OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Filistin'in Düşündürdükleri




Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya'yı biraraya getiren ve Filistin topraklarını içine alan bir “Yeni Osmanlı” birliği, dünyanın en gelişmiş medeniyetini, en zengin topraklarını ve üstün kültürünü de içinde barındıran, 21. yüzyıla damgasını vuracak bir birlik olacaktır. Bu birliğin öncülüğünü yapabilecek tek millet ise, hiç şüphesiz Osmanlı'nın mirasçısı olan Müslüman Türk Milleti'dir.

İsrail Devleti’nin, Filistin halkına karşı yürüttüğü katliamlar hakkında bilgi verirken, üzerinde durulması gereken önemli bir konu vardır: Bu da Müslümanların bu terör karşısında nasıl bir tavır takınmaları gerektiği konusudur.

Bir Müslüman tüm hayatını Allah’ın Kuran’da emrettiği güzel ahlak prensipleri üzerine kurmalıdır. Günlük hayatında, ticaret sırasında veya insanlarla ilişkilerinde nasıl adaletli, hakkaniyetli davranıyorsa, savaşta, savunma sırasında ya da topraklarından sürüldüğü zaman da aynı ahlakı göstermelidir. Tevekküllü olmalı, adaleti ayakta tutmalı, Allah’ın emir ve tavsiyelerine titizlikle uymalıdır.

Allah'ın, "Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele" (Bakara Suresi, 155) ayetinde de bildirdiği gibi bir Müslüman dünya hayatında denemeden geçirildiğini asla aklından çıkarmamalıdır. Allah sıcak savaşla, saldırılarla, baskılarla ve türlü zorluklarla müminleri denemektedir. Önemli olan bu denemeye Allah'ın razı olacağı şekilde karşılık vermek ve şartlar ne olursa olsun Müslümanca davranmaktır. İşte bu nedenle Filistinliler de İsrail işgaline yönelik tepki gösterirken başlarına gelen her zorluğun bir deneme olduğunu unutmamalı ve Allah’ın güzel ahlak, adalet ve “haddi aşmamak”a dair emirlerine titizlikle uymalıdırlar.


Filistinliler nasıl davranmalı?


"Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever." (Mümtehine Suresi, 8) ayeti Filistin halkının İsrail Devleti'ne karşı mücadele ederken, sivillere karşı nasıl bir tutum içinde olmaları gerektiğini ortaya koymaktadır. Allah Kuran ayetlerinde hiçbir suçu olmayan, savunmasız kadınların, yaşlıların ve çocukların öldürülmelerini yasaklamıştır. Peygamberimiz savaşa çıkan kumandanlarına bu konuda detaylı emirler vermiş, sivillere hiçbir zarar gelmemesi konusunda onları uyarmıştır.

Oysa son yıllarda bazı Filistinliler tarafından savunmasız Yahudilere, çocukların, kadınların ve yaşlıların bulunduğu sivil yerleşim alanlarına yönelik intihar saldırıları gerçekleştirilmektedir. Bu saldırılar kimi zaman bir kafeteryayı, kimi zaman bir okul servisini, kimi zaman da çocuk yaştaki gençlerin bulunduğu alışveriş yerlerini hedef almakta ve onlarca masum sivilin ölümüyle sonuçlanmaktadır Bu saldırılar doğal olarak dünya genelinde çok büyük bir tepkiyle karşılanmakta ve Filistin halkının haklı mücadelesine faydadan çok zarar vermektedir. İsrail'in yıllardır devam eden işgal politikasına karşı çıkan insanlar dahi, İsrailli sivillere yönelik bu saldırıların ardından Filistin halkına karşı tavır almakta, onlara verdikleri desteği geri çekmek durumunda kalmaktadırlar.

Sivil halka yönelik bu gibi saldırıların mazur görülemeyeceği açıktır, çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi, böyle bir yöntem İslam’a kesinlikle aykırıdır. Kuran ayetlerini ve Peygamber Efendimizin uygulamalarını incelediğimizde sivillere yönelik saldırılara İslam ahlakında hiçbir şekilde yer olmadığı açıkça görülmektedir. Peygamberimiz gerek Mekke'nin fethinde gerekse diğer savaşlarında masum ve savunmasız insanların haklarını titizlikle korumuş, onlara bir zarar gelmesini engellemiştir. Müminlere bu konuda çeşitli hatırlatmalarda bulunmuş, "Resulullah'ın dini üzerine sefere çıkın. Ancak; ihtiyar, kadın ve çocuklara ilişmeyiniz. Islah ve ihsan elinden olunuz. Allah muhlisleri sever" (Ramuz El Ehadis, cilt 1, 84/8) şeklinde emretmiştir. Peygamber Efendimizin bir diğer hatırlatması ise şu şekilde olmuştur:

"Çocukları öldürmeyiniz. Kiliselerinde kendilerini ibadete vermiş kimselere dokunmaktan sakınınız! Kadınları, yaşlanmış pir-i fanileri öldürmeyiniz. Ağaçları yakmayınız ve kesmeyiniz. Evleri de yıkmayınız!" (Ramuz El Hadis, cilt 1, 76/12)


Tüm hayatını Kuran ayetleri ve Peygamber efendimizin hadisleri doğrultusunda şekillendiren bir Müslümanın Yahudilere olan bakışı da Kuran ahlakına uygun şekilde adil ve itidalli olmalıdır. Yahudiler Allah’ın elçileri vasıtasıyla indirdiği bir dine mensup kişilerdir ve Kuran’da Yahudilerden ehli kitap olarak bahsedilmektedir. Ehli kitap, temeli Allah'ın vahyine dayanan birçok ahlaki değere, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Kuran’a baktığımızda Müslümanlarla ehli kitap arasında dostane bir ilişki olduğu görülür.

İslam tarihinde de Müslüman toplumlar ehli kitaba her zaman için ılımlı ve hoşgörülü davranmışlardır. Bu durum özellikle de varisi olduğumuz Osmanlı İmparatorluğu'nda çok belirgindir. Bilindiği gibi 15. yüzyılda Katolik İspanya'nın hayat hakkı tanımadığı ve sürgün ettiği Yahudiler, aradıkları huzuru Osmanlı topraklarında bulmuşlardır.

Kısacası Kuran ayetlerine göre düşünen ve Allah'tan korkup-sakınan Müslümanların, Yahudilere karşı, dinleri ve inançları nedeniyle de bir husumet beslemesi, sadece Yahudi oldukları için onlara düşmanca davranmaları mümkün değildir. İsrail Devleti'nin işgal ve baskı politikaları nedeniyle, bu devletin sivil vatandaşlarının suçlanması da mümkün değildir. Dolayısıyla Filistin halkının haklı mücadelesinde aşırılıktan kaçınması, Siyonist İsrail Devleti'nin yaptığı her türlü haksız, adaletsiz uygulamalara ve şiddete karşı, Kuran ahlakının gerektirdiği bir adalet ve itidal ile karşılık vermeleri gerekir.


Yeni Osmanlı Birliği


Dünyadaki tüm akılcı ve adil insanların temennisi, Filistin’de her iki halkın da razı olacağı barış ve huzurun bir an önce hakim olmasıdır. Ancak masum bir halkın tüm haklarını elinden alarak ve onları açlığa ve yokluğa mahkum ederek kurulacak bir barış, tek taraflı olur. Daha da önemlisi böyle bir barış gerçek anlamda bir barış değildir. Çünkü böyle bir barış güvenlik ve huzuru hakim kılamaz, tam aksine karmaşa ve kaosun artmasına neden olur. Her iki halkın razı olacağı bir ortamın hakim olması ise ancak adaletin, eşitliğin ve insan haklarının her yönüyle gözetildiği bir barış planı ile mümkün olabilir.

Bu barışın mevcut yapısıyla İsrail Devleti tarafından sağlanamayacağı görülmektedir, çünkü İsrail'in resmi ideolojisin temelinde siyonist ırkçı düşünce hakimdir. Ortadoğu'ya barış getirecek insanların, farklı insanları ve kavimleri Allah'ın yarattığı eşit kullar olarak gören, hiçbir soy ayrımı gözetmeyen, bireyleri ve milletleri sadece ahlaklarına göre değerlendiren bir anlayışta olmaları gerekir. Bu kimseler, Müslümanlardır.

Siyonist Yahudilerin, Yahudi olmayanlara karşı her türlü zulmü makul gören ideolojilerinin aksine, Kuran'da Müslümanların düşmanlarına karşı dahi adaletle davranmaları emredilir. Allah "Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoyduklarından dolayı bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin" (Maide Suresi, 2) buyurarak, Müslümanlara, savaş halinde bulundukları müşriklere karşı dahi adaletli olmayı emretmiştir.

Ortadoğu’ya barışın gelmesinin tek yolu ayetlerde bildirilen ahlaka sahip bir yönetimdir. İnsanların dost ve kardeşçe yaşayabildiği, barış ve güven dolu bir ortamın yeniden oluşturulabilmesi ancak imani şuura ve ahlaki olgunluğa sahip bir yönetimle mümkün olabilir. Osmanlı yönetimi ve tecrübesi ise, günümüzde çatışmaların merkezi haline gelmiş olan bu bölgeye huzurun ve barışın getirilmesinin mümkün olduğunu bizlere göstermiştir.

Bu tür bir “Yeni Osmanlı” birliği oluşturma yönünde atılacak somut adımlar, bölge devletleri tarafından da kabul görecektir. Üstelik bu birlik dünyanın en gelişmiş medeniyetini, en zengin topraklarını ve üstün kültürünü de içinde barındıran, 21. yüzyıla damgasını vuracak bir birlik olacaktır. Bu birliğin öncülüğünü yapabilecek tek millet ise, hiç şüphesiz Osmanlı'nın mirasçısı olan Müslüman Türk Milleti'dir.


İntihar İslam'a Aykırıdır


İsrailli sivillere yönelik söz konusu saldırılar incelenirken üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise intiharın İslam'daki yeridir. İslam hakkında yanlış bilgilere sahip olan çevreler, bu barış dininin intihar saldırılarına izin verdiği yönünde son derece hatalı bir düşünceye sahiptirler. Oysa başka insanları öldürmek gibi insanın kendisini öldürmesi de İslam'a aykırıdır. Allah, "Ve kendi nefislerinizi öldürmeyin." (Nisa Suresi, 29) ayetiyle intiharı açıkça haram kılmıştır.

Bir insanın, her ne sebepten olursa olsun, kendisini öldürmesi İslam’a göre yasaktır. Bu, ancak İslam’ı çok yanlış anlayan, gerçek Kuran ahlakından habersiz, aklını ve vicdanını kullanmayan, nefret ve intikam duygusuyla körleşmiş kimselerin başvurabilecekleri bir yöntemdir ve her Müslüman, Filistin’in Müslüman halkının haklı davasına gölge düşüren bu eylemlere karşı çıkmalıdır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.