yaşayan çok sayıda Müslüman, Pakistan'a göç etti. Ancak nüfusunun ezici çoğunluğu Müslümanlardan oluşan Cammu/Keşmir eyaleti, Hint yönetiminin entrikaları ve İngilizlerin de desteğiyle Hindistan egemenliğinde kaldı. O tarihten bu yana Keşmir halkı Hint zulmü altında yaşadı.

Keşmirli Müslümanlar Hint yönetimine direnmek ve bağımsızlıklarını kazanmak istediler. Buna karşın Hint güçleri tarafından, ülkede 1947, 1965 ve 1971 yıllarında üç büyük katliam gerçekleştirildi. On binlerce Keşmirli Müslüman öldürüldü. İslami bilincin engellenmesi için din eğitimi veren okullar kapatıldı. 1990 yılından sonra ise Keşmir'deki asimilasyon hareketi en acımasız şeklini aldı. İnsanlar sebepsiz yere gözaltına alınıp, işkence gördüler. Evler kundaklandı, savunmasız insanlara türlü baskılar uygulandı, gazete ve okullar kapatıldı.

Hint işgali



Son yıllarda ise bölgedeki baskı ve asimilasyon şiddetlenmiştir. Hindu yönetiminin Müslümanlara olan baskılarına, bir de "fanatik Hindu örgütleri" eklenmiştir. Bu örgütler, Babür Şah Camisi olayında olduğu gibi, Keşmirli Müslümanların tamamen yok edilmesini hedeflemektedir.

Peki acaba neden belirli güçler, yaşanan bu teröre destek olmayı ısrarla sürdürmektedirler? Bu sorunun cevabını, özellikle dünya üzerindeki pek çok ülkede ve uluslararası örgütlerde faaliyet gösteren lobilerde aramak gerekiyor.

Sonuç olarak, Keşmirli Müslümanlar yarım yüzyıldır yalnızca radikal örgütlerle değil, aynı zamanda bunları perde arkasından destekleyen güçlerle de savaşmaktadırlar.


Bu güçlerin olaya katılımı, özellikle propaganda boyutunda ortaya çıkmaktadır. Keşmirli Müslümanlara karşı uygulanan zalim politikalar çok büyük boyutlardadır. Ancak tarih boyunca olduğu gibi, günümüzde de türlü propaganda yöntemleriyle Keşmir ve bölgesinde yaşananlar, kamuoyuna çok farklı şekilde aksettirilmektedir. Uygulanan zulümler, işkenceler, masum insanlara yapılan baskılar gizlenmekte, sonuçta tüm dünya olan bitenler karşısında sessiz kalmaktadır. İnsan hakları örgütlerinin hazırladıkları raporlar adeta yokmuş gibi davranılmakta, baskıya karşı direnen, kendi topraklarında barış içinde yaşamak için mücadele veren Keşmirliler görmezlikten gelinmiştir. Olaylar kendi haline bırakılırsa, sorunların kısa sürede aşılacağı iddia edilmektedir.

Aslında bu gelişme, söz konusu İslam karşıtı güçlerin Keşmir üzerindeki politikalarının yeni çizgisidir. Bu, yalnız kalan İslam toprağı Keşmir'in de bir hamlede düşürülmesi demek olacaktır.

Oysa yarım asra yakın bir zamandır Hint zulmüyle karşı karşıya kalan Keşmir halkının tek dileği, dinlerini rahatça yaşayabilecekleri, insanların sadece Müslüman oldukları için zulüm görmeyecekleri, çocuklarını barış ve güven içinde büyütebilecekleri bir toprağa sahip olmaktır.

Keşmir örneğinde olduğu gibi yaşanan haksızlıkların gündemde tutulması önemlidir. Yeryüzünde huzurun, barışın ve adaletin ancak Kuran ahlakının hakim olması ve yaşanması ile mümkün olacağının bütün insanlara anlatılması gerekmektedir. Bu, tüm Müslümanların üzerindeki en önemli sorumluluklardan biridir. Buna sessiz kalmak, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışıyla hareket etmek demektir. Bu davranış ise Müslümanların kesinlikle yapmayacakları birşeydir. Eğer Keşmirli Müslüman kardeşlerimizin başlarına gelenler bizim başımıza gelse ne yapardık şeklinde düşünürsek, onların içinde bulundukları durumu daha iyi kavrarız. Örneğin Türkiye'de üzerinde yaşadığımız topraklarımızdan, yabancıların bizleri atmaya çalıştığını ve bu amaçla çeşitli baskı ve zulümlere maruz kaldığımızı düşünelim. İşte sadece bunun düşünülmesi bile, dünyada zulüm altında yaşayan Müslümanların durumlarını daha yakından hissetmemizi sağlayacaktır. (www.fikiryazilari.net)











0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.