Balkanlardaki İslam'ın Kahraman Lideri: ALİYA İZZETBEGOVİÇ


Balkan Müslümanları İstanbul'daydı
Batı Trakya Müslümanları
Sahte Dünyanın Acılarından Tutku Ve Hırs
Çin'in Batıl İnancı: ŞAMANİZM

Mübarek Ramazan
Işığın Bilinmeyen Özellikleri
Vücudumuzdaki Sayaç : Tansiyon
"Dindar Evrim" Yanılgısına KURAN'DAN CEVAPLAR

www.darwinizmin
sonu.com

Araştırma'dan



0

Özgürlüğün Gerçek Anlamı


Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur. Bu, özgürlük kavramının insanlar için taşıdığı önemi ortaya koymaktadır. Kimi zaman insanların tüm sıkıntılardan kurtuluşunun, sadece özgürlükten ibaret olduğu bile düşünülmüştür. Hatta bazı dillerde, "özgürlük" ve "kurtuluş" için aynı kelimeler kullanılmaktadır.

Özgürlük kavramının önemi hakkında oluşmuş olan fikir birliği, özgürlük kavramının anlamı söz konusu olduğunda bir anda dağılır.

Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır. İnsanın özgürlüğünü ancak toplumun ya da baskıcı bir devletin koyduğu sınırlamalar engeller. Bu nedenledir ki, "özgürlük" kelimesinden türemiş olan liberalizm, bireyin en önemli varlık olduğunu savunur ve ona özgürlük sağlamak için devletin müdahalesinin en aza indirilmesi, toplumun da olabildiğince hoşgörülü olması gerektiğini savunur.

Özgürlük hiçbir sınır ve kural kabul etmemek olarak tanımlandığında ise bunun sonucu anarşizme kadar gitmektedir. Çünkü anarşizm, devletin ve tüm toplumsal kurum ve kuralların yok edilmesini savunmaktadır ki, liberalizme göre bile, özgürlüğün en üst (ancak güvensiz) düzeyi budur.

Ancak başta da belirttiğimiz gibi, tüm bunlar, özgürlüğün modern Batı düşüncesi tarafından yapılmış olan tarifinin sonucunda ortaya çıkan düşüncelerdir. Bu tarifin kaynağı ise Hümanist düşüncedir. (Harun Yahya, İmtihanın Sırrı)




Hümanizmin Özgürlük Tarifi


Hümanizm, 15. yüzyıl Avrupa'sında Kilisenin öğretilerine karşı gelişen düşünce akımıydı. Hümanistlerin amacı, evrenin ve insanın varlığı ile ilgili olarak Kilise'nin öğrettikleri dışında yeni bir açıklama getirmekti. Bu yeni açıklamaya kaynak bulabilmek için de, Kilise öncesindeki putperest (Pagan) Avrupa kültürlerine geri döndüler. Eski Yunan ve Roma kaynaklarından yola çıkarak Allah’ı inkar eden ve insanı herşeyin merkezine koyan hümanizm düşüncesini ortaya attılar. Her alanda yeni bir açıklama getirme iddiasında olan hümanizm, insan ile ilgili görüşlerini bunlara temel olarak alıyordu. Kilise, Kitab-ı Mukaddes'in verdiği temel doğruların bir sonucu olarak, insanın ruhunda iki ayrı yön olduğunu bildiriyordu. İlki, İlahi yöndü ve tüm iyilikler buradan kaynak buluyordu. Diğeri ise, şeytani yöndü. İnsanın bütün hırslarının, bencilliklerinin, günahlarının kaynağı bu ikinci yöndü. Bu ikinci "şeytani" yönden kurtulmak ise, ancak dinin kurallarına uymakla, hatta çile ve sabırla mümkün olabilirdi.

Hümanizm işte bu "iki yönlü ruh" kavramını reddetti ve insanın bir bütün olarak iyi, güzel ve doğru olduğunu savundu. Bu felsefeye göre, insanın ruhunda bir sorun olmadığı için, mümkün olduğunca özgür bırakılması gerekiyordu. İyiliklerle dolu olan insan ruhu serbest bırakıldıkça da en güzel ve en doğru yolu kendi kendine bulabilirdi! Oysa Hümanizmin ortaya attığı söz konusu "tek yönlü ruh" iddiası, insanlar için bir aldatmacaydı. Papa XIII. Leo, modern dünyanın içine düştüğü bu aldanışı, 1884 yılında yayınladığı "Humanum Genus" adlı ünlü fermanında özellikle vurguluyordu. Yeni hümanist kültürün ardında, masonluk adı altında toplanan din karşıtı güçleri gören Papa şöyle demişti:

"Masonluğun kabul ettiği ve topluma empoze etmeye çalıştığı yegane ahlak, 'sivil' ya da 'bağımsız' ahlak dedikleri ve her türlü dini düşünceyi görmezlikten gelen bir ahlak çeşididir... Ancak insanın doğası fazilete olduğu kadar günaha ve kötülüğe de eğilimlidir. Bu nedenle de, dinin yol göstericiliği olmadan dürüst ve mutlu bir yaşam kurulamaz."

"Tek Yönlü Ruh" İnancının İflası


Hümanizmin "tek yönlü ruh" inancı, daha sonra ortaya atılan bütün ideolojilerin ortak noktası oldu. Din karşıtı ve sözde modern olan bu ideolojiler, bazı toplumsal düzenlemelerle ideal bir toplum kurmanın mümkün olabileceğini öne sürdüler. Sosyalizm, mevcut "düzen" değiştiğinde insanların kolayca birbirlerini sömürmekten vazgeçeceklerini ve "sınıfsız toplum"un kurulacağını iddia etti. Liberalizm ise, insanların özgürleştirilmeleri (devlet ve toplum baskısından kurtarılmaları) halinde, ideal bir toplum oluşacağını öne sürdü.
Oysa devletin ya da toplumun baskısının ortadan kaldırılması beklenen sonucu vermiyor, insanları mutlu etmeye yetmiyordu. O nedenle, liberalizmin verdiği özgürlüğe karşı, Eric Fromm'un "Özgürlükten Kaçış" adını verdiği tepki gelişti. Faşizm ve Nazizim, liberalizmin verdiği "özgürlük"ten yüz çeviren ve güçlü bir otoriteye itaat etme isteği duyan topluluklar tarafından iktidara getirildi.

Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir. Batının içine düştüğü derin belirsizlik ve güvensizlik ve giderek artan çarpık metafizik arayışlar hümanist felsefenin iflasının sonucudur.

Çünkü kurtuluş (yani "felah") için gerekli olan özgürlük; modern Batı düşüncesinin dar düşünce kalıpları ile anlaşılamayacak kadar geniş bir anlam içermektedir.




Kuran'a Göre Nefs, Felah ve Özgürlük



Batı'nın yanlış özgürlük ve kurtuluş kavramlarının temelindeki yanlış, yukarıda sözünü ettiğimiz hümanizm kaynaklı insan ruhunun "tek yönlü " olduğunu iddia eden batıl bir inançtır.

Oysa ilim bakımından herşeyi kuşatan yüce Allah, gerçeği Kuran’da şu şekilde bildirmektedir.

"Güneşe ve onun parıltısına andolsun, Onu izlediği zaman aya, Onu (güneş) parıldattığı zaman gündüze, Onu sarıp-örttüğü zaman geceye, Göğe ve onu bina edene, Yere ve onu yayıp döşeyene, Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır."
(Şems Suresi, 1-10)

Yüce Allah’ın ayetlerinde de bildirdiği gibi, Rabbimiz insanı yaratırken nefsine (benliğine) hem kötülük, hem de ondan sakınma, yani iyilik ilham etmiştir. İnsan ancak, içinde bulunan bu iki güçten, vicdanını kullanarak kurtuluşa erer. Nefsi insanı daima bencil ve kıskanç olmaya iter. Güvensizlik ve gelecek korkusu aşılar. Sonu gelmeyen bir tutku ve hırs içinde çırpınmasına neden olur. Nefsinin içindeki kötülüğün varlığını kabul ederek ondan sakınması ona felahı, yani kurtuluşu getirecektir. Allah bu gerçeği Kuran'da şu şekilde bildirmiştir.

"... kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından' korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır".
(Haşr Suresi, 9)

Gerçek özgürlük ise müminin vicdanını kullanarak sahip olduğu felah ve kurtuluştur. İnsan sadece tutkularının esiri olmaktan kurtulduğunda özgürleşir. Artık onun yaşamının amacı, söz konusu sonu gelmez tutkuları tatmin etmek değil, yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaktır.

Böylece Allah'a kul olmakla Allah'ın dışındaki herşeyden özgürleşir. Nitekim bu gerçeği bilen Hz. İbrahim babasına şöyle seslenmiştir: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?" (Meryem Suresi, 42) Aynı şekilde, İmran'ın karısı, dünyaya getireceği bebeği için şu duayı etmiştir:
"Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sen'sin Sen".
(Al-i İmran Suresi, 35)

Bütün Resuller, insanları nefislerinin bencil tutkularına kapılmaktan ya da başka insanlara kul olmaktan kurtulup yalnızca Allah'a kul olmaya davet etmişlerdir. İnsanlar, yaratılış amaçlarına aykırı olan bu bağımlılıklardan kurtuldukça özgürleşirler. İşte bu nedenledir ki, Kuran'da Resul, müminlerin "ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirlerini indiren" kişi olarak tarif edilmiştir. (Araf Suresi, 157)
Unutulmamalıdır ki, özgürlüğe ancak Allah’a gerçek anlamda iman edildiğinde sahip olunabilir. Allah dışında tapılan dünyaya ait herşey, kişiyi kendisine esir edecek ve hiçbir zaman kurtulamayacağı bir esaret altına sokacaktır. Gerçek özgürlük, yüce Allah’ın ayetinde de bildirdiği gibi ancak her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak Allah’a adanan bir yaşamla mümkün olacaktır.




0






Özgürlük, hemen hemen her toplum ve ideolojiden kişinin hemfikir olduğu ve savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çatışmaların, savaşların çoğundaki amaç, özgürlüğü kazanmak olmuştur.
Batı düşüncesinin özgürlüğe verdiği anlamı şöyle özetleyebiliriz: Özgürlük, insana, diğer insanlar (toplum) ya da devlet -veya başka herhangi bir kurum- tarafından hiçbir kısıtlama ve baskı yapılmamasıdır.Bugün Batı toplumlarının içinde bulundukları toplumsal yapı, modern Batı felsefesi tarafından tarifi yapılan "özgürlük" kavramının, insanın kurtuluşunu sağlamadığını göstermektedir.



Okullarda, bilimsel kaynaklarda ve bir kısım medyada, teori ispatlanmış bir gerçek gibi sunulmakta, pek çok insan da bu nedenle evrimi hiç sorgulamadan kabul etmektedir. Oysa her geçen gün gelişen, paleoantropoloji, antropoloji ve mikrobiyoloji gibi bilim dalları, sözünü ettiğimiz yaygın inanışın aksine, evrim teorisini sürekli yalanlamaktadırlar. Evrimi ispatlamak için 150 yıldır aralıksız sürdürülen çalışmalar, teoriyi çürütmekten başka bir sonuca varamamışlardır.
Bu gerçeğe rağmen, evrim teorisinin bu denli yaygın bir biçimde savunulması ve insanlara empoze edilmesinin tek nedeni ise, teorinin ideolojik yönüdür.