OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Tarımın Vazgeçilmez Gücü




Türkiye'nin sahip olduğu topraklar ve üzerinde yaşadığımız bölgenin iklimi, Allah'ın bu ülkeye verdiği büyük bir nimettir. Petrol, doğal kaynaklar tükenebilir ama verimli topraklar koruma altına alınıp iyi bakıldığı takdirde hiçbir zaman bozulmaya uğramazlar ve Allah her zaman topraktan insanlara nimetlerini sunar.


Geçmişteki ve günümüzdeki güçlü devletler tarıma özel bir önem vermişlerdir. Tarım, ekonominin ve ülkenin temelini oluşturur. Uluslararası ticarette liberal ekonomik ilkeleri uygulayan ülkeler bile, sıra tarım ve tarım endüstrisine gelince içe dönük kapalı politikalar izlemişlerdir. Bunun sebebi tarımın bir ülkenin üretiminde birinci sırayı almasıdır. Sanayi ancak bundan sonra ikinci sırada gelebilmektedir.

Teknolojinin Allah'ın yaratmış olduğu bir nimet olarak insanların önüne sunulması sonucunda artık dünyada olaylar çok hızlı bir şekilde gelişmektedir. Dünyanın bir ucunda meydana gelen bir kriz, uzak ülkeleri bile saatler içinde etkilemekte ve global ticaretin yoğun bir etkileşim içinde olmasından dolayı, bu etki domino taşı gibi diğer ülkelere de hemen sıçramaktadır. Ani meydana gelen bu olaylar sonucu ülkelerdeki para dengeleri bozulmakta, borsalar düşmekte ve bu etki hemen ekonominin temeli olan üretim piyasalarını da durdurmaktadır.


Temel ihtiyaçlarını kendi kendine tedarik edebilen ve bu konularda dışa bağımlı olmayan devletler ise, ekonomide bazı dalgalanmalar yaşasalar bile bunların etkisi küçük dereceli olacaktır. Bu gibi durumlarda ülke vatandaşları haklı olarak tasarruf yapma yoluna gider ve mali sistemlerde birkaç gün içinde büyük değişiklikler meydana gelebilir. Var olan teknolojinin tarımsal üretime uygulanması sonucunda çok etkili sonuçlar alınabilir. Tarıma dayalı toplum düzenini geride bırakarak bilgi toplumuna geçmiş olmamız, tarıma tamamen sırtımızı döndüğümüz anlamına gelmez. Unutulmaması gereken bir husus da, hangi toplum düzeninde olursak olalım gıdasız yaşayamayacağımızdır.

Bir noktayı iyi kavramak gerekmekte.Tarım, dünyada olabilecek en ileri teknikler uygulansa bile doğa koşullarına büyük ölçüde bağlılık gösterir. Yetiştirilen herhangi bir ürün için, öncelikle iklim, toprak ve yer şekilleri bunda en önemli etkenlerdir. En ileri teknolojiler dahi kuraklık, fırtına, düşük sıcaklık, şiddetli yağışlar karşısında çaresiz kalır. Doğa koşullarının tarımsal faaliyetlere uygun olduğu ortamlar, başka bir deyişle tarım arazileri, insanın akıl ve kas gücü, üretim araçları ve teknolojinin olanakları ile birleştirildiğinde bir anlam kazanır.

Tüm bu saydıklarımız gerçekte Allah'ın insanlar üzerine olan lütfunu gösterir. Çünkü tarım yapılabilmesi için gerekli her koşulu düzenleyip ayarlayan Allah'tır. Allah bir ayetinde şöyle buyurur: "O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır."(Enam Suresi, 99)

Türkiye'nin tarım potansiyeli



Türkiye sahip olduğu yüzey şekilleri, iklim, toprak ve bitki örtüsü ile, çeşitliliğe sahip bir ülkedir. Bu fiziki koşulların birbiri ile bağlantılı bir biçimde çalışması sonucu tarımsal ürünlerin büyük bir kısmı yüksek kalitede yetiştirilebilmektedir.

Türk gıda sektörünün teknik yeterliliği de yüksek seviyededir. Et ve süt ürünleri hariç tutulursa, gıda sektörümüz AB ile rekabet gücüne sahiptir. Un, yağ ve bisküvide rekabet gücümüz daha da yüksektir. Fındık işleyen sanayimizin karşısında ise AB, rekabet gücüne sahip değildir. Türkiye'nin tarım ürünleri ihracatı 4,4 milyar $ olup, ülkemiz tarım ürünleri ithalatı ise, 3,4 milyar $ seviyesindedir. Ancak ihracat potansiyeli, bu rakamın üç katından da fazla olup, ulaşılmak istenen ihracat tutarında hedef 10 milyardır.


Neler Yapılabilir?


Türkiye'nin tarımsal geleceği için, tarıma ilişkin tüm konular üzerinde hassasiyetle duran, engelleri kaldıran bir politika ortaya koymak hayati önem taşımaktadır.

Bu politikanın getirdiği uygulamalar, tarımda verimlilik ve gelir artışı sağlayarak, Türkiye'yi bol, kaliteli, ucuz ve dünya ile rekabet eden ürünler yetiştiren bir tarım ülkesi haline getirir. Elbette bu durum gerçekleşirken çiftçi de zenginleşecektir. Böylelikle ülkenin toprak ve su zenginliği güvence altına alınabilir; kuraklık, çölleşme ve buna benzer sorunlara karşı çözümler üretilebilir. Bu noktada arazilerin ıslah edilmesi, sulama sistemlerinin geliştirilmesi ve arazi kullanımına yönelik planlamalar, uygulanılabilecek yöntemlerin arasındadır. Büyüme ve verimliliğin sağlanabilmesi için, Avrupa ve ABD’deki uygulamalar incelenerek dünyadaki tarımsal model üretimler örnek alınabilir.

Tarım, bir ülke için stratejik öneme sahiptir. Başka üretim kalemlerinde olduğu gibi yeri doldurulamayacak bir sektördür. Bundan dolayı bir ülke için tarım açısından dışa bağımlılık söz konusu olamaz. Üstelik, 11 Eylül olaylarının ardından bölgesine model olmaya aday gösterilen Türkiye'nin her konuda olduğu gibi tarım konusunda da güçlü politikalar sergilemesi gerekir. Hatta Türkiye, tarımdaki verimlilik ve ürün artışı ile komşu ve yoksul devletlere bolca gıda yardımında bulunarak kendine hem insani hem de politik etki alanı meydana getirecek bir çizgi oluşturabilir.

Bugün Türkiye sahip olduğu toprakların verimliliği, madenleri, su kaynakları, girişimciliği, genç nüfusu, ülke topraklarının stratejik konumuyla büyük bir yükselişin müjdesini vermektedir. Türkiye’nin ekonomik olarak bağımsızlığını koruyabilmesinde ve ulusal çıkarlarını gözetebilmesinde, tarım konusunda istikrarlı bir büyüme yaşayabilmesinin etkisi büyük olacaktır.


Güçlü Tarım İmparatorlukları



Selçuklu


Tarihin en güçlü İmparatorluklarından biri olan Selçuklu İmparatorluğu'nun Alparslan ve oğlu Melikşah’ın sultanlığı boyunca vezirliklerini yapmış olan Nizamülmülk, İmparatorluk'ta tarım ve imar faaliyetlerine verdiği önemle ün salmış ve halkının büyük güvenini kazanmış değerli bir devlet yöneticisidir. Nizamülmülk’ün ününün zamanımıza kadar ulaşmasının sebebi yaptırmış olduğu imar faaliyetleri ve tarımın gelişmesi için harcadığı çabalar olmuştur. Hizmeti görev edinmiş olan bu düşüncedeki liderler, halkının desteği ve sevgisini arkasına alarak uzun seneler yönetimde kalmışlardır.

Eski Mısır


Eski Mısır’ın zamanının en büyük imparatorluğu olmasının sebebi tarımda çok güçlü olmasıdır. Nil nehrinin ülkenin ortasından geçmesi, tarım alanlarının sulanmasını, bu sayede de bir tarım uygarlığının oluşmasını sağlamıştır.


Mezopotamya


Tarihte Mezopotamya’daki zengin uygarlıklardan her zaman bahsedilmiştir. Bundan yaklaşık 2500 sene önce Ortadoğu'nun ağaçlarla kaplı bir yer olduğu artık bilinmektedir ve o topraklar Dicle ve Fırat’ın arasındaki sulanabilir verimli topraklardır. Sulama imkanının meydana getirdiği tarımsal üretimin gücünden dolayı, bu ülkeler zengin ülkeler olmuşlardır.

Sebe halkı


Meşhur Mağrib barajı, tarihteki en güçlü, zengin ve uzun yaşamış imparatorluklardan biri olan Sebe tarafından yapılmıştı. İmparatorluğun güçlü olmasının en büyük sebebi bu barajdı; çünkü insanlar buradan tarlalarını gerektiği kadar suluyorlar, yağmurların yağmasını beklemiyorlardı. Kendilerine yeten, dışa bağımlı olmayan tarımsal güçleri vardı. Ne zaman ki Mağrib barajı yıkıldı, Sebe İmparatorluğu da kısa zamanda çöktü.

Osmanlı


Osmanlı İmparatorluğu da, Ortaçağ'da etkin olmuş olan bütün devletler gibi ekonomisini tarım üzerine kurmuştu. Tarım sayesindedir ki, Osmanlı milleti yokluk çekmemiş ve onun sağladığı maddi kaynaklarla çeşitli idari düzenlerin kurulmasına vesile olmuştu.

Osmanlı'da tımar düzeni, tarım üzerine geliştirilmiş bir sistemdi. Topraklar, savaşlarda faydaları görülen sipahilere çeşitli askeri ve idari hizmetler karşılığı bölüştürülüyordu. Sipahiler de bu ürünlerin bir kısmını vergi olarak alıyordu. Osmanlı devlet sistemi tarımdan güç alarak dev bir ordu kurmuş ve çeşitli vergi düzenlemeleriyle kurulan sistemi muhafaza etmesini de bilmiştir.





0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.