OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

21. Yüzyılın enerji siyaseti: Petrol Politikaları




Petrol ve doğal gaza yeni bir alternatif bulunana kadar, 21. yüzyılın ilk yarısında da bu iki enerji kaynağı mevcut stratejik önemini sürdüreceğe benzemektedir. Petrol ve doğal gaz, sömürgeci güçlerin eline geçtiği günden bu yana, dünyamız savaşlara, isyan ve ihtilallere, acımasız katliam ve kıyımlara maruz kalmaktadır. Günümüzde de bu mücadele, petrolün ve doğal gazın yoğun olarak bulunduğu ve rezervlerin henüz tükenmediği, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Rusya Federasyonu, Kafkaslar ve Orta Asya'da hala devam etmektedir.

Doğal Mücadele Alanı: Avrasya



Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla Yeni Dünya Düzeni'nin ilan edildiği doksanlı yıllar, dünya enerji ve petrol kaynaklarının el değiştirmesi ve yeniden bölüşülmesi mücadelesinin hızlanmasına tanıklık etmiştir. Bundan en fazla nasibini alan da Avrasya olmuştur.

Dünya üzerinde siyasi ve ekonomik olarak etkisi olan devletlerin büyük çoğunluğu Avrasya bölgesinde bulunmaktadir. Bu bölgeye hakim olacak herhangi bir gücün aynı zamanda çok büyük bir siyasi nüfuza sahip olması kaçınılmazdır.

Tüm bunlar, Avrasya'daki enerji kaynakları üzerinde son 150 yıldır devam eden çıkar savaşlarına neden olmaktadır. Bu coğrafya üzerinde, özellikle Sovyetler Birliği'nin hakimiyet alanında kalmış olan topraklarda, petrol ve doğal gaza sahip ülke ve toplumların hiçbirinde savaşlar, darbeler ve katliamlar eksik olmamıştır. Hazar bölgesi ve Orta Asya'daki enerji havzaları, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte dünya gündemine gelmiş ve sahip olduğu petrol ve doğal gaz potansiyeli ile bütün ilgileri üzerine çekmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından enerji politikalarını Ortadoğu'daki zengin ve ucuz rezervlere göre ayarlayan Batı Avrupa ve ABD izledikleri siyasette değişiklikler yapmak zorunda kalmışlardır.

Hazar Bölgesinin Önemi


Hazar bölgesinin dünya ekonomisi ve siyasetinde ortaya çıkışı, ister istemez yarım yüzyıldır Avrasya üzerinde kurulmuş olan bütün dengelerin yıkılmasına yol açmıştır. Ortadoğu'ya yeni bir rakip çıkmıştır. İki kutuplu dünya düzeninde paylaşılan doğal kaynaklar, Sovyetler Birliği'nin siyaset sahnesinden çekilmesinden sonra boşta kalmıştır.

Dünya siyasetinin en önemli aktörleri bu bölgede söz sahibi olabilmek amacıyla söz konusu mücadeleye dahil olmuşlardır. Bölgenin en batı ucunu oluşturan Avrupa devletleri, kaybettiği gücünü tekrar kazanmaya çalışan Rusya, Asya'da uyanan dev olarak adlandırılan Çin ve bölgeyle coğrafi bir bağlantısı olmadığı halde en önemli güç olan ABD, Avrasya merkezli bu çatışmada yerlerini almışlardır.

Bir bütün olarak ele alındığında Hazar'ın sahip olduğu rezervler asla Ortadoğuyla eşdeğer olamaz. Ayrıca bu bölgeden çıkarılan petrolün maliyeti daha fazladır. Buna rağmen ABD'nin yaklaşımı, bu bölgeyi desteklemek ve böylece Körfez bölgesine olan bağımlılığı bir ölçüde azaltmak yönündedir. Aynı şekilde enerji alanında Avrupa Topluluğu'nun da Kafkasya ve Orta Asya' da benzer stratejik çıkarları vardır. Özellikle doğal gaz ihtiyacının büyük bölümünün Rusya'dan karşılanıyor olması, Avrupa'yı yeni kaynakların arayışına itmektedir. Bunun en büyük sebebini ise böylesine önemli bir ihtiyaç için sadece Rusya'ya bağımlı kalma endişesi oluşturmaktadır. Bundan dolayı doğal gaz ihtiyacının, Türkiye üzerinden geçecek bir boru hattı ile Kafkasya ve Ortadoğu'dan karşılanması ABD'nin bu konudaki politikalarından bir tanesidir.

Ekonomisi kötü durumda olan Rusya, bu geniş kaynakları kaybetmek istememektedir. Uzakdoğu krizinden dolayı en fazla kalkınma hızına sahip Uzakdoğu ülkelerinin petrol taleplerini kısmaları nedeniyle petrol fiyatları %30 dolayında düşmüştür. Bunun sonucunda ise petrol ihraç eden OPEC ülkeleri ve Rusya Federasyonu'nun ihraç gelirlerinde de %30 dolayında bir gerileme görülmüştür. Bundan dolayı OPEC üyesi ülkelerle, zor durumdaki Rusya Federasyonu petrol fiyatlarını yükseltecek her türlü senaryoyu desteklemektedirler.

Bütün bunların ışığında Hazar ve Orta Asya petrollerinin dünya piyasalarına aktarımı kısa vadede Rusya'nın çıkarlarına uymamaktadır. Rusya'nın bu bölgede yapmak istediği, petrol yataklarını kontrol altında tutmak ve Batı'daki, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki rezervler eridikten sonra uluslararası pazarlara sunmaktadır. Avrupa'nın sahip olduğu en büyük kaynak olan Kuzey Denizi petrol sahasının yakın bir gelecekte tükeneceği bilinen bir gerçektir. Rusya, Hazar bölgesini kontrol ettiği müddetçe Ortadoğu ile arası kötü olan Batı'yı da enerji konusunda kontrol edebilmeyi planlamaktadır.


Hazar Stratejileri Geliştirmek


Bütün bunlardan çıkarılan sonuç, hem kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve korumak, hem de diğer ülkelerin enerji yolları üzerinde hakimiyet sağlayabilmek için bütün uluslararası aktörlerin dikkatinin bu yöne döndüğü yönündedir.

Türkiye Cumhuriyeti ise coğrafi olarak bu mücadelenin tam ortasında bulunmaktadır. Mevcut durum iyi analiz edildiği ve buna uygun stratejiler gerçekleştirildiği için, Türkiye’nin bölgede etkin bir rol alması mümkün olmuştur.

Herşeyden önce, mevcut petrol ve doğal gazın uluslararası pazarlara istikrarlı biçimde nakli Türkiye açısından önemli bir fırsattır. Türkiye geniş Akdeniz sahil şeridi ve Kıbrıs'la olan siyasal bağları dolayısıyla Ortadoğu ve Hazar havzalarından temin edilen petrol ve doğal gazın dış pazarlara ulaşım ve dağıtım yollarını kontrolü altına alma imkanına sahiptir.

Aynı zamanda Türkiye bütün bu bölgelerle tarihi ve kültürel bağlarla sıkı sıkıya bağlıdır. Geçmişinden sahip olduğu yöneticilik mirası, Türkiye’yi bölgede bir kere daha lider olmaya zorlamaktadır. Türkiye jeo-stratejik ve jeo-ekonomik olarak bu bölgede kilit bir noktada yer almaktadır. Aynı zamanda geliştireceği stratejilerle tüm Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'yı kapsayan bu alanda kalıcı barışı temin edebilecek ve bunun sonucunda da böyle bir birliktelikten oluşacak ekonomik gücü idare edebilecek tarihi birikime sahiptir.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.