OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

İstanbul ve Beklenen Mehdi




İstanbul, hem dünya coğrafyasındaki konumu ve tarihsel önemi açısından hem de Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanla ilgili hadislerinde belirttiği kutlu, bir o kadar da önemi bir şehirdir.

Türkiye'nin en büyük ve en güzel şehri olan İstanbul'un bilinen yerleşme tarihi, Kadıköy (Kalkhedon) ve Sarayburnu bölgelerine yerleşen Megaralılarla başlar. Şehrin ilk adı olan Bizantium, komutan Byzos'a izafeten verilmiştir.

Şehir 9 yüzyıl boyunca çeşitli işgaller görmüştür. MS 196'da Roma İmparatoru Severus tarafından alınmış, İmparator'un oğlu Antonius Caracalla'nın isteği ile yeniden kurularak Antoninia ismiyle anılmaya başlanmıştır. MS 269'da Gotların, MS 313'de tekrar Romalıların eline geçen şehir, IV. yüzyıl başlarında Büyük Constantinus tarafından imar edildikten sonra bildiğimiz Constantinopolis adını almış ve İmparator Teodosius'un "Kanunlar Mecmuası"nda, bu adla ilk resmi kayıtlara geçmiştir.

İmparator, başkenti Roma'dan İstanbul'a taşımış, şehre ikinci Roma (Deutera Rome) ve Yeni Roma (Nea Rome) adlarını vermiş ise de, Constantinopolis adı daha çok yerleşmiştir. İmparatorluk MS 395 yılında ikiye ayrılınca bu tarihten 1453 yılına kadar Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun başkenti olmuştur.

Bizans döneminde İstanbul 30 kuşatma görmüştür. IV ve XV. yüzyıllar arasında Hunlar, Avarlar, Sasaniler, 11 kez Araplar, 6 kez Bulgarlar, Selçuklular, Peçenekler, Haçlılar ve 7 kez Osmanlılar İstanbul'u kuşatmıştır. Şehri alabilmek, ancak 30. kuşatmada Fatih Sultan Mehmet'e nasip olmuştur. Osmanlılar halkın her türlü hakkını korumuş, şehri yeniden imar etmiş ve başkent seçerek saltanat merkezi haline getirmiştir.

Yüzyıllar boyu resmi yazı ve paralarda Konstantiniyye olarak geçen İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu süresince Darülhilafe (Hilafet Evi), Darüssaltana (Saltanat Evi), Deraliye (Devletin Evi), Asitane (Devletin Eşiği), Dersaadet (Mutluluk Evi), Selatin (Sultan Kapısı), Beldetüt Tayyibe (Güzel Belde), İslambol (Müslümanı Bol), Darülmülk (Padişahın Yeri), Payitaht-ı Saltanat (Saltanatın Başkenti), Südde-i Saltanat (Saltanatın Eşiği) gibi birçok adlar almışsa da, İstanbul olarak tanınmış ve yaşamıştır.

Yunan, Helenistik, Roma, Bizans ve Türk medeniyetleri görmüş olan şehir, her medeniyet içinde hiçbir zaman ikincil bir değere sahip olmamış, hep o yüksek ilgiyi kendine çekmiştir. İçinde Hıristiyan, Musevi ya da Müslüman olan herkesin barış içinde yüzyıllar boyu birlikte yaşadığı çok kozmopolit bir şehir olmuştur.

Tarihine, Osmanlı'nın cihan imparatorluğunun baş şehri sıfatını taşımanın onurunu yazdırmıştır. Türk'ün dünyaya nizam verdiği merkez olan İstanbul, İslam aleminin ve Batı'nın önde gelen devlet adamlarını, düşünürlerini ve siyaset uzmanlarını Medeniyetlerin Uyumu çatısı altında biraraya getirerek eski değerini yitirmediğini bir kez daha göstermiştir.

İstanbul'un tarihi, siyasi ve sosyal açıdan büyük bir önemi daha bulunmaktadır. Bu önem, 1400 yıl evvel, Peygamber Efendimiz (sav) tarafından çeşitli vesilelerle ifade edilmiştir.



Hz. Mehdi, Türkiye ve İstanbul



Peygamber Efendimiz (sav)'in hadis-i şeriflerinde ve pek çok İslam aliminin eserlerinde de yer aldığı üzere, Allah, ahir zamanın (dünyanın son döneminin) bu büyük karmaşası içindeki insanları kurtuluşa ulaştıracaktır. Yolunu şaşırmış olan insanlığı doğru yola davet etmek için, "Mehdi" (doğruya götüren) sıfatını taşıyan üstün ahlaklı bir kulunu vesile kılacaktır.

Hadislerde bildirildiğine göre, Allah'ı inkar eden ve dinsizliği destekleyen felsefi sistemleri çürütecek olan Hz. Mehdi'yle aynı dönemde Hz. İsa da dünyaya yeniden dönecektir. Hz İsa ve Hz. Mehdi, Hıristiyan ve Yahudi dünyasına da hitap edecek, onları içine düştükleri hurafalerden sıyrılıp Kuran'a göre yaşamaya çağıracaklardır. Hıristiyanların Hz. İsa'ya uyması ile birlikte, İslam ve Hıristiyan dünyaları tek bir inançta birleşecek ve dünya "Altınçağ" olarak anılan büyük bir barış, güvenlik, mutluluk ve refah dönemi yaşayacaktır.

Hadis-i şeriflere ve İslam büyüklerinin eserlerine baktığımızda, gerçekten Hz. Mehdi'nin çıkış yeri olarak Türkiye'nin gösterildiğini görürüz. Türk milleti, üstün ahlakıyla Altınçağ'da üstlenilecek olan şerefli görevi yerine getirmeye en uygun millettir. Ahir zamanda dünyada barış ve güvenliği sağlayacak Türk milletinin, İslam ahlakını Türkiye'den yayacak olması, Türkiye'nin kalbi olma özelliği taşıyan İstanbul'un önemini arttırmaktadır. Zira söz konusu kaynaklarda da İstanbul'a özellikle dikkat çekilmiştir.



Hz. Mehdi'nin İstanbul'u Manen Fethetmesi



Allah O'nun eli ile Konstantiniyye'i fethedecektir. (Naim b. Hammad, Cafer'den tahric etti.)

Naim b. Hammad, Ebu Said el- Hudri'den tahric etti; Peygamberimiz (sav) buyurdu ki: (Mehdi'nin) zamanında uykuda olan uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 11)

.Mehdi, Peygamber (sav)'in yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtılmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, sf. 163)

Hadislerde ve İslam alimlerinin eserlerinde, Mehdi'nin mücadelesi sırasında hiçbir karmaşa ve huzursuzluk çıkarmayacağı vurgulanmaktadır. Hz. Mehdi'nin görevleri şu şekilde düşünülebilir: İslam'ın içine sokulan hurafeleri, yanlış gelenekleri temizleyecektir. Aynı zamanda Allah'ı inkar eden düşünce sistemlerine (materyalizm, Darwinizm, ateizm gibi) karşı etkili bir fikri mücadele yürütecektir. İnsanlığın uzun süredir aramakta olduğu huzur ve barış ortamını getirecek olan İslam ahlakını tüm dünyaya tanıtacak ve İslam dünyasına önderlik edecektir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Hz. Mehdi'nin tüm bunları ılımlı, barışçı ve akılcı yollarla yapacak olmasıdır. İstanbul'un manevi yönden fethedilmesi de bu anlamda değerlendirilmelidir.



Kutsal Emanetlerle Aynı Şehirde Bulunması



Peygamber (sav)'in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup dikişsizdir ve rengi de siyahtır. O'nda bir hicr (hale) bulunur. O Resulullah (sav)';ın vefatından beri açılmamış olup Mehdi çıkınca açılacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 23)

Bilindiği gibi Resulullah Efendimiz (sav)'in bu mübarek emanetleri (kılıcı, gömleği, sancağı) İstanbul'da Topkapı Sarayı'ndadır. Yukarıdaki hadis-i şeriflerde sözü edilen hiç açılmamış sancakda yine Topkapı Sarayındadır. Müzenin Kutsal Emanetler Bölüm Şefliği'nden edindiğimiz bilgiye göre, müzede iki sancak bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi sonradan dikilmiş olup, içerisinde eski sancaktan alınmış, parçalar vardır. Diğeri ise halka teşhir edilmemektedir. Hadis-i şerifin işaret ettiği sancak bu olup, Hz. Mehdi tarafından açılacak olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Kuran'da İstanbul'a Dikkat Çekilmesi



Kehf Suresi, ahir zamana, dolayısıyla Hz. Mehdi'ye dair, peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ve pek çok İslam aliminin dikkat çektiği bir suredir. Bu surede aktarılan kıssalarda pek çok sırlar ve ahir zamana işaret eden birçok ifadeler bulunmaktadır. Bu yönüyle Kehf Suresi'nin ahir zamanla ilgili olarak dikkatle okunması ve üzerinde düşünülmesi gerekir.

Allah Kehf Suresi'nin 60. ayetinde şöyle buyurur: "Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim." (Kehf Suresi, 60)

Allah ayette Hz. Musa'nın genç bir arkadaşıyla buluşma yeri konusunda anlaştığından bahseder. Bu buluşma yerinin özelliği iki denizin birleştiği bir yer'de olmasıdır. Hz. Musa'nın bahsettiği yer, dünya üzerinde bu tarife uyan bölgelerden birinde olmalıdır. Dünya üzerinde bu tarife uyan iki yer vardır. Biri Cebelitarık Boğazı'nın olduğu yer, diğeri de İstanbul'dur. Cebelitarık Boğazı'nın iki yanının farklı ülkelerin toprakları olması ve buranın okyanus ve denizin birleştiği bir yer olması, ayette geçen yerin burası olmadığını göstermektedir. Bu durumda ayetteki iki denizin birleştiği yer İstanbul'dur. (En doğrusunu Allah bilir)



Türk Milleti'nin Yöneticilik Mirası ve 21. Yüzyıl



Hz. Mehdi ve ahir zaman konularına ilgi duyan bazı insanlar, önemli bir yanılgı içine düşerler. Bu konuları, şu anda içinde yaşadığımız dünyadan ve bu dünyanın kurallarından tamamen farklı, tümüyle metafizik bir boyut içinde düşünürler. Bu nedenle gerek ahir zamanı, gerekse Mehdi'yi, içinde yaşadığımız devre çok uzak birer ideal sanırlar.

Sosyal ve siyasi şartlar değerlendirildiğinde, Mehdi'nin, İslam dünyasının içindeki güçlü, stratejik öneme sahip, İmparatorluk geleneği bulunan ve demokratik bir ülkede ortaya çıkmasının kuvvetle muhtemel olduğu görülür. Mehdi ise, yüksek ahlaka sahip, kahraman, fedakar Türk Milleti'nin imanlı ruhunu tasvir eden bir şahs-ı manevidir.

Bu durum kimseye şaşırtıcı gelmemelidir. Çünkü Türk Milleti, tarihte de İslam'ın asırlar boyu bayraktarlığını yapmış lider bir millettir. Peygamberimiz (sav)'in ölümünden birkaç asır sonra, Abbasi hükümdarlarının siyasi güçlerini kaybetmelerinin ardından İslam dünyasının korunması görevini doğrudan Türk Milleti üstlenmiştir. Haçlı Seferleri'ne ya da Moğol istilalarına karşı en başta göğüs geren güç, Türk Milleti'dir. Yavuz Sultan Selim ile birlikte de hilafet doğrudan Türk Milleti'ne geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, tarihteki en güçlü İslam ülkesi olarak, altı asır boyunca hüküm sürmüştür. Bugün de pek çok medeniyetin birleştiği nokta olan Türkiye, İslam dünyasının en güçlü, en etkili ve Batı nezdinde en itibarlı ülkesidir.

Bu tarihi ve siyasi özelliklerinin yanı sıra, Türk Milleti'nin ahlak özelikleri de, onu liderlik konumuna layık kılmaktadır. Tarihte büyük devletler kurmuş, bu sorumluluğun zorluklarını yaşamış, güçlü düşmanlar tarafından hedef alınmış bir millet olan Türkler, bu geçmişin verdiği bir ahlaki olgunluğa sahiptir.

İşte bu nedenlerle, Türk Milleti, 21. yüzyılda "dünya milletlerine öncü" olmaya layık ve ehil bir millettir.





0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.