OSMANLI YAHUDİLERİ
Cahiliye Toplumunda YÖNETİCİ KARAKTERİ
Süper Güçlü Malzeme Elde Etme Yolunda Yeni Arayışlar: Örümcek Ipeği Üreten Keçiler

Etrafınızdaki Herşey Gibi Aslında Siz de Moleküllerden Oluşuyorsunuz!
Dünyayı Kana Bulayan iki Siyasi Gücün Benzerlikleri SİYONİZM ve HAÇLILAR
Bilimin Rotasi Doğru Çizilmelidir
DOĞA ve TEKNOLOJİ

Kuran'da Kadina Verilen Önem
Kibris'ta Dönüm Noktasi
Atomdaki Tasarımın Açtığı Yeni Ufuk: İletken Plastikler
Kaçınılmaz Gerçekler Yaşlılık ve Ölüm

www.harunyahya.org

Araştırma'dan



0

Eritre - Etiyopya Müslümanlar Barış ve Huzur İstiyorlar



Savaş ve karışıklıklar, Afrika kıtasında hiç hızını kaybetmeden on yıllardır devam ediyor. Sömürgeci güçlerin 1950'li ve 60'lı yıllarda kıtadan çekilmesinin ardından, Afrika ülkelerinin çoğunda faşist veya komünist diktatörler yönetime geldi. Bu rejimler, Müslümanlara karşı sistemli bir sindirme politikası izlediler ve halen de izlemeye devam ediyorlar. Bu politikalar neticesinde aralıksız savaş ve kargaşanın yaşandığı yerlerden birisi, 16. yüzyılın ortalarından itibaren yaklaşık 2 asır Osmanlı yönetiminde kalmış olan Eritre oldu.

Eritre, Etiyopya'nın kuzeyinde, Afrika'nın Asya'ya en çok yakınlaştığı Babül Mendep Boğazı'na kadar olan kıyı boyunca uzanan bir ülkedir. Bu bölge, Afrika kıtasında binlerce yıldır, ticari ve askeri olarak önemli bir noktadır. Koloni Afrikası'nın çoğu gibi, bu ülke de, yerli halkların taleplerine bakılmadan, sömürgeci Avrupalı güçlerin kendi aralarında paylaşımlarıyla ortaya çıkmıştır.

Afrika'nın stratejik noktası: Eritre



Eritre'yi elinde tutan güç, Kızıldeniz'in güney girişini, dolayısıyla Akdeniz'den Hint Okyanusu'na yapılan tüm çıkışları da kontrol altına almış olur. Tüm bunların yanı sıra, Etiyopya için Eritre bir anlamda denizlere açılan liman konumundadır.

İşte, Eritre'nin sahip olduğu bu stratejik önem nedeniyle, İngilizler II. Dünya Savaşı esnasında Amerika'ya Eritre'nin haberleşme üssünü kiralamışlar ve ABD, Etiyopya ile arasındaki bir savunma sözleşmesine dayanarak 25 yıl boyunca burayı kullanmıştır. Burası, dünyanın en önemli haberleşme üslerinden birisidir ve Kore Savaşı boyunca Washington'a haber akışında çok önemli rol oynamıştır. Mevcut stratejik öneminin yanı sıra, sahip olduğu altın kaynakları ve mineraller, muhtemel petrol ve gaz kaynakları da (Kızıldeniz'de petrol arama çalışmaları devam ediyor) bölgeye ilgi duyan güçlerin gözünde Eritre'yi daha da değerli hale getirmektedir.

II. Dünya Savaşı öncesinde nüfusu 1 milyon olan Eritre'nin şimdiki nüfusu Batılı kaynaklara göre 2.5 milyon, bölgede faaliyet gösteren direniş örgütlerine göre ise 3.5 milyondur. Ve bu nüfusun büyük bölümünü Müslümanlar oluşturmaktadır.

Eritreli Müslümanların tarihi




Osmanlı yönetiminden koparıldıktan sonra İtalya tarafından işgal edilen Eritre, 1952'de Birleşmiş Milletler kararı ile Etiyopya ile birleşik bir federe devlet haline geldi. Ancak halk tarafından kabul görmeyen bu durum, geniş halk ayaklanmaları ile neticelendi. 14 Kasım 1962'de ise Etiyopya'daki iç karışıklıkları bahane eden İmparator Haile Selassie, Eritre'yi Etiyopya topraklarına kattığını ilan etti. Selassie dönemiyle birlikte Müslümanlara karşı büyük bir baskı ve işkence politikası başlatıldı. Etiyopya rejimine karşı koyan pek çok Müslüman katledildi.

Etiyopya'nın şiddet ve terör uygulamalarının neticesinde,1967'- den 70'lerin başına dek yüz binlerce Eritreli yurtlarından sürüldü. Tarihin en kalabalık mülteci gruplarından birini oluşturan bu insanlar kadın, çocuk, yaşlı demeden ölüme terk edildiler. Bu durumu, yönetimin uyguladığı yanlış tarım politikaları sonucu, 200 bine yakın insanın da kıtlıktan ölmesi izledi.

Tüm bu gelişmeler neticesinde Haile Selassie yönetimi 1974'de yapılan bir darbe ile devrildi. Marksist görüşe sahip bir cuntanın yönetimi ele geçirmesi, Müslümanlar açısından herhangi bir değişikliğe neden olmadı. Faşist bir diktatörlüğün yerine, Marksist bir diktatörlük kurulmuştu. Müslümanlar için yine baskı, yine işkence, yine gözaltılar, yine zorluk ve sıkıntılar devam etti.

Kanlı bilanço



Haile Selassie'nin halefi Marksist Mengistu Haile-Mariam, yönetimi boyunca tam anlamıyla bir şiddet politikası izledi. Yönetimde kaldığı 17 yıl içerisinde, ülke nüfusunun büyük bir çoğunluğunu yok etti. Mengistu, bölgede süregelen din aleyhtarı çizgiyi, tüm ülke üzerinde terör şeklinde uyguladı. 17 yıl süren Marksist yönetimi esnasında 10 bin cami yıkıldı, yaklaşık 500 bin Müslüman çareyi Sudan'a sığınmakta buldu. Bir o kadar Müslüman ise Somali'ye iltica etti. Mayıs 1991'de Etiyopya yönetimi bir kez daha el değiştirdi, ancak Mengistu'nun geride bıraktığı bilanço oldukça ağırdı:

- 60 bin çocuk sakat ve 45 bin çocuk da ana-babasız kalmıştı,

- 750 bin mülteci vardı ve bunların 500 bini Sudan'da açlık sınırında yaşamaktaydı,

- Nüfusun %80'i gıda yardımına muhtaçtı,

- 48 bin kişiye bir doktor düşmekteydi ve ülkede ortalama yaşam süresi 46 yıl idi...

Son durum



Etiyopya ile Eritre arasında 1999 yılında başlamış olan sınır çatışması, 18 Haziran 2000 tarihinde Afrika Birliği Örgütü'nün girişimleri sonucunda ateşkes ile neticelendi. Ancak her iki tarafın da, içinde bulundukları ekonomik darboğaza ve halklarının açlık sınırında yaşıyor olmasına rağmen, milyonlarca dolarlarını savaşa yatırmaları oldukça şaşırtıcıdır. Bu çatışmalar esnasında limanlar, elektrik santralleri ve havaalanları gibi bir ülke için son derece önemli olan alt yapı kurumları yerle bir olmuş, yüz binlerce insan göçe zorlanmış ve milyonlarca dolarlık hasar meydana gelmiştir. Bu çatışmalarda, bölge halkının fazlasıyla ihtiyacı olan 1 milyar dolara yakın kaynak, silah temini için telef edilmiştir. Böylece taraflar silah üreticileri için iyi bir pazar olmuş aynı zamanda dünya kamuoyunun dikkatinin savaşa yönelmesi itibarı ile nüfusları dahilinde bulunan Müslümanlara yaptıkları zulümleri gizleyebilmişlerdir.


Bugün, bu zulüm her geçen gün daha da şiddetlenerek devam etmektedir. Eritre'de Müslümanların hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alınıp tutuklanmaları, adaletsiz mahkemelerde yargılanıp idamla cezalandırılmaları söz konusudur. Yargısız infazların yapılması ve ülkede her türlü muhalefetin yasak olması nedeniyle, Müslümanlar, düşüncelerini dile getirememekte ve özgürce ibadet edememektedir. Müslüman nüfus arasında kayıpların sayısının gün geçtikçe artmasına sebep olan baskı, şiddet ve sindirme politikaları tüm hızıyla devam etmektedir. Müslümanların çocuklarına dini eğitim verecekleri okullar kapatılmakta, ibadetlerini yapacakları cami ve mescidler yıkılmaktadır. On binlerce Müslüman göçe zorlanmakta, yönetimin zulmünden kaçan 1 milyona yakın mülteci evlerinden uzakta, açlık ve kıtlık içinde yaşamlarını idame ettirmeye çalışmaktalar.

Kuşkusuz bu uygulamalar tarih boyunca masum insanlara yapılan haksız ve adaletsiz uygulamaları bir kez daha hatırlatmaktadır. Kuran'da zalim yöneticilerin karakterlerinin her dönemde aynı olduğu bildirilmiştir. Bunların, halklarına karşı uyguladıkları baskıcı yöntemler, bozguncu karakterleri, kadınlara, erkek çocuklarına yaptıkları şiddetli zulüm hiç değişmemiştir. Hatta Kuran'da, "Biz bunlardan önce nice nesilleri yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak bakımından kendilerinden daha üstündüler..." (Kaf Suresi, 36) ayetinde bildirildiği gibi çoğu zaman geçmiştekiler zorbalık bakımından bugünkülerden daha şiddetlidirler. Geçmiştekilerin yaptıkları zulüm ve zorbalıklar nasıl karşılık bulduysa, bugünküler de Allah'ın sonsuz adaleti ile karşılık bulacaktır.

Bugün, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Eritre'de de zayıf bırakılmış ve yardıma muhtaç olan insanlar, barış ve huzur içinde bir yaşam özlemi içindedirler. Vicdan sahibi insanlar, dünya üzerinde her nerede olursa olsun zulme uğrayan insanlar yardımcı olmak için gayret etmelidirler. Bu da ancak Kuran Ahlakı ile ahlaklanmış, yüksek vicdan sahibi olan inançlı insanların duyarlılıkları ve sahiplenmeleri ile gerçekleşebilir. (Harun Yahya, İslam'ın Kışı ve Beklenen Baharı)




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.