OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Tarihte gizemli bir örgüt: Tapınakçılar




Haçlı Seferleri sırasında Kudüs’te ortaya çıkan Tapınak Şövalyeleri, zamanla tüm Avrupa’yı ekonomik ve siyasi açıdan etkisi altına alan ülkelerüstü önemli bir güç haline geldiler. 14. yüzyılda Fransa Kralı ve Papa V. Clement tarafından ortadan kaldırılmaya çalışılan Tapınakçılar, gerçekte hiçbir zaman yok olmadılar.

Tapınakçılar ya da diğer adıyla Süleyman Tapınağı Şövalyeleri, Ortaçağ Avrupa tarihinin en ilginç ve en gizemli konularından birisi. Örgütün kurulması Birinci Haçlı Seferi sırasında gerçekleşti. Bilindiği gibi bu sefer sonucunda Haçlılar, Kudüs’ü ele geçirmiş ve yeni bir Haçlı Krallığı kurmuşlardı. Bu Krallık, Selahaddin Eyyübi tarafından yıkılana dek, Kudüs’ü elinde bulundurdu. Tapınakçılar, işte bu Krallık döneminde ortaya çıktılar.

Gittikçe büyüyen ekonomik güç


1118’de Haçlı Kralı 2. Baudouin, Kudüs’e Payns’lı Hugues adlı birinin önderliğinde dokuz kişi göndermişti. Bu dokuz kişi “İsa’nın Yoksul Şövalyeleri” adında yeni bir tarikatın çekirdeğini oluşturdular.

Kral onları, çok önemli bir yere, Kudüs’teki Süleyman Tapınağı’nın olduğu noktaya yerleştirdi... Bu şövalyeler kısa sürede sayı ve güç yönünden geliştiler ve koruyucusu oldukları Tapınak’a nispetle Tapınak Şövalyeleri olarak anılmaya başlandılar. Liderlerine -mason geleneğinde olduğu gibi- “Üstad” diyorlardı. En büyüklerine “Büyük Üstad”...

Tapınakçılar gittikçe büyüyen bir örgüt haline geldiler. Yalnızca Kudüs’te değil, Avrupa’da, özellikle de Fransa’da çok sayıda Tapınakçı oluştu. Kutsal Topraklar’ın güvenliği onlardan sorulmaya başlanmıştı.

Tapınakçılar şirketleşiyor


Bu arada Tapınakçılar, ticari faaliyetlere ve şirketleşmeye de başladılar. Avrupa’dan Filistin’e gitmek için yola çıkan zengin hacıların değerli eşyalarını Avrupa’da devralıp karşılığında çekler veriyorlardı. Filistin’e ulaşan yolcular orada bu çekleri Tapınakçılar vasıtasıyla paraya çevirebiliyorlardı, ama Tapınakçılar'a yüklü bir faiz geliri bırakarak.

Çek hesabını Floransalı bankerlerden önce icat etmişlerdi. Nitekim Tapınakçılar bağışlardan, işgallerden, parasal işlemlerden elde ettikleri yüzdelerle devasa bir şirket haline geldiler.

Tapınakçılar'ın ekonomik boyutuna, Michael Baigent ve Richard Leigh’in birlikte yazdıkları The Temple and the Lodge (Tapınak ve Loca) adlı kitapta değinilmiştir. Bu kitapta, modern bankacılığın kökeninin Tapınakçılar'a dayandığını ve bu örgütün Avrupa’daki servetin önemli bir bölümünü elinde bulundurdukları anlatılmaktadır. Fransız ve İngiliz Krallıklarına bile faizle para verdiklerinin belirtildiği kitapta, “Hiçbir Ortaçağ kurumu kapitalizmin yükselişine Tapınakçılar kadar katkıda bulunmamıştır” tespiti de yer alıyor. (Michael Baigent, Richard Leigh, The Temple and the Lodge, s. 78-80)


Sapkın bir tarikat


Tapınakçılar'ın aslında bundan çok daha ilginç bazı özellikleri vardı. Bu özelliklerin başında tarikatın gizli tören ve ayinleri geliyordu. Uzun süre bu törenleri tarikata üye olmayan hiç kimse bilmedi. Fakat zamanla sızan bilgiler, Tapınakçılar'ın gerçekte Hıristiyanlıktan büyük bir sapmayla uzaklaştıklarını ve birçok sapkın uygulamalar içinde olduklarını gösteriyordu.

Tapınakçılar'ın büyük bir sapkınlık içinde olduklarına dair kuşkuların iyice artması ve büyük bir gizlilik içinde gerçekleşen ayinler 1307 yılında Fransa Kralı ve Papa V. Clement’in emriyle Paris’teki Tapınakçılar'ın tümünün tutuklanmasıyla sonuçlandı. Gizli toplantılarında neler yaptıkları ile ilgili sorgulandılar. İtiraflar ilginçti:

“Tapınakçılar’ın çoğu, İsa’ya inanmayıp onu ‘sahte peygamber’ olarak gördüklerini kabul ettiler. Tapınakçılar’ın sorgusu sırasında hemen hepsinin kabul ettiği ve kesinleşen bir şey var: Tapınakçılar’ın tapındığı bir tür put. Çoğu Tapınakçı bu figürü gördüklerini söylemiştir... Bazı Tapınakçılar gizemli bir kedi figüründen söz etmiştir. Ortak görüş bu figürün Şeytan’ı temsil ettiği yönündedir.” (Levis Spence, The Encyclopedica of the Occult, s. 406)

Yıllar süren sorgu ve mahkemelerin sonucu bu sapkınlıklarının açığa çıkmasının ardından Tapınakçı Tarikatı, Papa 5. Clement tarafından tamamen yasaklandı. Tapınakçılar'ın “Büyük Üstad”ı 1314'de idam edildi. Papa tüm Avrupa krallıklarına çağrı göndererek ülkelerinde yaşayan Tapınakçılar'ın tutuklanmasını istedi.

Yer altındaki tapınakçılar


Tapınakçılar, yasaklanıp önde gelenlerinin çoğunun idam edilmesinin ardından, Avrupa’nın farklı bölgelerinde kendilerine güvenli yerler bulup, varlıklarını yer altında sürdürdüler. Anlatıldığına göre, Paris’teki Tapınakçılar'ın bir bölümü, haklarında tutuklama kararı çıkmadan bir gece önce şehirden gizlice ayrıldılar. Bu yer altı Tapınakçıları’na “Yeni-Tapınakçılar” adı verildi. Yeni Tapınakçılar’ın sığındıkları yer ise, Güney Fransa’daki Provins bölgesiydi. Şehrin altında açılan yer altı tünelleriyle birbirlerine bağlı gizli toplanma yerleri kurulan Provins, bu dönemde Kabalistlerin ve Tapınakçılar’ın karargahı olarak kullanıldı. Kabalistler ve Tapınakçılar Fransa’da da benzer hedefler peşindeydiler. Tapınakçılar, önceleri siyasi ve ekonomik bir güce sahipken Papa ve ona bağlı krallıklar tarafından yasaklanmış ve sindirilmiş bir gizli örgüt konumundaydı. Yahudiler gibi kiliseye ve ona bağlı krallıklara derin bir nefret besliyor ve öç alma isteğiyle yanıp tutuşuyorlardı.

Günümüzde de varlığı tartışma konusu olan Tapınakçılar Tarikatı belki resmen kapatılmıştı, ama fiilen hiç yok olmadı. The Encyclopedia of the Occult (Okültizm Ansiklopedisi) 428. sayfasında bu konuyla ilgili şunlar aktarılmaktadır:

“Konuyla ilgili çoğu kaynak tarafından, Büyük Üstad Jacques de Molay’ın ölümüyle birlikte, hayatta kalan Tapınakçılar tarafından bir komplo tasarlandığı öne sürülür. Buna göre, Tapınakçılar’ın amacı, kendilerini yasaklayıp Üstad’larını öldüren Papalığın ve bazı Avrupa krallıklarının yıkılmasıdır. Bu amacın nesiller boyunca aktarıldığını ve Tapınakçılar’ın devamı olan Aydınlanmacılar ve Gül-Haç (Rose-Croix) gibi örgütlerce sürdürüldüğü söylenir. Masonluğun etkisiyle gelişen ve Fransız tahtının yok olmasını sağlayan Fransız Devrimi de bunun bir sonucu olarak yorumlanır.”




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.